14 Aralık 2017 Perşembe

MASKE GÜNÜ

  
            Aralık ayı... Umutla yüzde yetmiş indirimleri beklediğimiz meşhur ay. Son zamanlarda beklenilen indirimler gelmediyse de ara ara değerlendirebileceğim indirimleri takip ediyorum. Watsons indirimlerine maskelerle başlayayım dedim. Normalde de ara ara aldığım ürünlerle beraber çeşitli maskeleri de denemek istedim. Kış ayı söz konusu olunca cildiniz karma bir cilt olsa da nem kaybediyor. Bu nem ihtiyacını dengelemek için sabit maskeler yanında  bu tarz maskeler de kullanıyorum.

Watsons yüz maskesi aleo vera tekli maske; Aleo vera suyu ve C vitamini ile formüle edilmiş bu maske daha temiz ve parlak görünen bir cilde kavuşmanıza yardımcı olur. İçeriğindeki Aleo Vera suyu cildi rahatlatmaya ve nemlendirmeye C vitamini cilt tonunu aydınlatmaya ve cildi güneşin zararlı etkilerinden korumaya yardımcı olur.

Watsons yüz maskesi cucumber tekli maske; Salatalık özü ve hidrolize sebze proteini ile formüle edilmiş bu maske daha canlı ve dolgun görünen bir cilde kavuşmamıza yardımcı olur. İçeriğindeki salatalık özü cildi beslemeye canlandırmaya; hidrolize sebze proteini cildin daha sağlıklı görünmesine yardımcı olur.

Watsons tencel maske pürüzsüzleştirici siyah inci; Tencel maske serisi hiyatüronik asit ile özel olarak formüle edilmiştir. Nem koruyucu bir tabaka oluşturmak için yüksek miktarda suyu tutarak nem kaybını önlemeye yardımcı olur. Vitamin B5 ile birlikte daha nemli, yumuşak ve esnek görünen bir cilde sahip olmamıza yardım eder.

SNP Panda Desenli yüz maskesi; SNP hayvan desenli yüz maskelerini cildimizi aydınlatmak, nemlendirmek ve tazelemek için kullanabilirsiniz.

Bu maskeler içinde yanlışlıkla aldığım maskeler de oldu.( o kalabalıkta  hemen alabildiğimi aldım)  Aleo vera tekli maskeyi hemen kullandım ve çok sevdim. Salatalık özlü maske tanıdığım bildiğim özellikleri olan bir maskeydi o yüzden onu biraz gerilere attım kullanmak için. SNP panda desenli maskeler sempatik görünümün yanı sıra klasik bir maske. Siyah inci maskesini sanırım hafta sonu kullanırım ama devamını getireceğim maske olarak aleo vera özlü maskeyi belirledim.

Tüm maskelerin yanı sıra Bim deki burun bantlarını kullanmayan kalmamıştır. Fiyatına göre etkisi takdire şayan olsa t bölgesi bantlarına üçlü etki şeklinde bakmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
Umarım güzel bir geçirmişsiniz. Tüm fiziki yorgunluklar eninde sonunda geçer. Mutluluklarımızın gözlerimizden yansıdığı güzel zamanlarımız olsun inşallah :)

11 Aralık 2017 Pazartesi

TURİST OLMAK

 
"Hoşlandığımız eserleri mutlaka tekrar okumalıyız. Çünkü ikinci, hatta üçüncü okuyuşumuzda evvelce dikkat etmediğimiz güzellikler buluruz. Kitap bir şehir gibidir. Onu anlamak için turistler gibi içinden otomobille geçmek, hatta sokaklarından bir defa ağır ağır yürüyerek geçmek elvermez... Dikkate layık yerlerde tekrar tekrar dolaşmak, şehrin içinde bir müddet yaşamak lazımdır."(Peyami Safa)

      Peyami Safa alıntısı ile başlamak istedim yazıma. Adana'da kış zorlayıcı geçmez. Birkaç gün soğuk olsa güneş yeterli dercesine sıcaklığını gösterir. Kışı biraz uzaktan tanıyanlar olarak hep söylüyorum tüm sıcaklığına rağmen yaz mevsiminin çocuklarıyız. Umutlu, heyecanlı ve anılarına düşkün...  Kimi zaman hayatınızı fazlasıyla rutinleşmiş gibi hissedenlerden misiniz bilmiyorum lakin ara ara bu duyguyu hissettiğim doğrudur. Farklılaştırmak için bu durumu ; gidilmemiş yerlere gitmek şimdilik hayal olarak kalsa da kendi şehrimde gidemediğim veyahut yakınından geçip ve durup bakma fırsatım olmayan yerleri görmek istedim. Hafta sonu için alışveriş merkezlerinden ziyade açık hava gezmesi insana gerçekten yaşadığını hissettiriyor. Fotoğrafı abim çekse de ki bence inanılmaz yakalamış havayı Adana'ya gelme fırsatınız olursa mutlaka Seyhan ve Ceyhan'ı görmeye çalışın. Deniz mesafemiz bir Karataş mesafesinde olsa da su hep şehrin içinde ince ince ruhumuza da işlemiş sanki. Asma köprüde durup izlemek;hayatı durdurup yeniden başlatmak gibi. Lefkoşa'da zaman burada bir kum saatine sıkıştırılmış derdim ince, farkında olmadığımız çoğu zaman akmadığını düşündüğümüz bir hızla akıyor.... Yavaş... Adana'da ise zaman sizin önünüzde koşarcasına da gitmiyor hemen yanı başınızda tıpkı bir yol arkadaşı gibi. Çocukken daha sık geldiğiniz yerlere şimdilerde gidince değişikler de size benziyor. Onlarda sizinle beraber büyümüş sizinle nefes almış gibi. 
Turist olmanın güzelliğine de alışıyor insan her şeye alıştığı gibi... Fırsatınız olduğunda kapalı alanlara değil de doğayı hissedebileceğiniz yerlere gidin nacizane bir tavsiye.  Bazen şanslı olsak da geçen yıllarla gördüğümüz , o alıştığımız yerler yerini beton binalara bırakabiliyor....

3 Aralık 2017 Pazar

DUR VE DÜŞÜN


                Bazen başlamak için  aranılan o ilk kelime öylesine vakit alır ki şaşırırsınız. Bu yüzden uzun cümleler kurar sonunu göremediğiniz yüklemlerde anlamsızca dolanırsınız. Kırgınlıklarınız birbirine girer hayalleriniz bir rüyaya dönüşür. Uyandığınızda unutmaktan korktuğunuz düşlerin yerini tutarlar. İşte öyle zamanlarda bir süre de olsa yalnız kalmak istersiniz. Bu süre bir an olur ay olur ya da yıl olur. Yorgunum cümlesinin ağırlığı altında ezilmemek için çabaladıkça zaman; tutulamaz olur. Üzülürsünüz. Kayıp giden zamana değil çabaladıkça elinizde kalan düş kırıklıklarının oluşturduğu izlere... İzler derindir. İzler üstünkörü olmamıştır daha bir özenlidirler sanki. En alakasız durumlarda aklınıza birden bire gelen anılarınız gibi. Eski fotoğraflara bakarken bu fotoğrafta durmuş kalmışım. Yeşillikler içerisinde bir ağaç. Önü sıra akşamın habercisi yansımakta; yalnız ancak dirençli dallarını uzatmak istediği yerler için heyecanlı... Tek kelime ile "canlı". Yaşayan... Hakkını vermekte. O an fark edemiyor insan ancak daha sonra dönüp de ince ayrıntıları fark ettiğinde hayran kalmanın o tebessümünde takılıp kalıyor. Zamanı durdurmak değil de zamanın güzel kısmını anmanın kanıtı gibi öylesine hayat dolu anlarla karşılaşmak şaşkınlığın hemen yanı başında duraksıyor.
           Anlam ararken kayboluyoruz kalbimizin ve aklımızın sokaklarında. Bilemem ancak; anlam detaylar; detaylarında filtrelere ihtiyacı olmayan doğallığında saklı sanki ... Güzellik kalplerde özellikle kırk kilit altında tuttuğumuz samimiyette... Samimiyetimizi kaybetmeyelim. Onu muhafaza edelim derken de unutmayalım; sakladığımız yerde...

