21 Ekim 2017 Cumartesi

SAHİLDEKİ KAFKA (KİTAP YORUMLARIM)

 
        Sessizlik kulaklarla duyulabilen bir şey... Kitaptan alıntı ile başlamak istedim.  Sessizlik kalabalığında boğuluyoruz çoğu zaman. En sevdiklerimizin sessizliği cam gibi kesse de düşlerimizi çabalıyoruz. Yine de çabalıyoruz; mutluluğun bin bir yolundan sadece bir tanesi için dahi denemekten, düşmekten vazgeçmiyoruz.... Yazarın cümlesi ile başka bir kitabın karakterinin sözleri aklımda fazlasıyla yankılanmakta. Kitap okumayı seviyorum. Eğer ki dünyayı keşfetmek istiyorsan bu keşif yolculuğuna kitaplarla başlanmalı, inanıyorum ki o zaman daha farklı bir benliğe sahip daha fazla empatinin insanları oluruz.

    Haruki Murakami uzun zamandır duyduğum ancak bir türlü kitaplarına elim gitmediği bir yazardı. Alıntıları ile sürekli karşılaşsam da okumak geçen haftaya nasipmiş. Öncelikle çok farklı bir yazar olduğunu belirtmeliyim. Yazarın bu kitabını okuduğumda yazarın hayatını düşünmeden edemedim. Biliyorum hayatı ile bağdaştırmam uygun değil ancak düşünmeden edemedim. Japonya'nın en popüler yazarlarından biri olarak kabul edilen bu yazarın en büyük özelliği gerçekten de düşüncelerle konuşmayı sevmesi bence. Yazarın okuduğum ilk kitabı Sahildeki Kafka olmasının sebebi bu yaz okuduğum kitaplardan birisi olan Milena'ya Mektuplar'dı. Bir anlamda yazarın Kafka sempatisi benim Kafka sempatimle de birleşmesi sanki. Kafka, hayatın belirli bir döneminde okunması gereken yazarlardan. Özellikle de gerçekten büyüdüğünüzü düşündüğünüz bir anda yazar hepimize;  aslında yürümen gerektiğini, yüklemleri eksik cümleleri tamamlaman gerektiğini ve fazlasıyla anlaman gereken duyguların varlığını hatırlatırken haklı olduğunu anlıyorsunuz. Ne kadar yaşlılığa giden yolda olduğunuzu düşünseniz de öğrenmeniz gereken mutlaka bir şeyler olacaktır. Sahildeki Kafka'ya gelince arka kapağında yer alan kısa bir özetle öncelikle başlayayım.
"Kafka Tamura on beş yaşına girdiği gün evden kaçar. Uzun zamandır planladığı bu kaçışın nedeni babasının yıllar önce dile getirdiği uğursuz kehanettir. Ama babasının bir düzenek gibi içine yerleştirdiği kehanet gölge gibi peşindedir.... Kafka ilk kez aşkı ve tutkuyu taşarken gizemli bir cinayetle kehanetin ve kaderinin düğümleri çözülmeye başlar."
Bu yazıdan da anlaşılacağı gibi kitabın ana karakterinin yolculuğunda sorgulanacak hatta kaçılacak o kadar çok durum var ki demekten kendinizi alamıyorsunuz. İnsanlık hakkında; insan dünyası aslında duygu dünyası hakkında. Kimi cümlelerin altını çizmesem dahi not almışım; "Farklı insanları severim. Şu alemde, yüzlerindeki sıradanlığı bozmamaya çalışarak, düzenli bir hayat yaşıyor gibi görünenler daha güvenilmez olur çünkü." Büyük bir rutin düzeninde herkes aynı olmaya çalışırsa evren fazlasıyla sıkıcı olmaz mıydı? Tüm çiçeklerin tek bir çiçeğe bürünmesi ile tüm renkler kaybolmaz mıydı?
    "Yanlışı kendiliğinden kabul edebilme cesaretin varsa, geri dönebilirsin. Fakat hayal gücünden yoksun, sığ ve hoşgörüsüz bir yaşam, parazitlerinkinden farksızdır. " Farklı bir kitap ve yazarın diğer kitaplarını okur muyum emin değilim ancak düşünmeye sevk ettirdiği gerçek. Ancak yine de ruhsuz bir kitap dünyasında duyguların gerçekliğini üstünkörü sorgulatsa da kitabı bitirdikten sonra istemsizce Matmazel Noralya'nın koltuğunu bir daha okumalıyım dedim. Farklı yazarlar hatta dünya klasiklerini okumayı çok severim. Ancak soru işaretleri ve cevaplar konusunda yazarlarımızın kitaplarını daha çok sevdiğimi fark ettim.

Yorumlarınızı beklerim....

8 Ekim 2017 Pazar

GÜNCE


Soğuk kapıda mı bilmem Adana şu sıra gece serinliginde gündüz ise bunaltıcı sıcaklar yerini normal sıcaklara bıraktı. Kış gelsin isterken bir yandanda hep mi yazda kalsaydik demeden kendimi alamıyorum. Ancak biliyorum ki en azından bir iki hafta sonra soğuklar gelecek. Gelmeden bahar döneminden itibaren bir kısmı yazda olmak üzere aldığım sürekli kullandığım ürünleri paylaşmak istedim. Özellikle parfüm konusunda hala arıyorum ancak sağ tarafta yer alan jeanne arthes Kıbrıs'tan mezun olup da dönerken aldığım bir üründü. Watsons da marka olarak gördüğüm de çok şaşırmış çok da mutlu olmuştum. Kokusundan emin olmadan direkt aldım. Testeri yoktu çünkü . Ama yanilmamisim koku aynı idi. Baskın olmayan sevimli bir şekerli koku 😊 Dış kısmını ilginç buldum kapağını kapatan yılan figürü enteresan bir düşünce olmuş. Bir süre kullanmak için bekledim su sıralar elimin altında olması beni mutlu ediyor. Golden rose makyaj bazı ise bitmiş yenilemistim. Şu sıra bitebilir gibi geliyor oldukça az kaldı çünkü. İlk aldığımda 19 TL ye almıştım ancak şu sıra 37 veya 38 olması lazım. Hiç düşmüyor ne yazıkki fiyatı. Ama seviyorum. Makyaj yapmadığım da yanaklarima çok az kullandığım da bile verdiği doğal bir parlaklık yapısı var. Bittikten sonra yine alacağım. Gelelim Mac fondötene; ne bereketli imiş dedirten yaz boyunca kullandığım su bazlı kapaticiligi az ama cilde doğal bir hava veren fiyatının hakkını veren bir ürün ki en son baktığımda 159 du. Makyaj yaptı yerine makyajlı makyajsızlik durumunu daha çok seviyorum. Kesinlikle bittiğinde yenilenecek olan ürünlerim arasında yerini aldı.

Karma bir cilt yapısına sahip çabuk yağlanan bir cildiniz varsa kapatıcilarla problemimiz var demek sanırım. Bu ürünü hiç pozitif negatif açıdan okumamistim. Arkadaşlarımı beklerken Gratis bir bakayım derken kendimi elimde Sleek kapaticisi ile buldum. Acele ile alışveriş siz siz olun kesinlikle yapmayın. Testeri olmayan bir ürünü almayın. Sleek iki numara kapaticisi yüzde kırk indirimden birazdan satış görevlisi ısrarları sonucu alsam da memnun kalmadim. Aslında böyle bir durumla da ilk karşılaşıyorum. Aydınlatıcı özelliği de var çok iyi bir ürün sözlerinin aldaticiliginda iki numara koyu bulsam da çok garip durmadi. Benim problemim daha farkli; uygulaması zor bir ürün

Dış kısmı biraz fazla kullanılmış görünse de hem kullanmadan hemde kullandıktan sonra temizlesem de elimin izi kalmış gibi bir lekeler görüntü oldu. Gitmiyor o lekeli görüntü.

Fırça aplikatoru çevirdikten sonra üst kısmını uçlu kalem gibi kapatıcı çıkıyor . Ciltteki görünüm ise daha yaymaya başlamadan kuruyor . Dağıtmak için sünger kullandigimda çok dikkatli bir şekilde dağıtmaya çalışsam da kremsi yapısı kendisini olduğu yerde sabitliyor sanki. Bilmiyorum bir türlü sevemedim. Kullanan arkadaşlar varsa elbette ki yorumlarınızı bekleriz. 
İyi Pazarlar!!!!

