26 Mart 2016 Cumartesi

Hayal dinletisi

Bir insanın birden fazla hayali olabilir...Neden olmasın ki! Kimimiz hayalimize giden yolu daha küçüklükten itibaren bulur kimimiz ise zamanın öğrettikleriyle hayalimizi hatırlarız. Aslinda hatırlamak için unutmam gerekir ve asla unutmamisizdir. Unuttuğumuzu sandigimiz anda bir yerlerde kendine yer edinen hayallerimiz vakti gelince kendilerini anlatırlar acı bir şekilde. Pismanliksa pişmanlık ozlemse özlem ve mutluluk ise mutluluk ile. Denemekten korktuklarimizi yüzümüze vura vura bazen gecenin gec bir saatinde anlatırlar. Karanlık gecelerde hele ki uykusuz isen. Bugün zihnimde dinlediğim bir ses... Ney sesi...Pişmanlığımi anımsattı. Ney özel bir müzik aleti. İnsan ruhunun üflendigi bu aletin çıkardığı sesin sözcüklere ihtiyacı yok. Denedim. Bende üflemek için çaba harcadım. Hayalimdi. Fakat talihsizligi hayalimin başka zorunluluklarimin altında ezilmesiydi. Yada benim ezilmemdi. Oysa insanların ihtiyaçları vardir anlatmaya, dinlenilmeye. Eğer olmuyorsa bu iki durum en çok yazar. Yazar ki anlatamadığı düşünceleri aksın gitsin... Bir müzik aletiyle ise dinler. Geceyi, rüzgârı, en çok da kendi kalabalığını dinler. Bir daha elime aldigimda "ney" dinler mi bilmem fakat dinlemeye ihtiyacım olduğunu biliyorum,uzun cümlelere gerek kalmadan. Uzun cümleler altında ezilmeden.

24 Mart 2016 Perşembe

Yolculuklar

Noktasız zaman...Saatin tik taklari birbirini kovalarcasina ilerlerken gün geceye gece güne kavuşuyor. Sanki hayat bir virgülle ayrılmış gibi devam ediyor. Nokta konuluncaya kadar. Bugün elim kütüphanemin bir sırasına takıldı kaldı ve orada bir kitaba uzandi. Nazan Bekiroğlu... Yol hâli... Altını üstünü çizip notlar almisim. Oysa bir kitabin üzerine başka bir kalemin dokunmasiyla o kitaba hakaret ediyormuşum gibi bir düşünürdüm, dune kadar. Saygı duymalı ve aklımda kalanlara sonuna kadar guvenmeliydim. Ne değişmişti sahi... Belki kitaplar aynıydi değişen bendim. Düşünce dehlizine kapıldığım yolculuklarda öğrendiğim bir dolu şey olur. Bu yüzden otobüs yolculuklarını severim.İzlerken kendimle de tanisirim yeni yeniden. Yol hali de böyle bir kitap gündüz vakti cektigim bir fotoğrafla ellerimin uzandığı kelimelerle bütün bir günü tek bir manaya sığdırıyor. Yolculuklar biziz. Giden veya kalanlarin dusunceleri...Her halimiz...Eksik kalan yarimizi ya tamamlayan yada daha da yarım bırakan....Bu yüzden yolculuklar oyle yada böyle buruktur. Alışkanlıklar bırakılır kavusmalara koşul sa dahi arda bakılır usulca. Yolların da acı yanı bu değil midir?