27 Kasım 2017 Pazartesi

KARALAMALAR

   
      Hep söylemişimdir; şehirlerin de insanlar gibi ruhları ve karakterleri var. Bugün not defterimdeki en sıradan en çalışkan hatta en uykulu günlerimden bir gündü... Ama güneş tüm canlılığını cömertçe sunarken boş durmak olmazdı değil mi! Adana'da kış güzel geçer. Yağmur bile geleceği zamanı usul usul hissettirir hazırlıksız yakalamaz; kış mevsimi rengi diye bir renk olmaz. Renkler solmaz renkler canlıdır. Yaşayan bir şehirdir. Bu yüzden midir sevgim bilemem ama benim için hikayesi olan özel bir şehir. Kalabalıklarda yalnızlık yerine fazlasıyla yaşamın içinden olduğunuzu hissedersiniz. Tüm ulaşım vasıtalarında insanlar susmaz konuşurlar; kimileri biraz yüksek sesle hayatlarından kesitler sunarken kimileri ise yorgunluklarını çevreyi izleyerek geçiştirmeyi denerler. Benim gibi... Otobüs yolculuklarını sevmemin de en güzel kısmı; gerçekten görmek. Resimdeki yer Adana Tren Garı. Yolcukların hiç bitmeyeceğini gösteren bir zaman makinesi sanki. Gidenler ve kalanların en hisli tanığı. Bilmiyorum görme fırsatınız oldu mu; Adana'ya uğrarsanız eğer buraya da bakmadan gitmeyin. Tüm yolların kesim kavşağında bulunan eğer ki işiniz varsa çarşıda mutlaka önünden geçtiğiniz bir durak. Bazen bir zaman makinesi giriş kapısı gibi geliyor. İçeri adım attığınızda gürültülü kalabalık bambaşka bir dünyaya yerini bırakıyor. Anılar size el sallarken Çukurova yolculuğunuza bir başka bakıyorsunuz.100 yıldan daha fazla bir yaşı olan bu istasyon zaman yorgunluğuna inat canlı capcanlı!!! İstemsizce saygı duyuluyor; bunca mevsimlere bunca kalabalıklara tüm yorgunluklarıyla bende varım ifadesine.
Ara ara Adana'daki sevdiğim tarihi yerleri paylaşacağım... Hikayesi olan insanlar gibi onlarda her birinin güzel hikayeleri var. Dinlenilmeye okunmaya değer hikayeleri...

19 Kasım 2017 Pazar

YOL HALİ




Kulaklığınızda Can Atilla... En son Leyla ile Mecnun kısmında takılıp kalmıştım. Klibin bir film gibi olmasını bir yana akılda sahici bir yer edinmekte. "Bu yalan dünyada mekanım makber; gönlümün bahar solmuş aşkımda hançer..."
Otobüs yolculuklarının en güzel yanı bu sanırım. Düşünmek... Onca kalabalığın ortasında nefes almak en çok da düşünmek için iyi bir ortam mı bilmem ama seviyorum. Çeşit çeşit insanlar büyük bir telaşın ortasında var olmaya çalışmaktalar; tek bir dünyanın olmadığını kanıtlarcasına. Her insan bir dünyadır. Haklı bu sözü söyleyen. Böyle zamanlarda bir kitap bulundurmalı derim. Okumak için değil sadece düşünmek için en çok anlamak ve anlaşılmak için. YOL HALİ... Nazan Bekiroğlu... 


"Bu kitap bir ‘yol’culuk öyküsü… Bekiroğlu İran, Suriye, Mısır güzergahı üzerinde okuyucusuyla birlikte seyahat ediyor, anlatıyor, hissettiriyor."
Nazan Bekiroğlu'nun anlattıklarını en çok da anlatırken insanı dahil etmesini seviyorum. Özel bir yazar. Yol Hali de kütüphanenizde en çok da uzun yolculuklar sırasında bir dost bir arkadaş değil de gerçek bir yolcu gibi izleyen olmak isterseniz bulundurulması gerekilen bir kitap. Notlar alınması gereken sayfalarından aldığım küçük notları paylaşmak istiyorum.

"Evrenin özeti Kur'an'da, onun özeti başındaki Fatiha'da onun özeti başındaki Besmele' de, onu özeti başındaki Ba' da onun da özeti altındaki nokta'dadır. "
"İnsan iltifata susuzdur. Çünkü onaylanmak ister. Bütün o alkış iştiyakının arkasında şu gerçek yatar; Emin olmak. Kendinden emin olmak. Emin olmak için takdir bekler sanatçı. Yoksa kendinden razı olamaz ve boynunu dik tutamaz."
"Yorgun musunuz? Her şeye isim vermekten her şeyi kelimeye çevirmekten kendi içine bu kadar acımasız bir nazar atfetmekten, bunca akletmekten, bunca tefekkürden?"
"Nokta varlığın özeti. Noktasını bulamamış ya da yitirmiş her harf ol sebepten kusurlu. Ama eski alfabede sıfırı ifade eden şekil de bir noktadır."

Yolculukların noktasızlığı üzerine sanki; nokta konulmaz bir virgülle devam eder yollar, cümleler... Çocukluk alışkanlığımdan uzak sayfalar üzerinde benim yazdığım kısa bir not. Bu kitap çok sevilen beğenilen kitaplar arasında yer almayabilir belki. Ancak benim için özel kitaplarım diyebileceğim raf da çoktan yerini alan bir kitap. Yolculukları sever misiniz bilmem; kimi zaman yolculuk düşüncesi dahi insanı stresle doldururken kimi zamanda küçük bir umut çiçeği yerleştirir ruhumuza. Ben o umut çiçeğine tutunanlardanım. Görülen her değişik yüz ayrı bir dünyayı anımsatır...


16 Kasım 2017 Perşembe

HAFTANIN FAVORİLERİ




Haftanın sonuna doğru enerji ile dolanlardan mısınız? Çarşamba gününden itibaren bende anlamsız bir mutluluk olur. Çocukluğumdan kalan alışkanlık gibi. Yolu ortalamış kara görünmüş sanki. Sonbahardan kışa geçtiğimiz günlerde enerji ile dolu olmanın kıymetini bilmek gerekiyor sanırım. Hava geçişlerinde hemen hasta olan birisiyim. Bu durumda Adana'nın da payı yok değil hani gün içerisinde şaşırtan yağmurlara yakalanma şansızlığınız var ise hastalıklar yanı başınızda durur. :)
Neyse bu hafta elimden düşürmediğim hatta acelem var ise hemen ne yapabilirim de yüzümü canlandırabilirim modundaydım. Geçen haftalarda aldığım bir türlü kullanma fırsatımın olmadığı ürünlerime elim gitti. Aslında iyi ki gitmiş. Hep bahsediyorum CC ve BB kremleri çok sevdiğimden... Pure beauty ürünlerini kullanıyorum ara ara. GeçenlerdeWatsons'a gittiğimde CC kremini fondöten gibi görünce oldukça şaşırmıştım. Denemek için aldım. Ürün pudralamanıza gerek kalmadan (güneş koruma faktörünün fazla olması gerçekten güzel bir artı) kullanmak mutlu ediyor. Cildinizle yumuşak birleşim oluşturuyor. Ben tek rengi olduğunu düşünmüştüm. Yaz dönemi esmerliği kışın daha açık bir duruma bıraksa da renginin koyu gibi durması gözünüze batmıyor. Belirli bir süre sonra bütünlüğü sağlıyor. Kullanımı oldukça kolay. Ancak kış ilerledikçe cilt renginiz daha da açıldığında evet daha açık renge geçmeliyim diyebilirsiniz. Şu an için puan durumu oldukça iyi.



Golden Rose allık da yine denemek istediğim ürünler arasında yer alıyordu. İndirim zamanı ganimetlerinden :) Rengini görür görmez çok hoşuma gitmişti. Normalde allık kullanımını sınırlı tutarım. Doğal tonları özellikle şeftali tonlarını seviyorum. Çok dikkat çekmeyecek şekilde ciltteki durumlarını ayarlamaya çalışırım. Bu allık günlük kullanım için bence oldukça iyi. Kalıcılık kısmının bu kadar iyi olabileceğini tahmin etmezdim.
Sleek Matte (Birthday Suit 436) lip cream cesaret edip denemeliyim dediğim bir üründü. Renginin soğuk bir renk olması nasıl durur diye düşündürse biraz hayal kırıklığı yaşattı. Sürdükten sonra hemen kuruması ile dudakta güzel bir görüntü oluştuğunu düşünmüyorum. Dudaklarımda sürekli evet bu ürün var hissi hoşuma gitmedi. Dudakları çabuk kuruyan bir insan olduğum için mi diye ön yargılı olmak istemiyorum ancak şimdilik durum bu şekilde.
Haftanın son gününe doğru yol alırken umarım güzel bir hafta sonu geçirirsiniz... Yorumlarınızı bekliyorum :)

10 Kasım 2017 Cuma

DENEBUNU EKİM KUTUSU

 
Bazen küçük sürprizler gününüzü güzel geçirmenizi sağlayabilir...Denebunu Ekim kutusu bana çıkmamıştı. Aslında hiç şaşırmadım. Şans kısmında biraz duraksamalarim var!!! Kayıt olduğumdan bu zamana kadar iki kutu gelmişti bana ki en son gelen Elidor kutusuyla birlikte üç kutu 😊 Bu kutu teselli kutusu gibi olsa da bence gerçek kutudan daha çok mutlu eden bir kutu. Büyük boy canlı ve dirençli saçlar için bal ve papatya özlü PH dengeli Elidor'un bu serisini görmüş ancak inceleme fırsatım olmamıştı. Kokusu ile hemen gönlümü fethetse de kullanıp görüşlerimi öyle yazmak istedim.
"Bal ve papatya içeren özel formülü sayesinde ilk kullanımdan itibaren saçı derinlemesine besleyerek saçlarını 5 kata kadar güçlendirir ve canlandırır. Bal; besleyici özelliği asırlardır "sıvı altın" olarak bilinir." Vaat edilenler bu özellikler. Kokusu rahatlatıcı ballı süt gibi kesinlikle baskınlığı sizi rahatsız etmiyor. Yeni şampuan geçişinde çok fazla saç dökülmesi yaşarım sanırım saçlarımda benim gibi alışkanlıklarına düşkün. Anormal bir saç dökülmesi yaşamadım. İlk kullanımdan itibaren güçlendirme kısmından çok saçlarım dökülür mü korkusu vardı. Bir süredir kozmetik şampuanlar kullanmadığım için ön yargılı mıyım sanırım biraz! Ancak bir dönem çok fazla saç dökülmesi problemi yaşadığım için sürekli olarak şampuan değiştiriyorum özellikle parabensiz ve bitkisel ürünleri tercih ediyorum. Bu şampuanı şimdilik ikinci kullanışım ara ara kullanabileceğimi düşünüyorum.
Kutunun içerisinde aslında beni mutlu eden papatya tohumu idi. Çok ama çok sevindim hemen ektim. Düzenli sulamanın 6 hafta sonunda sonuç vereceği belirtilse de heyecanla bekliyorum. Menekşelerim kuruyunca biraz küskündüm umarım güzel bir sonucu olur. Bu arada Gratis yüzde elli Elidor indirimini de unutmayayım.
 
Umarım küçük mutlulukların büyük mutluluklarına yolunu açtığı güzel bir hafta geçirmişsinizdir...Yorumlarınızı bekliyorum.

7 Kasım 2017 Salı

SENDROMSUZ HAFTA

 
 
 
Zaman kavramını bizler sınırlandırıyoruz. Önce saatlerle başlayıp dakikalarla devam edip saniyelere kızıyoruz. Bu haftadan çok büyük beklentilerim yoktu. Sendromsuz bir hafta diyerek belki de kendimi kandırıyorum. Zamanı kısıtlamadan herhangi bir güne yetişmek derdim olmasın... Ay sonuna doğru ALES, AOF sınavları birde yetiştirmem gereken yüksek lisans için program... Sendromsuz bir hafta mı?? Umut etmek istiyorum sanırım. Bu ara bana en iyi gelen kafamı boşaltmamı sağlayan en önemli unsurlardan birini gerçekleştirerek; yazmak istedim. Alakalı alakasız ancak yaşama dair. :) Dünya bir şekilde gece ve gündüz ardalanmasında görevini yerine getirmekte zamanı kısıtlamadan bu hıza yetişmek gerekmekte!!! Herkes bir koşuşturma içinde; dilerim ki tüm koşuşturmalarımız hayatımızdaki güzel anılara çıkar...
 