5 Ekim 2017 Perşembe

EKİM

 
Sonunda gelen Eylül ayı Denebunu Kutum...
Bu şimdiye kadar çıkan ikinci Denebunu kutum. Gelmesi uzun sürse de gelmesi ile beni çok mutlu etti. Aslında kutuda yer alan ürünler bana değil fazlasıyla anneme yarayacak😊 kutuyu duymayan kaldı mı bilmiyorum ama ufak bir özet geçeyim. Denebunu kutusu kargo dahil olmak üzere ücretsiz olarak teslim edilen bir kutu. Her ay düzenli olarak içeriğinin değiştiğini söyleyebilirim. Profilinizin(ilgi alanları, yaş, hobiler gibi) yüzde yüz bir doluluk göstermesi gerekiyor. Kutulardan size uygun olanları profil durumunuza göre gönderiliyor çünkü. Geçen yıl Aralık ayında ben üye olmuştum. O zaman bu yana ikinci kutum. İlk kutumdan bu yana gördüğüm kadarıyla da kutu durumu size uygun olsa dahi hızlı davranmak zorundasınız. Kalmayabiliyor. Kutum eylül ayının kutusu olsa benim elime ekim ayında ulaştı. Kısaca içeriğini anlatmak istiyorum. Bol indirim kuponlu bir kutu idi. Kutu içerisinde;
-Bir adet Vernel yumuşatıcı
-İçerisinde iki adet renk koruyucu mendil olan Colour Catcher
- İki adet sütlü, iki adet sade Tchibo kahve
-Dört adet Loreal Elseve şampuan testerı ile birlikte
-Bir adet Hellman's mayonez
Henüz hiçbirini denem fırsatım olmadı. Bu hafta sonu indirim kuponlarından biri olan Gratis' te geçerli yüzde kırk Elseve indirimini kullanmayı düşünüyorum. Şampuan olarak çok farklı markalar kullansam da saç kremi ve saç maskesi ihtiyacım olarak bu markayı düşünebilirim. (Özellikle saç maskesi)
Yorumlarınızı bekliyorum. Sonbahardan kış aylarına doğru yol almaktayız. Soğuğu sevmeyen bir yaz çocuğu olarak üşümek de güzel :)

26 Eylül 2017 Salı

BİR NEFES MOLA

 
 
 
Bir anlığına derin bir nefes almak. İşin zor tarafı bu sanırım. Yıllardır kontrol edemediğim bir hayat akışım var. Üniversite sonrası hayatın çok düzenli olacağı belirtilse de düzenden çok anlam veremediği bir düzensizliğe insan sürükleniyor. KPSS, yüksek lisansın bitmeyen sorunları ve işsizlik. Bir çeşit hayat çemberi. Aynı düzlemde yer alan sorunlar bütünü diyorum. Stresi yönetmem gerektiğini söyledi geçenlerde tanıdık bir sima. Yönetmem gerektiğini bende farkındayım ancak hangisi? Birini tutsam diğeri elimde kalıyor gibi hissediyorum. Yine de umut etmekten vazgeçmeli yapmam gerekenleri yapmalı gerekirse sıfıra dönüp oradan başlamalıyım diyorum. Alıştığım nokta bu sanırım. Sığındığım nokta da bu okumak ve yazmak. Kitaplar gerçekliğin sıkıcı dünyasını daha kibar bir dille anlatmasına gerek kalmadan sadece hissettiriyor. Kalbe dokunuyor. Sizlerin de kalbine dokunan kitaplarınız vardır. Benimde kalbime dokunmaktan çok kalbimde altınları olan nadir ancak çok değerli kitaplar var. Bu yıl bitmeden not aldığım okumam gerekli dediğim kitaplarım var. Bilmiyorum okudunuz mu Sevin Çokum kitapları. Sayısal çıkışlı olduğum için öğretmenlerimiz genellikle fazla soru çözüp sınavda yapabildiğimiz kadar net yapabilmeye bizi odaklandırsalar da lisede keşke kitap okumamız tavsiye edilseydi. Lise döneminden şu şu kitaplar benim hazinelerim diyebilseydim. Önerileri dinlemeyi her zaman sevmişimdir oysa. İyi bir kitap, etkileyici bir film ile başlayan her cümleyi dikkatlice dinlemişimdir. Ama olmadı. Sanırım kimse gerek de görmedi. Çünkü hep okuyan bir insandım. Kitap yolculuğumda en sevdiğim sığınaklarım olan kütüphanelerde kararsız kalan ellerim daima aradı. Sözün kısası Ağustos Başağı kitabını çevremde lise de okuduklarını söyleyen tanıdıklarım oldu. Ben se orta ikinci sınıftan itibaren her yaz okudum. Nedeni bilmeden bir çeşit alışkanlık gibi. Yaza saygı veyahut Ağustos ayına olan hayranlığımın güzel bir izi gibi. Bir ara onu da anlatmak isterim. Sevin Çokum dili hayranlığımı... Arkasından yazarın birçok kitabını okusam da Ağustos Başağı kitabı daima bende yeri özel kıldı. O sıcak dili duyguların her an yanı başımda kanlı canlı görünmesi ve tanımadığım hiç bilmediğim şehirleri bana yakın hissettirmesi ile. Bana şehirleri yakın hissettiren kitaplardır. Şehirlerde insanlar gibidir derim. Onlar gibi nefes alır onlar gibi güler onlar gibi ağlar. Ya da insanlar o şehir gibi olurken şehirlerde insanlar gibi olur. Biraz karmaşık bir yolculuk gibi. Yazarın Al Çiçeğin Moru adlı kitabını almak için can atıyordum. Geçen haftaya kısmet oldu. Okudum bir nefes mola aldım :) Tüm karmaşada kendime bir virgülcük yer ayırdım. Notlar aldım.
 
"Herkesin kaldığı bir yer, kaldığı bir gün, an dakika vardır"
Rüzgarın acı kokuları topladığı, ormanları gezindiği çiseli çiseli süründüğü, denizin kabarıp kıyılara çıktığı sonbahar kış demlerinde nar çiçeği özlemini duymak boşunaydı. Bitmiş bir aşk gibi... Dönümsüzlüktü bu."
 
 
Yazarın haklı olduğunu düşündüm. Ne kadar ilerlerse ilersin insan mutlaka bir noktada kalıyor. Arkası dönük olsa dahi kalbini bırakıyor. Al Çiçeğin Moru kitabı içerisinde hikayelerden bir çeşit gönül yansımalarından oluşuyor. On dört hikayenin birinde olmazsa diğerinde mutlaka bir parçanızı bulacaksınız. Yazarın içten çok fazla detay vermeden konuyu çarçabuk anlatmak istemeyen o ince çizgiyi mükemmel tutturan bir anlatım tarzı var. Kitaba da adını veren Al Çiçeğin Moru bölümünde de şöyle bir paragraf ayırmışım kendime;
"Belki işaretlediğiniz köşeler, yükseltiler, ara sokaklar, yokuşlar, gözden yitiyor bir şeylerin engellemesiyle. Sizin unutmak için şehri örttüğünüz gibi... Dallarla, toprakla, taşla, kumla başka düşünceler, başka fotoğraflar , başka yaşama kırıntıları ve malzemeleriyle..."
Bu ara fotoğraflara düşkünlüğüm belki bu sebeptendir. Beş yıl sonrasında sevdiğim bir yerin değişimini görmek iyi olmazsa üzer korkusu. Anılarımdaki haliyle kalsın dileği...
Kitabın arka bölümündeki alıntıları da paylaşmak istedim;
"Hadi öğren öğreneceklerini... Kolay değildir hayat denilen bu kitabı okumak. Satır satır, harf harf... Her harf iç kanatır! Hadi yüklen, taşı bakalım harfleri, satırları....
 
Hayat denilen bir kelime öylesine yoğun anlamlar taşıyor ki her bir detayında her bir satır başında yorgunluklar , üzüntüler ve yine yeniden umutlar taşımakta. 
Eylül ayı bitmek üzere... Sonbahar Kasım ayının ilk on günü kalacak bir misafir gibi. Kış her an kapımızı çalacak ve kendisini hatırlatacak sanki. Bu aylarda okunacak bir kitap. Kitaplarında bir mevsimi olur mu demeyin. Oluyor. Belki de bana öyle geliyor....
 
Bu arada vaktiniz olursa küçük bir hikaye bende paylaşmak istiyorum. Aşağıya linkini bırakıyorum. Okursanız çok ama çok mutlu olurum. Yorumlarınızı bekliyorum.

16 Eylül 2017 Cumartesi

EYLÜL YORUMLARI DEVAM

Karma bir cilt tipine sahipseniz maskeler mutlaka yanı başınızda oluyor. Bu iki ürün yine denemekten ne olur ki diyerek aldığım ürünlerdi. Yüz lazeri yaptırıyorsanız gerçekten cildin yağlanma problemleri artıyor. Özellikle burun bölgesinde. PROCSIN Black mask soyulabilir bir maske. Maskenin bilgileri kısmında cildin yenilenmesine, onarılmasına ve canlandırılmasına yardımcı olduğu belirtilmiş.  Bu maskenin haftada bir yada iki kez kullanılması tavsiye edilmiş. Düzenli olarak kullandığım bir maske olan bu ürün derinlemesine bir etki göstermese gözle görülür olarak cildin bazı bölümlerinde(burun özellikle) etkili. Çok uzun soluklu bir ürün olduğunu belirtmeliyim. Satın alalı oldukça uzun bir zaman olmasına rağmen hala bitmedi.
ENGLISH HOME PINK MASK ise kasa yanındaki dikkat çekici olan ürünlerden. Özellikle yazısından daha çok ürün pembe rengi bana çok şirin gelmişti. Sanırım Temmuz ayında almıştım bu ürünü. Detaylara gelecek olursak ise bu maske de soyulabilir, inci tozu içerikli bir maske. Kokusu cidden güzel. Bazı maskeler oluyor ki kokuları çok kötü!
"İnci tozu, niacinamide ve antioksidan nar ekstraktı ile zenginleştirilmiş özel formülü ile cildi arındırırken dış etkenlere karşı korumaya yardımcı olur. Kafein ile cilde canlılık verir. Cildiniz canlı ve ışıltılı bir görünüm kazanır."
Ürünün vaat ettikleri bu yazı ile özetlenmiş. Ancak ne yazık ki etkili bir ürün olduğunu söyleyemem. Kokusu ile sempatik pembe rengi ile anlık bir ferahlık sağlasa da uzun süreli olarak etkisiz bir ürün olduğunu belirtebilirim. Bir daha almayacaklarım arasında yerini alan bir ürün oldu.
Sizlerin de yorumlarınızı beklerim.
 

