20 Nisan 2016 Çarşamba

Soruların cevapsızlığı

Dönülmek istenen yıllar...Bazen pişmanlık zamana karşı bir kırgınlık değildir. Bir düş kırıklığı... Düşler kırılabilir mi? Mutlu olduğumuz anı dondurmalıyız. O anda kalabilmek için dualar etmeliyiz. Fotoğraf fobim ne zaman başladı bilmiyorum. Çocukluk fotoğraflarıma baktığımda anlamsız bir ifade sanki lütfen flaşa basılsın ve çekileyim ifadesi. Şimdi ise biraz daha farklı. İnsanlar sahiden de değişebilirmiş. Büyüdükçe her anı dondurmalıyım diyorum. Her duygu sonrası yazmalı ve her mutluluğu fotoğraflamalıyım. Neden mi? Bilmiyorum. Bu soruyu aslında iki yıl önce sormuştum ilk kez. Cevabını almak için iki yıl boyunca defalarca sordum. Cevabını tam olarak hala veremedim kendime. Lakin anlıyorum. Zaman geçtikçe daha iyi anlıyorum. Zihin bir süre sonra aldatıcı olabiliyor. Onlarda yaşayanların birer parçası olarak yaşanan her olaydan etkilenenler olarak kapılarını kilitleyebiliyor. Unutmak laneti altında kocaman bir enkaz bırakabiliyor. Bu enkaz anılar enkazı olabiliyor. Mutlu veyahut mutsuz anılar enkazı. Bu yüzden ne olursa olsun kapıların kilidini açmak için anahtarlara duyulan ihtiyaç günden güne artıyor. Geçenlerde bir fotoğraf anımsattı bu filmi. Bilmem izlediniz mi "Dear John" filmini?Üniversite birinci sınıfta ilk kez izlediğimde yorumum yorumsuzluktu. Sakince ev arkadaşlarımın film hakkındaki konuşmalarını dinlemiştim. Neden konuşmalara katılmamıştım hatırlamıyorum. Düşüncelerimi neden kendime saklamıştım? Klişe romantizm tadında bir film gibi gözüken bu filmin aslında derin cümleleri olduğunu neden ifade etmemiştim. Uçakta düşündüğümü hatırlıyorum. Biri senden umutla haber beklerken sen umutsuzca bir karar vermek zorunda kalsan ne yapardın? Şartlar her hayatta farklı olabilir. Her insan hayatı bir dünyadır. Yani bir değil binlerce dünya vardır evet. Benim dünyamın sorusunu yani kendi sorumu o zaman yine kendim cevaplamıştım. Altı yıl sonra... Kendi yaşımın dörtte biri süresi kadar bir sürede. Demek ki yaşam da kararların ağırlığı altında ezilirken öğrendiklerimi şu an uygulamaya koyuyorum. Cesaretimi sakladım ki, zor olanı yapmak için. İnsanlar zor olanın kolayı seçmek olduğunu düşünmez. Nasıl bir vicdan yükünün altında ezilmeyi göze aldıklarını fark etmemek için sanırım. Büyüyorum. Düşüncelerimin noktaları ben büyüdükçe anlaşılıyor. Büyümenin en zor fakat en güzel yanı da bu. Hangi kararı vermiş olursanız olun; zor yada kolayı. Eğer "neden" sorusunu sevdiğiniz, önemsediğiniz insanlar sormuyorsa zaten yalnızsınız demektir. Bu yüzden o yüzden o insanları hayatınızdan çıkarmakta tereddüt etmeyin. Açıklama istemek ve o açıklamayı yapmakla gerçek büyük olunmuş mudur sahiden? Soruların cevapları üzerine sayfalarca yazılabilir biliyorum. Ancak cevaplanamayan sorular yaşamdaki renkler oluyor çoğu zaman.

Film arşivimi gözden geçirmeliyim. Geçirirken de düşüncelerimi toparlayıp kararlar almalıyım. Neden bilmiyorum ama yaz mevsiminin durağanlığına alışamadım ömrümce. Bekleyişlerin yorgunluğundan belki. Yaz gelmeden hayatımda yoluna koymak istediklerimi koymak isterken belki bu yazımı okuyanlarda filmin güzel müziklerinden birini dinlemek ister. İnsana dinginlik veren düşüncelerine bir süreliğine de olsa nefes aldıran. Ana karakterin sesini seviyorum. "Little House"... Dünyalarımızın küçüklüğü büyüklüğü fark etmez mutluysak eğer ve gerçekten olmak istediğimiz insanlarla olmak istediğimiz yerdeysek eğer tıpkı sözlerde yer aldığı gibi gitmeyelim...Olmaz mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder