25 Aralık 2016 Pazar

Kitapların Dünyası

Bu ara en iyisi kitapların dünyasına sığınmak... Anlamak en çok da anlaşılmak icin. Önce insan kendinden başlamalı tanımayı dünyayı en çok da vicdanını yoklamali. Vicdan bizimle birlikte doğarken unutuyoruz kendimizi katilastirdikca... Çeşitli bahaneler üretiyoruz sevgisizlige. Ürettiğimiz her bir bahaneye de en çok biz inanıyoruz sonrasında. Öyleyse en çok kitapların dünyasına sığınmali boyle zamanlarda. En azından benim dusuncem bu şekilde. 
Düzenli olarak hediye alan birisi değilim aslında. Hatta hediyelerimi çoğu zaman ben söylerim şöyle olsa böyle olsa diye. Yanı sürprizler pek olmaz hayatimda. Ancak kitap hediyeleri benim için çok önemlidir. Onlarda samimiyet olduğuna inanırım. Gerçek bir samimiyet. Bu alışkanlıktan da öte bir düşünce sanki. Neyse bu iki güzel hediyeden bahsedeyim en iyisi. Bu ay çok şikayet ettim şimdi ise sadece anlatmak istiyorum. Nermin Yıldırım'in Unutma Dersleri kitabı beni tesadüfen bulmadı aslinda. Bir yazı okurken yazının sonu unutma dersleri alintisiyla bitirilmisti. Çok dikkatimi çekmişti. Yanlış hatırlamıyorsam eğer "aptallik,aptal olmadığına inanmakla baslar" diyordu. Bir an için gerçekten durup düşündüm. O kadar çok kibirli olabiliyoruz ki kimi zaman görmüyoruz. Kendi yara berelerimizden bahsederken çoğu zaman alışkanlık oluyor. Hiç size oldu mu bilmem ama bana çok sık oldu. "Boğazım çok ağrıyor ; sorma benimde başımda bir ağrı var sanki beynim catlayacak. Yorgunum tabi ondanla başlayan ardı arkası şikayetler." Sanırım şikayet gibi geliyor karşıdaki insana ve ondan da sana gelen dönüt şikayet etmeye hakkın yok bak ben daha kötüyüm. Bu da bir çeşit bencillik ve kibir gibi  gelmiştir. Oysa duymak istenilen söz yalnizca iyi olacaksın sözüdür. Ama gelmez. Anlamlı bir sozdu bu yüzden..
Gelelim Unutma Dersleri'ne...Görünen ile görünmeyen yada görmek istediğimiz arasında ince bir çizgide yürüyen yazar çok süslü cümleler kurmamış anlatmak istediğini kahramanın dilinden sade ama akıllarda kalıcı bir şekilde anlatmis. Bu kitap bende farklı bir etki yarattı. Vay be ifadesini kullandığım yerlerin hemen ardından kızdığım o kadar çok yer olduki. Eskiden okuduğum kitaplar üzerine notlar alamazdim.Kiyamaz, hakaret gibi gelirdi yazara. Fakat şimdi tamamen farklı dusunuyorum. Aldığım notları sayfalarda gordukce değişen beni görmek hoşuma gidiyor sanırım. Bu kitapta aldigim notlar elbette ki oldu 
"Herkes normal bir ben acayip;herkes iyi bir ben kötü belki de dünya galaksimizdeki en gereksiz yerdi..." 
Bu alıntıya yıldız koymuştum 😊 Kıtabin kısa özetine gelince ise;
Bir aldatma üzerinde duruluyor ilk bakışta düşünülse de aslında kadın karakterin iç dünyasına ve yaşadıklarına doğru bir yolculuk bu kitap. Kocasını  aldatan karakter unutma dersleri almak için bir merkeze gidiyor ve bu dersler sırasında çok daha farklı şeyler fark ediyor hayatında.Kadın bir bankacı bu arada ama çocukluğunda trawma geçirmiş meğer...Bir şekilde unutan beyni hayatında o kısmı  boşluk bıraktirmis. İkinci kez unutma da bu aldatma sırasında olmus. Yanı hayatta aslında görulen seyler görüldüğü gibi olmayabilir,formu üzerinde duruyor.
Diğer kitap; matmazel noralyanin koltuğu... Çok uzun zamadir okumak istediğim ve kafamda çok farklı tasvir ettiğim bir kitaptı. Ama yinede iyi ki okudum dedim. Ferit karakterinin düşüncelerindeki yorgunluklarını aslında hezeyanlarini yazar gerçekten iyi aktarmış. Uzunca bir süre Matmazel ne ara bu hikayeye katılacak diye bekledim sanırım. Lakin guzel bir yer de bağlandı . Peyami Safa gibi büyük bir yazarı eleştirmek haddim olamaz ama onun tarzının gerçekten polisiye roman olduğunu düşünüyorum. Kimi yerlerde uzun tasvirlerini bir anda kesip olaya odaklanması kimi yerlerde ise tam uzulecekken dur bir dakika başka bir durum var dedirtmesi sanki beni kitapta konuşturdu. Guzel bir kitapti. Ancak Matmazel in hikayesi üzerinde durduğu kısımda Ferit'in hislerini gerçek manada anlayabilsem sanki daha iyi olurdu dedim. Sonunu ise bize bırakması Peyami Safa'nin okuyucularına olan güveni gösteriyor sanırım.
"Delilik şüphesiz aptallik iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok olusudur;aptallık,var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edisir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı 
 Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok" 
Ne garip iki kitapta da aptallik ile ilgili kısımları not almisim. ☺️ Biraz doğaüstü olayları seven biraz anlamak biraz da aslında ile başlayan cumleler kurmak isterseniz eğer bu kitabı okuyun derim.
Şimdilik yorumlarım bu kadar 2017 ye çok az kaldı. Umarım uğurlu bir yıl olur. Eğer çok sevdiğiniz birileri varsa hayatınızda onlara kitap hediye edin. Kitaplar tükenmez ve unutulmazlar çünkü... 