EYLÜL YORUMLARI

 
 
 
“Muhtemelen’lerle dolu bir dünya” Bir Murakami alıntısıyla başlamak istedim, yazıma. Sanırım şu anki durumuma fazlasıyla uygun. Hayatın içindeki zaman aralıklarında kader denilen döngünün her kapıdan çıktığını gördükçe daha bir hüzün kaplıyor insanı.  O yüzden insan muhtemelen nasıl olurdu sorusu yerine denemekten korkmayan bilgiyi aramayı kendine bir ödev bilmiş durumda olmalı... Bir ara yüksek lisans hakkında yazacağım. Belki yüksek lisans hakkında bilgi almak isteyen birilerine yardımcı olur yazdıklarım. Kısa bir parantez geçmek gerekirse gerçekten istediğiniz alanda olmak istiyorsanız bir an bile olsa durup düşünün ben hayatımın hangi alanında pişmanlık yaşamak istemiyorum .... Neyse gel gelelim bu günkü diğer paylaşacağım paragraflara; bu hafta fazlasıyla ev dışındaydım. Bu yüzden indirimlerden aldığım ürünler olsun hiç denemediğim ürünler olsun deneme fırsatı buldum. Öncelikle naturelove markasını hiç duymamıştım. Tesadüfen BİM' de gördüğümde denemek istedim. Kendisine ait çantası olan bu 4'lü fırça seti 20 TL idi.
 
 
 
 
 
 
Aldığım bu 4'lü fırça setinin içerisinde;
 
-Pudra
-Allık fırçası 
-Fondöten fırçası ve
-Far fırçası  bulunmakta.
 
Pudra fırçasına bayıldım. İnanılmaz kullanışlı ve yumuşak. Bazı fırçalar gerçekten ciltte yumuşak bir etki bırakmıyor. Fırça umarım dökülme yapmaz ama şimdilik benim gözümde on üzerinden dokuz aldı. Allık fırçası da fena değil. Ama bir kıyas yapmak istersem uzun süredir kullandığım eklips professionel (fuşya rengi olması hoşuma gidiyor) e bir alternatif değil. Allığı iyi dağıtabildiğini düşünmüyorum. Fondöten fırçası da vasatın üstüne çıkamadı ne yazıkki. Far fırçası ise Göz kriz noktalarında etkili farı gölgelendirmeleri için güzel bir fırça. Fiyatına göre dörtte iki memnuniyet aslında iyi olsa da farklı fırça arayışlarına sanırım devam :)
Yorumlarınızı bekliyorum....
 
 

5 Eylül 2017 Salı

SONBAHAR...

 
 
 
Sonbahar... Kendisinden sonraki Kış mevsimine usul usul hazırlayan narin mevsim. Sonbaharı hüzünle veyahut başak sarısı tonlarla özdeşletirirken sonbahar benim için anlamsız yorgunlukların sonuca varmayan gözlemcisi. Bazen haksızlık yapıldığını düşünsem de bu mevsime ne yapayım bende o için için hüznüne ortak oluyorum. Farkında olmadan. Hani yürümen gereken bir yol vardır ve devam ettikçe anlarsın yürümek kaderin olmuştur. Çöldeki bir serap görür gibi istediğin hayallerini görsen de hep yürürsün. Alışkanlık durağında nefes almak iyi gelmese de.
 
Yaz benim için çok çabuk geçti. Üç ayda 12 ayı yaşamak dedikleri böyle birşeydi sanırım. Yine de güzel anılar biriktirdim paylaşacağım... Bayram gelmeden indirimlerden aldığım ürünleri bayram da kullanınca yorumlarımı paylaşmak istedim. Umarım bayram güzel geçmiştir. Maybeline far paletinin indirime girmesini bekliyordum denemek için. Sleek far paleti ile arasında pek bir fiyat farkı olmasa da aklımda kalacağına önce maybeline far paletini aldım. Parlak renklerden daha çok mat ve doğa günlük kullanımlık renklerin olduğu bu paleti aldım. Yanlış hatırlamıyorsam 27.5 TL idi.
 
Renkleri özellikle de toprak renklerini çok sevdim. Ek olarak simli camel rengi far çok hoşuma gitti. Koyu renkler en sağda yer alan şimdilik kullanmadım. Nadir kullanacağımı düşünüyorum.

İçinde ayrıca bir fırça aplikatörü de var . Kullanmadığım renklere bakmak için parmağım izi çıkmış. :) Güzel uygun fiyatlı bir ürün. Çok fazla bir bekletişi olmayan kalıcılığı konusunda biraz sıkıntıları olan bir far paleti. Bazı renklere cidden bayılsam da alternatif diğer far paletlerine göz gezdirmekten vazgeçmeyeceğim.
 

31 Ağustos 2017 Perşembe

YAZ BİTERKEN...

 
 
 
Ne çabuk geçti yaz ve ne çabuk geçti hayatımızdan bu üç ay. Bu aralar sıklıkla bu cümle dilimde; hayatımın tüm rutinliğine inat koşturmadığım kadar koşturdum bir haftaya üç şehir sığdırdım ki otobüste uyumaktan nefret ederken gerçekten uyuyakaldım. Sizlerin yaz mevsimi nasıl geçti bilmiyorum ama umarım neşeli ve güzel geçmiştir. Gel gelelim ki uzun zamandır şampuanlar hakkında bir yazı yazmak istiyordum. Bu yüzden bir çok şampuan kullandım ve atmadım bekledim. Aslında işin özünde ablamın etkisi var ya şimdilik fotoğraflarını eklediklerim sadece yüzde yirmi beşi ara ara bu konuda yazacağım. Kansızlık gibi etkilerle olsun ve eğer ki benim gibi kapalı bir bayansanız da saçlarınızda ciddi dökülmeler başlayabiliyor. Bu yüzden güneşin etkilerinden çok daha başka problemlerle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Sağlıklı uzayan ve canlı saçlar hepimizin hayali değil mi? Genetik olarak her zaman şanslı olduğumu düşünüyorum saç dökülmelerim olsa da çok şükür abartılı problemlerim olmadı. Ama yine de saçınıza uygun şampuanı seçmek zor iş!!!
 
Bu şampuanı ben değil ablam kullanmaya başladı. İlk iki kullanımda mutlu olduğunu söylüyor. Şimdilik bakalım diyoruz. Bu marka özellikle saç dökülmelerine karşı etkili olduğunu belirtiyor. Ek olarak organik yağ içerikli serum formülüyle saçın zamanla kaybettiği sağlıklı görünümün yeniden kazanılmasını sağlayarak ölmemiş saçların güçlenmesine yardımcı olacağını özellikle belirtmiş.

Sol taraftaki Otacı elma ve naneli şampuan benim kullandığım ikinci ürün çeşidi. Kokusu gerçekten güzel ve söyleyebilirim ki saç dökülmesine karşı oldukça etkili. Bu yönden sevdim. Şampuanın kendisi de cilde zarar vermeden saçları hassas olarak derinlemesine temizlediğini düzenli kullanımda yağlı saçların yağ dengesini dengelenmesine yardımcı olduğunu belirtmiş. Bende şunu belirtmek istiyorum kış aylarında her gün duş almadığınızda saçlarda etkili değil. Bir gün durup bir yıkadığınızda saçınızda bir değişiklik hissetmiyorsunuz. Evet şampuan kokusu kalıcılığı biraz fazla olsa saçların temizliği konusunda ortalama olduğunu düşünüyorum.
Resmin ortasında yer alan Hunca Care argan ve zeytinyağlı şampuan içerisindeki argan ve zeytin yağ  sayesinde saçları nemlendirerek daha parlak görünmesine yardımcı olduğunu düzenli kullanımda daha güçlü saçlara kavuşulmasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Kış ayları boyunca düzenli kullandığım şampuanlardandı. Kesinlikle saça canlılık ve parlaklık verdiğini söyleyebilirim. Saç dökülmesini engellemek konusunda zayıf kaldığını belirtmeliyim.
Restorex ise indirimde görüp meraktan almıştım. Özellikle arkasında yer alan yazı almamda etkili olduğunu belirtmeliyim.
"Formülündeki bitkisel vitamin ve mineraller saç tellerini besleyerek sağlıkla uzayan saçları korur güçlendirir. Sarmaşık ekstresinden gelen beta-sitosterol ve qercetin ile saç dökülmesini önlemeye yardımcı olur"
Üzgünüm... Beklentilerimi karşılayamadı. Bahsettiğim şampuanlardan çok ama çok daha fazla dökülme yaşadım.

 
Son olarak Yves Rocher uğramadan olmazdı. Bu ay yüzde otuz indirim ve şampuan indirimimi duyunca ablama söylemiştim. Çünkü solda yer alan kremi yedeklemek istiyordu. Kırışık karşıtı sakinleştirici göz ve dudak kremi....
"Bitkisel içerik; Yaşam bitkisi, Akasya reçinesi. Kırışıklıklar için hem doğal hem de kalıcı bir çözüm sunan göz kremi aynı zamanda dudak kontürü işlevini de görür ve içeriğinde bulunan Akasya reçinesi kolojen sentezini hızlandırırken cildin dokusunu içeriden hızlandırır."(Vaad ettikleri)
30 yaş üzeri etkili olduğunu düşündüğüm bir krem. Ablam çok memnun olduğunu göz çevresi kırıklıklarında gerçekten etkili olduğunu düşünüyor. (Kendisinin cildi oldukça hassas) O da bir tavsiye üzerine almıştı. Bitmeden yedeklemek istedi. Sanırım yüzde otuz indirimden faydalanması ile 69 TL gibi bir fiyatı oldu. Şampuan ise kendime beklerken ona oldu :) Saç tipi kalın telli olduğu için ne yapalım bu seferlik onun görüşlerini alacağım. İnce telli saçlar için hacim veren Yves rocher şampuan hacim ve yumuşaklık vadediyor. Ayrıca gitmeliyim Yves rocher şampuanlarından almalıyım hiç demedim. Benim için beklenti ortalaması altında da üstünde de olmadı hiç. Saç dökülmesi yapmayan sakin tipli şampuanlardı sanki.
 
Yazacaklarımın devamı İnşallah gelecek. Yorum yapmayı unutmayın. Sizlerin de kullandığınız memnun kaldığınız parabensiz saç dökülmesine karşı etkili doğal olduğunu belirten şampuan tavsiyeleriniz varsa mutlaka tavsiyelerinizi beklerim. Şimdiden hayırlı bayramlar...

4 Ağustos 2017 Cuma

Zaman Notlari

Biliyorum yazmayı da ihmal ettim bu yaz... Aslinda bir çok alışkanlığımdan vazgeçtim. Büyümek dedikleri yıllara eklenen sayılara inat değiştirmek istediğim bitirdiğim bir çok alışkanlığımdan vazgeçtim. Vazgecmek zorlu bir süreç heleki benim gibi bagliysaniz hayatınızdaki her bir unsura. Kabul edemem bir türlü. Ettiğimde ise vazgeçemem yeniliklerden. Temmuz böyle bir aydi. Doğum günüme kadar kosturdugim vazgeçtiğim yenilendigim bir ayda doğum günümde doğum günüm olduğunu anlayamadım. Çünkü yoldaydim. Üç günlüğüne İstanbul yolculuğu... İstanbul bana her zaman ürkütücü bir güzellikte gelir. Hayatın fazlasıyla hızlı aktığı kalabalıkta kaybolmak fikri coreklenir yüreğime. Sessizlikle çok sesli bir hayat arasında olan şehirleri her daim sevdim. Gerçek hikayesi olan şehirleri. İstanbul ise sevmekten çok uzaktaki bir hayranlik gibi . En son 2012 de üni arkadaşlarımla geldiğim bu şehire beş yıl sonra ailemle gittim. Değişmiş mi? Fazlasıyla... Betonlaşma artarken şehrini ruhu yavaş yavaş oluyor sanki. Nedense bu şehirleşme olayını sadece bina olarak anlıyoruz ... Eklediğim bu fotoğraf Heybeliada dan... Üç gün kısıtlı bir süre olduğundan ana başlıklı yerleri gezebilsek de güzeldi. Ada bambaşka bir dünya sanki. zamanın olması gereken masumane tarafında kendini durdurmayı başarmış huzur kokan bir yer olmayı kafasına koymuş. Çok sevdim. Bir sürü fotoğraf anı defterine kaydedildi.
Şunu belirtmeliyim ki şehirlerin de insanlar gibi ruhu olsa da şehirlerde çok sevdiğimiz hayatımızda bir veya iki kere de olsa okuyup kütüphanemizde sakladığımiz kitaplar gibi. Yıllar arttıkça görmediğimiz detayları görmek farklı bakabilmek hayatın güzelliği....

11 Temmuz 2017 Salı

Yaz Nasıl Geçiyor?

Zamanın geçmesi için mi yaşayanlardansiniz yoksa zamanı anlamlı yaşamak isteyenlerdensiniz? Bu ara fark ettim ki zamanı anlamlı yaşama isteğim biraz körelmiş. Birşeyler yapmak gerekiyor derken baslayabilecegim noktadan başlamak istedim. Kararlar aldım. İlk olarak okumam gereken kitapların listesini yeniden (biliyorum yarısını yapabildim listemin) düzenledim. Biten ürünlerimi yorumlamak için bekletiyordum. Yorumlamakla başlayıp atmam gerekenleri atabilirim dedim. İlk olarak neutrogena hydro boost kreminden bahsetmek istiyorum. Belki kış mevsiminde kullansam yorumum farklı olabilir miydi emin değilim ama beklediğim performansı kesinlikle vermedi. Özellikle banyo sonrası kullandım yaz döneminde nem ihtiyacını cildimin kaybetmek istemediğinden her ne kadar karma cilt olsa da neme ihtiyacı olan bölgeleri için bu ürünü kullandım anlık bir dakikalık sağladığı ferahlık dışında etkisini göremedim. Yves rocher güneş sonrası bakım ürünü ise atın kampanyası olarak hediye edilmişti . Bayıldım kelimesi ile özetlemek istesem de kokusu özellikle favorim oldu. Güneşle bire bir yaşayan bir şehirde iseniz kullanmak zorundaligini en iyi şekilde karşılayan bir ürün.

Missha siyah maskesini uzun zaman önce almistim. Bir ara çok sık kullandım bir ara hiç kullanmadım. Ama çok şükür geçen aylarda bitirebildim inat etmiştim çünkü. Uzun soluklu olan bu ürün fazlaca etkisiz kaldığından bir daha alabileceğimi sanmıyorum .Nivea köpük ise migros indiriminden çok uygun fiyatlı olarak almıştım. Bitmesi konusunda oldukça çabaladim. Yatıştırıcı köpük olmasına rağmen yağ dengesine bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sıradan bir yüz güzellik sabunu gibi düşünüyorum
Nivea (siyah beyaz özellikli)48 saat etkili olduğu belirtilen bu rollon zihnimde etkili bir ürün olarak yer edinmedi. Bir daha almayacağım ürünler arasına girdi. Koku konusunda fazlasıyla hassas birisi olarak bir rollon kokusuna uygun deodorant ve ona uygun parfüm üçlü serisini devam ettirim. Hijyen kokusu gibi olan koku dışında 48 saat etkili vaadini ki gün içerisinde sürekli yenileme ihtiyacı hissedilmesinin gölgesinde kaldığını düşünüyorum

 Umarım yaz mevsimi dolu dolu geçiyordur. Yeni kararlar yeni insanlar yeni kitaplar ve yeni ürünler ve belki de yeni şehirler... Hayat durağan halini yaz mevsiminin yaramaz çocuk ruhunda eritmekte sanki. Bugünlerde çok sevdiğim bir söz ezberlemekten kendimi alamadığım bir sözle yazımı sonlandırmak istiyorum...(Guzel anılarınizi mutlaka hatırlayın ... )
Tolstoy'dan anlamlı bir not; Mutluluk masal mutsuzluk ise öyküdür... 


5 Haziran 2017 Pazartesi

KARIŞIK BİR YAZI

 
 
 
 
Hayata ortasından başlayanlardan mısınız, bilmiyorum lakin ben ne son ne başı kelimelerin ortasından başlıyorum. Kafa karışıklığımı, düşünce yorgunluğumu yada kırıldığımı hatta mutlu olduğumu dahi anlatırken başlangıç noktasını kaçırırım. En yakın arkadaşım özellikle bu durumdan şikayetçi. Anlattığını düşünüyorsun ve benim o olayı hemen anlamamı bekliyorsun der. Aslında haklı. Paragrafa baştan başlamak yerine ortasından başlarım anlatmaya. Neden bilmiyorum sanki ben anlatırken fazla kelime israfına gerek kalmadan insanların anlayabileceklerini düşünürüm. Kitapların bile son sayfasını sevmeyen ben sonunu bir türlü getiremem. Ne yapayım bende böyleyim işte:) Bugün bambaşka bir yazı yazacaktım aslında. Hali hazırda dursun bakalım diyorum. Daha sonrası için. Gözüm beklettiğim ürünlerime takıldı çünkü. Bitenler yazısı yazmaktan çok devam edenler yazısı yazmayı planlamak tam benlik.
 
 
 
 
 
Yves rocher güneş kremi aldığımda beklentilerim yüksek olduğundan sanırım yada benim kullanma yanlışı fazlasıyla yapmam da kaynaklı olabilir pek sevmemiştim (İkincisini yarıladım :) ) Hatta sivilce yaptığını da yazmıştım. Fakat pes etmedim bir ara kullanmayı bıraksam da devam edeceğim dedim. Şimdi iyi ki devam etmişim diyorum. Evet ilk kullanımlarda sivilce yapsa da kışın cildim kuru olduğu için de olabilir sivilce uzun sureli kullanımda yapmadı bir daha. Nemlendirme özelliğini sevdiğimden sadece bu güneş kremini kullanıp çıktığım günler olmuştur. 50 faktör olması da bir diğer özelliği. Benim yaptığım hataya gelince de kesinlikle bezelye tanesi kadar dedikleri ölçüt şeklinde alıp parmaklarınızla yaymak bu güneş kremi için yeterli. Yoğun bir güneş kremi olduğu için fazla sürmek sivilce oluşumuna sebep olabilmekte sanırım. Her cilde göre değişebileceğini unutmayalım tabi benim cildim karma bir cilt.
Clinique cc cream hakikaten vazgeçemeyeceğim ikincisi, üçüncüsü şeklinde severek devam ettiğim bir ürün olarak. Yaz mevsiminde daha sakin kremler cildimiz istese de ben vazgeçemiyorum. Doğal bir görünüm kazandırması sanki cildinizde hiçbir şey yokmuş gibi durması eğer makyaj yapmak istemiyorsanız ama cildinizin de solgun durmasını istemiyorsan kullanın derim. Yves rocher onarıcı vücut losyonu benim alışveriş hediyemdi. Kış mevsimi boyunca kullanmak istedim ki net bir yorumumu yazabilmek için. Tek kelime ile BAYILDIM. Mevsimsel geçişlerde kuruyan vücudumuz için fazlasıyla hakkını veren bir ürün. Kokusu özellikle (Benim gibi koku takıntınız varsa beğeneceksiniz)




Telefon kameram da bu ara sorunlar olduğu için net çekemesem de bu ürünleri Migros indiriminden almıştım. Privacy benim lise yıllarımdan itibaren sevdiğim bir kokuya sahip. Şekerli kokular mutlaka olmalı :) Neutrogena krem ve makyaj temizleme mendili ikili olarak çok uygun bir fiyata satılmaktaydı. Makyaj temizleme mendilinin ününü duyduğumdan ne zamandır denemek istiyordum. Krem de ektra oldu. Makyaj temizleme mendili ününün hakkını verdi gerçekten. Diğer makyaj temizleme mendilleriyle kıyasladığımda tek seferde (kokusunu çok sevdim) başarılı bir sonuç ortaya çıkardı. Kreme gelince cildimizde oluşturduğu ferahlık hissi beş dakikadan daha az sürse de beni memnun etmedi. Hindistan cevizi yağı ise sürpriz oldu benim için. Biliyorsunuz bu ara her ne kadar popüler olsa da fiyatı bir türlü düşmemişti. Tanımadığım bir ürün olduğu için tek seferde bir anda vereceğim paraya değecek mi diye düşünürken a101 de 14.5 tl idi sanırım rastladım. Küçük gibi göründüğüne bakmayın. Sürekli olarak kullandığım halde yarısına bile gelmedi. Saçlarıma niyet diyerek almış olsam da her şey için kullanabilirsiniz ibaresini kullanınca dudaklarım için de kullandım. Şöyle söyleyebilirim ki kullandığınızda biraz yağlı bir görünüm verse de besleyiciliği ve verdiği parlaklık saça canlılık katması ile şimdi diyorum ki ikincisi mutlaka alınacak. :)
  
     Yorumlarım bu kadar... Sizlerin de yorumlarınızı beklerim. Herkese hayırlı Ramazanlar...

18 Mayıs 2017 Perşembe

ÜÇ NOKTA



                                 
      Hayal gücümüzü kaybetmiş olabilir miyiz? Farkına varmadan. Unuttuğumuz düşlerimizin kayıp sokaklarında o kadar çok ciddileştik ki gülmeyi unuttuk. Unuttukça başlangıçlarımız önemsizleşti fiilleri önemsedik. Sonrası kelimesinin gerisini getiremeden düşlerimizi umursamamaya başladık ve buna da hayat gailesi dedik. Ciddi olmalı ve belirli rutinlere bağlı kalmalıydık. Tuhaf bahanelerimizin ardında yaşamaya çalışırken en çok kendimizi geride bıraktığımızı en saçma zamanlarda hatırladık. Sohbetlerimiz bile fazlasıyla kendimiz hakkında oldu ya da hiç tanımadığımız yüzler hakkında. Sıkıldığımızı saklamaya gerek bile duymadan alıştık yalancı tebessümlerimize. Nasılsın sorusu klasikleşti, tıpkı iyiyim cevabı gibi. Aslında kelimelere ihtiyacımızın olmadığı insanları aradık durduk. Bir umutla.

    Tamamlayamadığımız cümlelerde üç noktalarımız arttıkça yorgunluğumuzu dile getirmekten kaçınıp durduk. Yine de hayal edebilen boşlukları kendi ruhunun güzelliğiyle doldurabilen insanların olduğunu tanımasak da görebilmek inanılmaz. Mutluluk verici. Gerçek bir gülümseme sebebi. Fotoğrafı uzun zaman olmuştu instagram sayfama yükleyeli. İlk bakışta gerçek bir at arabası izlenimi veren bu fotoğrafa daha dikkatli bakabilmek gerek. At bir çizim çünkü. Yüklediğimde bu güzelliği görebilen insanların yorumlarını beklemiştim hatta arkadaşlarıma dayanamayıp sormuştum fark ettiniz değil mi! Fotoğraf aslında abime ait. Onun sayfasında bu fotoğrafı gördüğümde hayranlık duyduğumu itiraf etmeliyim biraz da kıskandım. Bu duvara bakıp kimin çizdiği konusunda saatlerce düşünmek isterdim. Artık öylesine alışmışız ki sıradanlığa güzellikleri görebilmek için ikinci kez bakmıyoruz bile. Fark ettiniz mi sorusundan sonra ikinci kez bakan arkadaşlarım atın bir çizim olduğunu ancak fark etmişlerdi.
   
     Boşlukları narin ama güçlü bir şekilde dolduran insanlara hayranlık duyuyorum. Gerçekçi duygusallıkları insanlara gülümseme sebebi veriyor...

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Koşarak gelen Mayıs

Mayıs geldi...Hatta ilk haftası çoktan bitecek. Nisan ayında bloguma uğramadığımı fark ettim. Nisan ayı göz açıp kapayıncaya kadar hızlı geçeceğini hesap edemedim belki de . Bu kadar hızlı geçen bir ay da en azından planladıklarimi almalıyım derken bir kısmını paylaşmak istedim. Uzun zamandır mac face and body fondöten istiyordum. En açık tonunu ararken aklım bir ara mac pudraya gitse de almak istediğimi almalıyım dedim. En son fiyatına baktigimda 130 lu civardaydı ama şimdi 153 TL ye aldım. Fondöten çok nadir kullandığım için daha çok bb ve cc'lerle devam eden ben bu ürünü gerçekten sevdim. Ciltte hiç bir ağırlık yapmaması ve doğal sağlıklı bir görünüm vermesi açısından tam puan alsa da en açık tonunun bile aslında cilt tonum olduğunu fark ettim. Yaz için nefes alan bir ürün olduğunu düşünüyorum karma ciltli ben yüz lazeri kaynaklı mı emin olamasam da başlayan gözenek büyümesi için müthiş bir kapatıcılik sağlamasa güzel bir ürün. Sevdim gerçekten. Golden rose matte serisi rujlar özelikle matte 16 vazgeçilmezim olmuştu. Golden rose mağazasına gittiğimde kalmamış olmaması beni kalem ruj kısmına yöneltti . Bu aldığım kalem ruj matte 21 ve evet kalıcılık yönünden 16' yı aradım ne yazıkki. Gratis'in Nisan ayında hangi hafta sonu indirimi olduğunu hatırlamasam da  balm ürünlerinde yüzde 40 a varan indirimden fiyatını düşmesini dört gözle beklediğim allık (37 TL idi sanırım ) beklediğime cidden değmiş . O indirimde ayrıca eklipsin resimde görülen fırçasından da almıştım. İkili bence güzel bir uyum yakaladı. Alligin dokusu kalıcı ve pembeliği cilde tatlı bir renk verdi. Yves rocher saç sirkesi nisan ayında yapılan indirimden bana hediye olsa da yves rocher saç bakım ürünleri denemek bu şekilde fikir edinmemi sağladığı için fikir edinmemi sağlıyor (bu nisan ayı indiriminden ablam yararlandi 39 TL ye maskaralar düşmüştü) . Hediyesi benim olsa da ürüne pek anlam veremedim. Özellikle gidip bu ürünü alacağımı düşünmüyorum. 
İndirimlerin Mayıs ayında da devam etmesi dileğiyle...😊

9 Nisan 2017 Pazar

Haftasonu Notlari

Mutluluk kelime anlamına sığmayacak kadar narin ve özel bir duygu... Portakal çiçeği festivaline gidemedim diye üzülürken saksıdaki çilekleri görünce çok mutlu oldum. Gerçekten emek vermek ve emek verdiğinde ortaya çıkan manzara insanları etkiliyor. Günümüzde herseyin tadı değişti sanki. Çocukken yediğim domatesler bugün tadına bile bakmak istemediğim bir tad oldu yada meyveler... Yaylayı biraz da bu yüzden seviyorum. Agaclarimizdan kopardigimiz kirazların, vişnelerin, eriklerin ve elmaların yerini sehirdeki meyveler alamiyor. Yayladaki her bir agacimiza çocukken senin ağacın benim ağacım diye özen gösterir yarisirdik anlamsizca. Güzel zamanlardı. Gerçek bir duygunun hatta boşluğun bile guzel olduğu zamanlardı. Dünden kalma bir rüzgar var dışarıda güneşe rağmen. Zaman kumlarıni savururken tüm üşümelere inat mevsimler kendini hatırlatıyor. Yapacaklarim birer birer birikirken Adana'ya şöyle bir bakıyorum. Bu şehri çok seviyorum. Birkaç ay sonra başlayacak olan güneşin yakıcıligina inat iyi ki bahar diyorum. Bahar özel bir mevsim, daima özlem duyulan daima sevilen...