23 Mart 2016 Çarşamba

Alışkanlıklar durağı

Bir şehri tanımak için önce acılarıni anlamak ve bilmek gerekirmiş,tıpkı insanlar gibi.İnsanlarla şehirler arasında görünmeyen bağlar da belki buradan geliyordur kimbilir. Bilmediğim bir özlem sardı bu ara beni. Alışkanlıgimin özlemi de olabilir. Alışkanlıklarimla çektiğim fotograflarla yüzleşiyorum. Bu fotoğraf en güzel zamandan güzel bir tebessüm gibi kalmış telefonumda. Eskiden insanların birbirlerinden kacmadigi zamanları hatırlatmıştı, en eski kooperatif yapısı olarak. İçten bir diğer eve açılan kapılarla güveni anımsatıyordu sanki. Bazen diyorum güven çok mu gerilerde kaldı. Soru işaretleri görünmezlikle yer edinmiyor zihnimde. Şimdi bir keskem daha oldu. Nefret ettiğinizi hatta umursamadiginizi dusundugunuz şehirlere dahi alışmaya  çalışırken insan, alışkanlıklara güzel anılari cogaltmaliymisim. Üniversite son sınıfta elimde bir fotoğraf makinesi şehre ilk kez adım atmış bir turist gibi baştan başa fotoğraflamaliymisim. Güvendiğim hafızam bile bu ara bana çok fazla güvenme diyor çünkü....

15 Mart 2016 Salı

Bahar renkleri

Uzun yuruyusler her zaman ruhu dinlendirmistir.En azından benim için böyle. Yürümek saatlerce bilmediğim bir yerde turist olmak nefes aldırdi sanki. Aslında bir yerlerde bildiği şehirlerde de insan turist olmali. Görmediğini gorebilmek duymadığını duyabilmek ve hissetmediğini hissedebilmek için. Şimdi bahar son sözü söylemekte...Soğuğa kafa tutmakta açan bu güzel çiçekleriyle. Dünyanın en güzel manzarası bu olmalı. Tüm yorgunlukları alacak bir düş manzarası. Baharın rengi yeşil olmaz yalnızca. Bahar hissedilen her renktedir. Masallar en çok bunu öğretti bana. Bir yaz çocuğu olsam da baharın güzelliğine her zaman saygı duymusumdur. Bu yüzdendir az fotoğraf çekmelerim. Her fotoğrafin bir hikayesi olmali inancım. Bu fotoğrafında var bir himayesi. Ya sizin hikayesi olan fotoğraflariniz var mi?

14 Mart 2016 Pazartesi

Tatil kelimeleri

Hüzün kelimesinin tarifi yapılabilir mi sahiden? Bugün sanki hüzün kelimesinin tarifiydi.Acı ile yoğurulan fakat zorundaliklara rağmen yaşama gücünün adı olan hüzün... Yağmurlu bir günde insan daha sık konuşuyor kendisiyle.Pişmanlıklariyla fazlasıyla yüzleşiyor kimbilir belki de yağmurun temizleyecegini zannediyordur.İçsel bir güdü şeklinde. Uzun zaman sonra sanki bin asirmış gibi gelen hayatımda tatildeyim. Dağlara olmadığım kadar yakın kalabalıklara ise bir o kadar uzak. Düşünce dehlizindeyken ne kadar çok istediğim birseyi fark ettim.Kitaplar hakkında susmadan günlerce konuşabilecek bir yakindas. Fazla bir istek mi emin olamadim.Lakin geceler hüzünle kaplatirken düşünceleri kitaplardan konuşmak iyi gelebilirdi.

6 Mart 2016 Pazar

Hafta Sonu Karmaşasında bir Soluk....

Başlamak zordur. Özellikle de ilk kelimeyi yazmak... Günlerdir binlerce tez arasından kendimi ayıklamaya çalışırken yazmam gereken makaleleri düşünmekle meşguldüm. Aslında boş bir meşguliyetin tanımıydı sanki yaptıklarım. Kitap okumaktan uzak hayatı bir pencere kenarından izleyen bitmesini bekleyen birisi... Zamanın benim için beklemesini dileyen birisiyim. Biliyorum. Hayalperestlikle çevrelenen dünyam gerçeklerle bu kadar içli dışlı iken ayakta kalmak zor. Fakat başarıyorum sanırım. Belki de başardığımı düşünmek bana güç veriyor. Zorunluluklarımın ardındaki o güneşi görmek için beklentisizliğim durmalarım. Kış bu yıl fazlasıyla hızlı geçti. Bir rüya gibi önce bahar gelecek sonrasında ise güneşin sıcaklığında ellerim gölge oyununa çevrilecek. Kim bilir belki o zaman kalbimdeki kış da gitmiş olur....