6 Aralık 2016 Salı

Hayat cemberimizi kırmak hakkında

Bir rüyadan uyanmak ne kadar zor olabilir ki...Beş yıl önce bu soruyu bana sorsalardı eğer bambaşka cevaplar verirdim. Şimdi ise daha bir başka. Aynı rüyayı defalarca görmüşseniz ne cevap verirsiniz? Bugün bilgisayarımı kırmayı dilerim. Hakikaten gözlerim kör oluncaya kadar yapmak zorunda olduklarımı yapmak zorunda mıydım? Unuttuğum bilgisayar programlarını hatırlamak, düzenlemek ne kadar zor olabilirdi öyle değil mi! İnsanların gözlerinde gördüğüm artık bitsin. Bitmesini ben herkesten çok istiyorum. Sınavlara girmemeyi iyi bir işim olmasını bende istiyorum. Siz siz olun yüksek lisans yapacağınız bölüm ve okulu iyi seçin. Aslında ne olmak istediğinize dair kararınızı sadece kendiniz için verin. Yoksa hayat çemberimizi kırmak pek de kolay olmuyor. Cesaretinizi topladığınız anda her daim bir şeyler çıkıyor çünkü. İyi insanlarla karşılaşmayı özledim. Boş değil dolu insanlarla karşılaşmayı özledim. Malum işsizlik zamanları hayat öylesine rutine biniyor ki...
 Geçen hafta bir diyalog sırasında aklıma gelen sözler bugün yankılanıyor. Hayatta seçme şansın varsa fark etmez diyemezsin. Bu haksızlığı kendine yapamazsın. Eğer ki sana o şansı veren sunmuşsa elbette ki vardır bildiği. Bu yüzden seçeneklerini değerlendirmelisin. Diyalog başlangıcı oysa ne içersin çay mı kahve mi sıcak çikolata mı sorusuydu. 
Tercih etmiştim. Kahve içmeyi tercih etmiştim. Keşke hayatta diğer kararlarımda da hatta tercihlerimde de istediğim şekilde karar verebilsem. Kalbimin sesini dinleyebilsem. İnsan büyüdükçe kalbinin sesinden daha bir uzakta kalıyor sanki...