31 Mart 2017 Cuma

Mart zamanı


Bu ay nasıl geçti sahi anlayamadim.Çoğu kez zamanı yakalamaya çalışan bir çocuk gibi zamanın durmasını dilediğimi hayal ederdim. Şimdi ne değişti bilinmez zamanı kaçırdığımı hissediyorum.Zaman geçiyor ve ben büyük bir kalabalığın ortasında duruyorum gibi...Sanırım okuduğum bir kitaptan bu cümle.
    Mart ayı indirimlerle dolu bir aydi. Bu yüzden onca telasenin ortasında kostur kostur alabildiklerimi aldım ve aldıklarımı yavaş yavaş paylaşmak istiyorum. Garnier makyaj temizleyici uzun zamandır kullandığım bir ürün Şok marketlerde indirimde gördüğümde ki sanırım hala aynı indirim fiyatında almıştım. Biliyorum Yves Rocher parfumlerini cok paylaşıyorum ama seviyorum . Yaz için çok harika olduklarını söyleyemem lakin bahar için gerçekten güzel bir kokusu var Evidence'in. Bb krem konusunda belkide sayfalarca yazabilirim. Üniversite birinci sınıftan itibaren makyaj yapmayan benin kullandığı o zamanlar tek ürün olan bb kremlerin CC si çıktığında sevinmiştim ki. Pure beauty cidden iyi bir ürün. Karma cilde sahip olduğum için ürünlerin sivilce yapmaması benim için önemli. Kapatıcıliktan ziyade sağladığı aydınlık daha sağlıklı bir cilt görünümü veriyor.
      Ve bu ay bir müzikle özetlendi diyorum... Neden bilmiyorum ama oldukça eski bir film olan Amelie filminin la noyee müziğini bikana kadar dinledim. İnsanların ruh halleriyle dinledikleri müzik gerçekten örtüşüyorsa bu ay hafif başlayan ve sonra inanılmaz derece kelimelere ihtiyaç duyulmadan mutlu eden bir aydi. Bir ara Amelie filmini de anlatmalıyım. Düş ile gerçek arasında mutluluğu yakalamaya çalışırken karşılaşılan gerçek hislerle dolu bir film... diye başlamalı paragraflarımı siralamaliyim....

29 Mart 2017 Çarşamba

Zaman Tüneli


Yazmayı özlemişim...Aslında bir kaç hafta öncesinde okumayı özledim diyordum. Okumayı özledim... Aklımda bu yıl okumak istediğim kitap listem ve ben bu listeden bir kitap falı tutarken Milena'ya mektuplar kitabını elimde buldum. İyi ki de bulmuşum. Bazı kitaplar hayatta en azından bir kere okunmali. Klasiklerin özelliği bu sanırım. Kafka'nin kitaplarını okuma fırsatım olmamıştı. Kafka'nin iç dünyasının yansıdığı kitaptan başlamak onu tanımanın iyi bir başlangıcı olabilir demiştim. Söyleyebilirim ki mektup tarzı kitaplar okuduğum kitaplar arasında olmadı hiç. Ancak benim için iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.
"Sizi özlediğimi söylesem yalan olur;bu olup olabilecek en eksiksiz en acı verici büyü..."
Anlamanın daha doğrusu anlamaya çalışmanın güzel bir yanı. İnsan henüz görmediği birisinin düşünceleriyle karşılaştığında ve o düşünceler kalbe ulaştığında aşık oluyor sanırım. Meşhur Milena ile Kafka da böyle . Yansıttıkları parçaları birbirinin aynisi. Kitap boyunca sıkıldıgim yerler elbette kı vardi ama anlamaya çalıştım. Neden cesur olmamak hatta olamamak zor dedim kendi kendime. Düşüncelerimiz kalbimize açılan bir kapı iken aşk neden bu kadar zorlastirilir. Hüzünlü bir mektuplar dizesi. Neredeyse göklere çıkarılan bir aşk ne karşı tarafin adimini ne demek diğer tarafın adımını beklemiş. Evli olan Milena'nin sorunları Kafka'nin hem fiziki hem de ruhsal durumları empati kurma yeteneğinizi harekete geçirse de anlam veremedigim yerler var. Not aldığım cümleler belki şimdi değil ama ilerleyen yıllarda ne kadar değiştiğimi görmek için okuyacağım zamanlar olacak. Şimdi Adana yaza göz kırparken baharı es geçiyor. Belki yalnızca akşamları hatırlıyor. Daha renkli kitaplar okuma zamanı. Kitapların da mevsimleri olur mı demeyin. Kesinlikle var. Milenaya Mektuplar kesinlikle bir kış kitabı. Mevsimler ilerleyip kış zamanını gösterirken okumanızı tavsiye ediyorum...

27 Şubat 2017 Pazartesi

Gulumseme Sebepleri

Bugün nedense fazlasıyla mutluydum hatta arkadaşlarıma herhalde çok güzel bir rüya gördüm ve sanırım sabah uyandığımda unuttum dedim ve demez kargom geldi. Aslında çoktan umudu kesmistim çünkü 19 gün olmuştu. Denebunu sitesini blogger daki bazı arkadaşların yazılarında uzun zaman önce görmüştüm. Aralık ayında bende kayıt oldum. Şubat ayında da hemen başvurun ifadesini görünce bende kutu talep ettim. Şimdi bakıyorum da gerçekten çok tatlı bir kutusu var. Bayıldım desem yeridir. Şubat ayı kutularını o Instagram'da da takip ettiğim kadarıyla kimi arkadaşlara benim kutumdan daha farklı ürünlerin de yer aldığı kutular gelmiş ama benim bu ayki kutumdan lifita ve perwol bunu yanı sırada mac online yüzde yirmi indirim kodu çıktı . Bugün elime ulaştığı için ürünler hakkında şimdilik yorum yapasam da annem perwol kullandığı için o testervari kısmı anneme yönlendirecegim
Lifita ise aslında üniversite de üniversiteye yetişmek için kahvaltı yapamadığım dan (fazla uykucuyum) yulaf ve süt ikilisi vazgecilmezimdi. Doygunluk hissi fazlasiyla verdiğinden en azından sabahki derslerim bitene kadar açlık hissetmiyordum şimdi elime ulaşınca gündüz abur cubur kacamaklarini bu şekilde atlatacagimi düşünüyorum 😊
Bu siteye kayıt olmak tamamen ücretsiz ve ürünler bu şekilde oluyor.Profilinizi %100 dolu tuttuğunuz sürece sizin ilgi alanlariniza göre kutulardan uygun olanlar sizlere gönderilmek üzere ayarlaniyor. Kutunuz elinize ulaştıktan sonra sizlerden yorum bekleniyor. Yorumlariniza değer verilmesi gerçekten güzel bir his...Daha fazla markalar tarafından desteklense keske. Testerlarin önemli olduğunu dusunenlerdenim . Bazen bir ürün hakkında bir bilginiz olamayabiliyor küçük de olsa bir örneği olsa en azından fikir sahibi olmanızı sağlıyor
Şimdilik yazacaklarim bu kadar sizlerde incelemek isterseniz denebunu.com yazdığınızda yorumları siteyi görme imkânınız olur...
Umarim güzel bir gün geçirmektesinizdir. Yorumlarınızı bekliyorum...

20 Şubat 2017 Pazartesi

CAN SIKINTISI

 
               Yazmanın rahatlattığına inananlardanım. Kızdığında küfür edenlere nedense imrenmişimdir. Belki de yazarak rahatladığımdandır. Sözlerle kızgınlığımı belli edemem. Aslında kelimelerin gücüne inanmak benim karakterime öyle bir yer edinmiş ki konuşmaktansa bana kızan birisinin bana yazmasını her daim istemişimdir. Daha samimi gelir. Daima samimi insanlar olmasını isterim çevremde. Gerçi bu yönden fazlasıyla talihsiz olsam da yine de şükrediyorum; güvenebildiğim bir kaç dostum olduğu için.