 
 
Bir önceki yazımda indirimler ve aldıklarım üzerine yazı paylaşmıştım. Bir kısmını unutmuşum sanırım. Benim için de güzel bir yazı başlangıcı oldu. CECİLE parfüm ve deodorant lise zamanları kullanmayı çok sevdiğim ikili idi. Özellikle de bu mor rengi! Ara ara alıyorum vazgeçemediğim ürünler arasında. İndirimde görünce dayanamayıp aldım ki çok memnunum. Kimileri baskın baharatlı hatta keskin bir kokusu olduğunu söylese de ben kış mevsimi için seviyorum. Tıpkı frambuazlı pasta gibi. Ara sıra kendinize ödül vermek istediğinizde önünüzde olması gereken mutluluk oyunu bir çeşit, sanki. Şekerli kokusunu seviyorum.

 
Saç yağı konusunda hala araştırdığımı söylemeliyim.  Ancak Pantene Argan Yağlı ELIXIR yağ terapisi (hafif yağlı formülüyle besleyerek saça çok yönlü bir bakım sağlar(vaad ettiği)) kokusuyla çok güzel bir etki bırakan bir ürün. İndirimde iken yedeklemek istedim. Saçlarınızın elektriklenme problemi varsa etkili bir ürün. Saçları sakinleştiriyor. Benim için saça canlılık verme özelliği de önemli bir ayrıntı. Bu ara mevsimsel olarak sanırım saç dökülmesi yaşıyorum. Annemin tavsiyelerine kulak vermesem olmaz :) parabensiz şampuanlar kullanıyorum B vitamini eksikliğim için yeme içme düzenime dikkat ediyorum ayrıca halis zeytinyağı kullanıyorum. Saç diplerimden uç kısımlarına kadar uygulayarak yarım saat beklettikten sonra yıkıyorum. En doğal en basit aslında en canlı yöntemlerden birisi.
Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle yorumlarınız bekliyorum....

1 Kasım 2017 Çarşamba

KASIM GELDİ

 
 
 
 
Sonunda Adana'ya da kış geldi. Geçen hafta ile bu hafta arasındaki sıcaklık farkını görünce kış mevsimini özlediğimi fark etmiştim. Yine yaz çocukları için kış mevsimi kat kat giyinmek zorunda kalınan hele ki şemsiye taşımayı sevmiyorsanız bazen yük olabiliyor. Ama olsun; her bir anın güzelliğini sevmeli insan. Bir önceki yazım bitenlerdi. Tıpkı yaz mevsimi gibi. Şimdi yeni ürünler zamanı. Soğuğa, yağmura bulutlu havalara inat yeni ürünlerle karşılama zamanı :)
 
 
 
Marie Claire Silver Mask A101 den 10 TL idi. Aldığımdan bu zamana ikinci kullanışım; kokusu pek hoşunuza gitmeyebilir ancak çok iyi soyulabiliyor. parça parça kalmıyor cildinizde." Aydınlatıcı Peel-Off maske, içerdiği bitki kompleksi sayesinde cilt tonunun düzenlenmesine ve aydınlanmasına yardımcı olur. Ciltteki ölü hücrelerin temizlenmesine yardımcı olur."
Ürünün vaat ettikleri bunlar. Göz çevresi ve dudak çevresi hariç cildinize uygulayıp 20-25 dakika sonunda cildinizden soyarak çıkarabiliyorsunuz. Şimdilik etki olarak ferahlık verdiğini  söyleyebilirim. Bu ürünü kullanmaya devam edip yorumlarımı öyle yapmak istiyorum.
 