5 Mart 2016 Cumartesi

Bir cam kenarı

Yağmur çoğu zaman hüzün verir bana. Fakat izlemekten de kendimi alıkoyamam. Tüm gün siyah bulutların etkisinde üzerimdeki hüzün örtüsünü aralamaya çalıştım. Fark ettim ki evimde olmayı seviyorum. İzlemeyi seviyorum. Dahil olduğumun fark edilmeyen hayatları izlemeye alıştım belki de kim bilir... İzlerken gördüklerimi anlamaya çalışmak zor da olsa alıştım. Binbir çeşit hayata tebessüm etmeye çalışırken bir oyunun içinde olduğumu düşünmek yoruyor bazen. Zamanın getirdikleri benden aldıklarından fazla olsun diye dualar ederken öğreniyorum. İnsanların kargaşasının içinde dahi bir düzenin varlığını... Eski bir alışkanlıkla ellerim cam buğuna şekiller çiziyor. Üşüdüğümü hissedemeden uzatıyorum yağmura. Yorulmasın diye kendime telkinler verirken bir süreliğine de olsa kendi kalabalığımdan uzaklaşıyorum. Ellerimde tutamadığım yağmur damlaları sanki bana beni hatırlatıyor. Sanki tebessüm etmem gerektiğini söylercesine içeri girmemi sağlıyorlar. Vakit hangi zaman ve zaman ne ara bu kadar yavaşladı soruları ile beni baş başa bırakıyor!

4 Mart 2016 Cuma

Piyano rüyası

Bazen hissetmek, gözlerini kapadığında olmayı istediğin yerde olduğunu düşünmek insana iyi geliyor. Hayattaki birçok kargaşadan kaçmanın yolu yazmak diyordum. Eklemem gereken bir başka kelimeyi unuttum. Müzik... Bir piyano yada bir ney sesi... Beni bir rüyaya bağlayan beni bir rüyadan uyandıran gerçeklikler. Yağmurlu bir gün sonunda aklımda yer edindiğini otobüs camındaki yansımam bana söyledi sanki. Üzgün, hüzünlü bir yüz ve kulaklıklarını çantasından çıkarmaya çalışırken çoktan ineceği durağa varan. Hayat zamanlamalarla dolu, biliyorum. Fakat bazı zamanlamaların bana benden önce gelmesinin ironisinde şaşırmadan edemiyorum.

3 Mart 2016 Perşembe

Akşam Günlüğü

Evlerin insan karakterleri üzerine bir etkisi olmalı... Odamdaki duvarda görünmeyen bir yazı şeklinde kendine yer ediniyor bu cümle... Evler içinde yaşayanları simgeler sanki. Kimi evler dışta muhteşem gözükse de içten uğraşması gereken binlerce problemle uğraşır kimi evlerse sadece sıcaktır. Neşelidir. Kollarını açmış düş dünyayı unut dercesine beklemektedir. Bugün yorgunluğumu alan evim olduğu için şükrettim. Kalabalıkların ardındaki sessiz gürültülerin yorgunluğuyla evimde uğraşmak zorunda değilim. Evimdeki yalnızlığımı bana ait olan o duyguyu seviyorum. Biliyorum yemek sonrası bir resmin içerisine gireceğim. Benim resmim elinde bir kahve önünde kitap bir pencere kenarında bekleyen bir resim değil. Benim resmim o kitabın dünyasına çoktan kapılıp gerçek dünyayla alarmım arasındaki gördüğüm rüyalarda. Bugün kendime kızmamın sebebini şimdi fark ediyorum. Aylar var ki elime bir kitap almadım. Neden bilmiyorum? Oysa benim bir parçam olan bir alışkanlık nasıl unutulur ki! Şaşırdım. İçimdeki kırgınlığın sebebine bağladım. Kırgınlığım kitaplara değil hayatım boyunca öfkelenemeyen ben kitaplara küsecek kadar büyük değilim ki... Hala büyümeyi öğrenmeye çalışan fakat başarılı olup olmadığı konusunda tereddütleri olan birisiyim. Büyümek bu kadar zor olmamalıydı.