            İnsan yazmaya başlayınca zihnindeki kötü duygular yerini ya kaybeder yada yerini sağlamlaştırır. Belki de sadece iyi şeyleri yazmalıyım. Lakin hayat her zaman böyle devam etmiyor. Bir arkadaşıma geçenlerde söylemiştim hayatındaki kötü zamanlar yerine iyi zamanları yaz ki unutulmaz olan kötülükler yerine iyi zamanlar olsun... Utanıyorum ki söylediklerimin arkasında duramıyorum kimi zaman. Üzüntülerim bazen daha baskın çıkıyor. Nerden başlayacağımı da bilmiyorum ki... Bir insanın yalanını yakaladığında o insana yalan söylüyorsun demek neden bu kadar zor? Sorusundan mı başlasam yoksa sessiz kalmaktan başka çare göremediğim için mi kendime kızdığım için mi... Emek vermek çaba harcamak doğamızda var buna sonuna kadar inanıyorum. Fakat emek verdiğin halde olmuyorsa bırakmaya bile izin verilmiyorsa ne yapılmalı bilmiyorum. Sadece yol ortasında kalmak fazlasıyla yorucu... Emeklerinin karşılığı alamamak da cabası. Sadece haklı çıkmak için yalan söylenmesine tahammül edemiyorum.

        Keşke kuşlar gibi olabilsek... Rüzgara kendimizi kaptırsak ve güzel insanlarla karşılaşabilsek. Bu şehri üniversite okurken çok özlemiştim şimdi özlemenin güzelliğine inanıyorum. Bazen özlemek daha iyi... Özlerken daha kolay...

8 Şubat 2017 Çarşamba

Kararsız Karalamalar

Zamanı durduralim sonrasi için uygun bir yerde inelim ve geçmekte olan hayatımızı seyredelim. Kaç mevsim sonrasına söz verdiğimizi unutmadan...Şubat ayı çok hızlı geldi ve çok hızlı da gidiyor. Yapacak yığınla işim, düzenlenecek bir dolu kitaplar var. Kitap hediye etmeyi seviyorum. Sanırım bu duygunun da zamanı var ve geldi. Bazı kitaplarım öylesine kıymetli ki kimsenin dokunmasını dahi istemeden bir rüya gibi izlerim onları ve onların içerisindeki dünyayı. Çocukluk alışkanlığı işte. Kitapların dünyasının günümüz dünyasından daha anlamlı olduğunu savunma alışkanlığım sabitler her daim kendini. Benden kaynaklı bir durum mu emin değilim lakin yaşadıkça daha çok anlıyor insan. Pembe bir fanusla çevrili olduğunu ... Ellerini uzattikca, korktuğun hayallerinle yüz yüze geldikçe ve bir oda dolusu huzunlerle karsilastiktan sonra kitaplarım ve ben diyorsun. Bu ara Adana oldukça rüzgarlı. Kışı unutturmaya calisircasina bir güneş sevdalısı. Güneş ısıtmasa da bir sonbahar sanki tüm çevre. Böyle de olunca insanin pek dışarı çıkmaya gönlü olmuyor. Bazen de tam tersi bir yığın kalabalık ortasında durup zamanın senden önce geçmesini izlemek istiyor insan. Bugün de o günlerden biri işte. Sadece durmak istediği günlerden biri. Aslında güne kitaplarımı düzenleme isteğiyle uyanıp bana tamamen uzak sohbetlerin ortasında buldum kendimi. Cok sıkıldım. En kötüsu de aliskanliklarimdan da sıkıldığımı fark ettim. Zamanın tik taklarinin çabucak geçmesi için dua ettim. Eve adım atar atmaz yarım kalan kararima yoneldim. Dağınıklığı düzenlemeye . Fakat sonra nedense vazgeçtim. Bir arkadaşım söylemişti . Beni en iyi masam yansitiyor eğer o gün gerçekten kararsızsam masama dokunmam dağınıklığı görmem bile ne zamanki kafamdaki raflar düzenli bir şekilde dolmayi bekler ozaman masamdaki bütün kitapları düzenler yeni yeniden okumak için ayıracaklarimi ayırım... 
Sanırım her şeyin zamanı var. Dağınıklık yerini benle beraber düzene bırakacak biliyorum.(annem kizana kadar tabiki 😊😊😊😊) şimdilik sadece hediye edeceğim kitaplarimi ayırıp kararlarimin düzenini beklemem gerekecek. Olsun bakalım Şubat ayınin güzelliği adına umarım sizlerden de yeni kararlar alma aşamasında olanlar zamanı geldiğinde en güzel sonuçlarla karşılaşırlar ...


31 Ocak 2017 Salı

KÜÇÜK NOTLAR

  
   
(Yazdan kalma Torosların güzel doğasından...)
 Özlüyorum... Ne gariptir ki 20'li yaşlarımda özlüyorsam 30 ve sonrası için ne yapacağımı cidden düşünemiyorum. Yaşamak her anlamıyla güzel belirli bir kelime ile açıklanamayacak kadar masumane bir söyleyiş... Dudaktan dökülen harfler bile ne kadar naif... Yaşamak. Geriye bakıp sorduğumda bir dolu sınavlarla geçen bir hayat görüyorum. Yapmak istediklerimi ya yarısında bırakmış ya da hiç başlamadan yorulmuş bir dünya. Ancak iyi ki dediklerimi hatırlamak bana güven veriyor. İyi ki tanıdığım insanlar var iyi ki sevdiğim çiçekler var iyi ki aynaya baktığımda gülümseyebiliyorum. Umut denen o nadide çiçeği sarıp sarmalayan güzel kalplerde sevgi pırıltıları görüyorum. Geçenlerde arkadaşlarımla konuşurken fark ettim. Zaman çölde avuçladığın kum taneleri gibi kayıp giderken kıymetini bilemediğimiz o kadar çok şey var ki... Nelere güldüğümüzü unutmamakla başlayabiliriz değil mi? Çocukluğuma dair güldüğüm ve çok sevdiğim izlemekten keyif aldığım 7 numara dizisi vardı mesela. Şimdiki diziler gibi insanlara yalnızca kötü duyguların gösterildiği entrikasız ve acısız olaylar olmaz demenin tam zıttı olan dizi. Canım sıkıldıkça da özellikle vize haftamda izlediğim 7 numara dizisi. Bu ara yeniden başladım izlemeye. Bir bölüm falı tutarcasına herhangi bir bölüm açıp başlıyorum izlemeye. Mutlu oluyorum. Zihnime birden şu cümle geliyor; Anlamlı olan şeyler zamana da dayanır sana da. Sen değiştim desen de eline almaktan yorulmadığın bir kitap, izlemekten bıkmadığın bir film mutlaka vardır. O yüzden duyguların güzelliğini zihnine yaz...
   
     Dün dizi bölüm falını tuttum ve izledim. Sonlara doğru farkına bile varmadan not almışım;
Hiç görmeden bildiğim; görünce tanıdığımsın... Anlamı noktasını çoktan aşan bir cümle. Armağan'a Haydar söylüyordu bu güzel cümleyi... Bazı cümleler de böyle değil midir? Umuda olan sevginin göstergesidir. Farkına bile varmadan gönlümüzden dökülür gider...

  Bugün nasıl geçiyordur bilemem belki stresten patlamak üzeresiniz belki uzun uzun yürümek istiyorsunuz; unutmak için. Böyle zamanlarda işe yarar mı bilemem ama çocukluğunuza dair sevdiğiniz bir anıyı o kırk kilit altına aldığınız yerden çıkarın hatırlayın. Mutluluk elle tutulan bir nesne değil ama mutluluk görünülebilinir. Uzaktan uzağa duyulan korkular bir keman sesi gibi size yaklaşıyor da olabilir. Böyle zamanlarda hatırlayın. Hatırlamaktan korkmayın. Büyüdüğünüzü hissetmekten bıkmayın. Öyle yada böyle aynadaki gördüğünüz o yüz size en doğrusunu söyleyecektir. Sevginizi hatırlayın... Eski bir müzik kutusuna saklanan hayallerinize inanın...

26 Ocak 2017 Perşembe

HEDİYELERİN GÜCÜ

Hediyeler güzeldir... Özellikle sevdiğin insanlardan gelmişse. Uzun zamandır kansızlıkla uğraşıyorum.Aslında kendimi bildim bileli bir kansızlık durumum hep olmuştur. Bu yüzden demir ilaçları, demir şurupları, özel yapım pekmezler mi desem kullanmadığım şey kalmadı... Biraz genetik faktörü de var sanırım. Ancak çok fena hayatı etkilediğini söyleyebilirim. Özellikle sabahları yorgun uyanmak ve saç dökülmesi gibi problemlerle baş başa bırakıyor. Biliyorum, mevsim değişiklikleri çok fena etkiliyor saç dökülmesini. Ancak son iki aydır inanılmaz bir şekilde saç dökülmesi yaşıyordum bu yüzden yeniden demir ilaçları kullanmaya başladım. Annemin tavsiyesi ile de zeytinyağı takviyesi de yaptım. Şimdi çok şükür diyorum.:) Durum böyleyken ablama biraz fazla yakınmışım demek ki geçen gün elime ulaşan bu kargoyu görünce çok sevindim. O, bitkiler konusunda ve doğal ürünler konusunda benden çok daha bilgili ve araştırmacıdır. Kış zamanları grip olmamak için ballı zerdeçallı ve okaliptüslü karışımlar yapar. Onun doğal ürünlere olan merakını çok seviyorum, Gel gelelim ürünlere. Ginseng kelimesini bile Kore dizilerinden duyan ben, ablamdan uzun uzadıya faydalarını dinlemişimdir. (Hafızayı artırarak öğrenmeyi artırdığı söyleniyor) Ürünleri kullanmadan önce nedir, katkı maddesi var mı sorularıyla dikkatlice inceledim. El kremi, saç bakım yağı, vücut şampuanı ve kepek karşıtı şampuandan oluşan ürünler paraben içermiyor. El kreminin kokusunun çok hoş olduğunu söylemeliyim. Minik olması çantamın vazgeçilmezleri arasında yer alacak gibi!!! Çantam da daima krem olmasını isteyip ve koymayı unutan birisi olarak fazla yer kaplamaması açısından yanımdan ayırmadığım bir ürün oldu. Şampuanı gelince kullanmaya başlayalı çok olmadı ama şimdiden memnun kaldığımı söylemeliyim. Biliyorum biraz daha zaman gerekli ama çok çeşitli şampuanlar denemeyi seven birisi olarak fark ettiğim bir nokta; dökülmeye etkisi olmadı. Kimi şampuanlar geçiş aşamasında fazlasıyla dökülme yapıyor. Saç bakım yağının besleyiciliğini sevdim. Vücut şampuanına gelince bu konuda biraz daha hassasım. Öylesine alışmışım ki elime aldığım ürünlerin köpürmesine, doğal ürünler çok az köpürme yapınca beynim fazla fazla kullanmam konusunda uyarıyor sanki. Çok fazla özellik arayan birisi değilim ancak yves rocher vücut şampuanı gibi ürünleri daha çok sevdiğimi fark ettim. Ortalama bir üründü. Şampuan ve el kremi bittiğinde yenilemeyi istediğim ürünler arasına girdi. Benim gibi saç dökülmesi ve kepek konusunda biraz daha hassas saç tipi olanların kullanmasını tavsiye ediyorum.
Yorumlarınızı bekliyorum... Sevdiğimiz insanlardan anlamlı hediyeler almak dileğiyle... Güzel bir ertesi gün olsun... :)

18 Ocak 2017 Çarşamba

YANSIMALAR

 
 
Yalancı mevsimler... Zamana kızmamak elde değil; zaman en suçsuz olanımız olsa da daima ona kızarız. Hiç durmadan devam etmesini kimi zaman acımasızca bulurken kimi zaman da olduğumuz yerden kıpırdayamamış hissi edindirmesine kalpten gelen bir kırgınlıkla tanımlayamadığımız sözcükleri sıralarız. Düşünmeyiz aslında bulunduğumuz hayal dünyasında; düşünmek, kabullenmek istemeyiz. Onun en masumumuz olduğunu. Eninde sonunda geçip gideceğini. Yaralarımızı sarmak ne onun görevidir ne bizi dinlemek. O, sadece yorgun bir şekilde görevini yapacaktır izin verildiği sürece. Düşünüyorum da büyümenin güzel tarafı bu daha az suçluyor insan. Daha çok da anlıyor. Anladıkça artan insan yükü ağırlığı az da olsa hafifliyor. Kalp kırgınlıklarını birer cam gibi yansımadan ibaret olduğunu anlıyor. Sevmenin güzelliğinde kaybolmak istiyor. Yine de bir gerçek var ki yaşam varsa umut var umut varsa hüzün var. Yaşamak tüm zıtlıklarına rağmen var ve bunu kabul ettiğimiz anda gerçek pişmanlıklarımızla barışıyoruz. Geçenlerde bir müzik kutusuna rastladım. Eski alışkanlıkları seven ben hep bir müzik kutumun olmasını istediğimi hatırladım. Büyüdükçe insan istediklerini unutmuyor yalnızca onları zamanı geldiğinde yeniden hatırlıyor. Büyüdükçe bir pikap istemem gibi. Uzunca bir süre dinledim, dinledim ve dinledim. Lakin almak içimden gelmedi bir türlü. Sanki alırsam o büyü bozulacak gibi. İsteğim bir anda kaybolacak o anda değersizleşecek gibi. Bir şey daha fark ettim. Almaktan çok birinin bana hediye olarak almasını istediğimi. Tuhaf bir duygu, çocukluktan kalan. Eğer değer veriyorsam, değer verdiğim eşyaları ölümsüzleştirmek için sevdiğim insanların bana hediye etmesini isterim. Sarı sayfaları olan belki de yıprandığı için koptu kopacak kapağı olan bir kitap, ilk sayfasına not düşürülüp bir daha ellerin uzanamadığı bir defter gibi. Anlamları büyük olan üzerinde saatlerce düşünülmeye dokunmaya kıyılamayan eşyalar... Zamanın tüm etkileri üzerinde olan eşyalar.   
Adana sonbahar görünümlü kışını yaşamakta. Evimizdeki bu parkı seviyorum. Gelip geçtiğim yol üzerinde olan bu park insanı düşüncelere sevk ediyor. Birkaç dakikalığına dahi olsa zihnen dinlenmeyi sağlıyor. Şehrin sesli sessizliğinde gülümsemeni sağlıyor. Ağaçların; yapraklarının kendilerini terk ettiğini görmelerine rağmen nasıl da ayakta durduklarını ve kuşlara ev sahipliği yaptıklarını görmek yüzlerdeki tebessümün sebebi oluyor... Tıpkı bir sevgi yansıması gibi...

6 Ocak 2017 Cuma

Tekli sayılara selam olsun...

Klasiktir değil mi biten bir yılın ardından geçip giden yılı düşünmek... Aslında çift sayıları her zaman sevmişimdir.2010,2012,2014 benim için oldukça iyi geçtiği için mi yoksa birşeyler karışıklıktan çıkıp noktaları gördüğüm için mi bilemedim.
 dönüp baktığımda görüyorum ki sevdiğim bu çift sayılı yıllarda oldukça zorlanmışım da! Zorluklar garip bir şekilde hafızamın engüzel köşesinde yer edinmiş. Demekki neymiş eğer virgül sonrası ardınca gelen cümle noktalanıyorsa insanın üzerinden bir yığın yük kalkıyormuş. 
Biraz geç kaldım bu yazımı yazmakta. Çoktan 2017 geldi ve bir yolcu misali ilerliyor. Yazmaya elim bir türlü gitmedi. Bugün ama yazımı tamamlamaya karar verdim. Bir şeylerin noktalanıp büyük harflerle başlamaya ihtiyacım var sanırım. Yeni kitaplar okuyabilmek için elimdeki kitapların bitmesi sınavların bir sonuca varması için öğrenmem gerekenleri öğrenmiş olmam gerekir değil mi!
Evet gelelim indirimlere... Yılbaşı indiriminde birşeyler almadan olmazdı değil mi! Fakat ben çok azına yetişebildim. Özellikle instagramda Migros indirimi duyduğumda hemen gitmek istedim. Ancak indirimin sonuna yetişebildim sanırım ki çok az ürün alabildim.
Nivea'nın ürünlerini ve bir tane de vazeline alabildim.
 Köpük ablamın tavsiyesiydi. Kullanmaya başladığımda hoşuma giden gül kokusu cildime ferahlatıcı bir etki verse de yağlı ciltler için olanı kalmadığı için kuru ciltler için olanından almak zorunda kaldığımdan mıdır bilinmez istediğim etki için biraz daha kullanacağım sanırım.
Nivea'nın büyük kremi  ikili satılıyordu bu arada. Krem almayı gerçekten çok seviyorum. Vazeline de krem olarak görmemiştim. Elime aldığımda aleo veralı olması dikkatimi çekti ve hemen almak istedim. Ancak kış ayları dolayısıyla sıklıkla kullandığım bu kremi;hiç ama hiç sevmedim kokusu dışında. Hiçbir etkisi yoktu ve  içerisinde ciddi bir eksiklik var gibi hissettirdi. Migros'tan birçok ürün almak istedim ancak çok fazla ürün yoktu. Sıkı Migros indirimi takipçileri var anladığım kadarıyla.  Bee beauty ve Himalaya Herbals da Gratis'ten aldığım ürünlerdi. Güzel kokusu olan temizlik ürünlerini seviyorum gerçekten. Henüz deneme fırsatı bulamadım bu iki ürünü. Maybelline Eraser Eye ise biraz kirli görüldüğü için kusura bakmayın (alır almaz bir heyecanla hemen denedim). Kapak kısmını anlamam hemen olmadı ne yazık ki, kullanmak istediğimden çok daha fazla çıktığı için yüzümdeki bir kaç sivilceme de uyguladım. Cildimdeki kapatıcılık hissini sevdim. Ancak şunu söylemeliyim ki belirgin bir şekilde göz altı problemi yaşayan bir insan değilim. Çok azı bile beni istediğim günlük kullanıma uygun hissiyatını verdi.
Şimdilik yorumlarım bu kadar. Yorumlarınızı sizlerin de bekliyorum. Büyük harflerimizin umutla başlaması dileğiyle...