 
 
BeeBeauty micellar makyaj temizleme mendili Gratis indiriminden almıştım. Sanırım yüzde elli indirimle fiyatı 3.75 TL idi. Bitenler bölümünde Komili makyaj temizleme mendilini paylaşmıştım. Fiyatına göre iyi bir ürün olduğunu belirtmiştim ta ki bu ürünü görene kadar. İndirimiyle beraber iyi bir ürün olduğunu düşünüyorum. Cildinizi makyajdan temizlemeden önce ilk adım için kesinlikle kullanabilirsiniz. Kokusu olsun (keskin değil) makyajı ilk adım için çıkarma aşaması olarak iyi bir ürün.(Paraben ve alkol içermemesi de bir diğer artı özellik)
 
 
 
Uzun zamandır telefonuma gönderilen indirim mesajına kayıtsız kalamadım. Yves Rocher; 70 TL'lik ürün alışverişine 21 TL'lik bir indirim hediye olarak da nemlendirici peeling hediyesi verdi.


Çok fazla makyaj yaptı görüntüsü yerine doğal hatta makyaj yapmamış izlenimi veren uygulamalar benim hoşuma gidiyor. Bu yüzden ürünlerde doğal, cildimi daha sağlıklı gösteren özellikler arıyorum. Aldığım kompakt pudra-orta pembe 70 küsür gibi bir fiyatı vardı. İndirimiyle birlikte 50 TL ödedim.

"Bitkisel İçeriği(Bambu tozu) Cildinize daha sağlıklı bir görünüm sağlar. Cilt dokusunu pürüzsüzleştirir. Paraben içermez." Ürünün vaat ettikleri bu şekilde. Doğal bir görünüm sağladığı doğru kalıcılık yönünden değerlendirme yapabilmek için daha sık kullanmak istiyorum. Sabitleyici olarak transparan pudralara kıyasla daha iyi. Hediyesi olan Peeling (38 TL olduğunu belirtmişlerdi) henüz kullanmadım.
"Bitkisel içerik: Akağaç ve Mavi Agav Özsuları, Bambu çekirdekleri Nemlendirici Peeling. Cildi ölü hücrelerden arındırarak, cildin yenilenmesine yardımcı olur. Cildi pürüzsüzleştirir. Cilde doğal canlılığını geri kazandırır. Paraben, mineral yağ ve renklendirici içermez." Ürünün belirtilen özellikleri bu şekilde belirtilmiş.
Yves Rocher ürünleri kalıcılık yönünden bazı ürünlerinin problemleri olduğunu düşünsem de paraben ve alkol içermemesi yüzünden tercih sıralamamda ilk üçte yerleri her zaman hazır.
Yorumlarınızı bekliyorum. Kasım ayı Sonbaharın kışa dönük yüzü olarak hayatımıza umarım mutluluklar getirir. :)

27 Ekim 2017 Cuma

BİTENLER


Gelsin yeni ürünler... Bu hafta indirimler o kadar cazip geliyor ki yeni ürünler almadan eskilerden paylaşım yapayım dedim. Marie Claire deodorant a101 den yanlış hatırlamıyorsam sekiz liraya almıştım. Kokusu gerçekten güzel ancak hiç etkili bir ürün değil koku kalıcılığı çok zayıf ancak yinede bırakmak istemedim bitirmek istedim. Bir daha almayacağım ürünler arasında. Komili makyaj temizleme mendili şok tan almıştım . Fiyatı 6.90 TL idi. Fiyatına göre gerçekten iyi bir ürün. Başlangıç olarak memnun kalmadim ancak ürünü bitene kadar kullanmaya karar verdigimde cildim de sanki alıştı. Keskin bir kokusu olmadığı için de hoşuma gitti. Rahatsızlık vermedi. Bazen o kadar yorgun oluyor ki insan gece yatmadan temizlesenizde cildinizi eve geldiğinizde ilk olarak bu ürünle temizlemek ferahlik veriyor. Evidence parfüm doğum günümde Yves Rocher da aldığım bir üründü. Normalde Yves Rocher parfümlerini seviyorum. Memnun kalmadığim ilk ürünü oldu. Koku kalıcılığı hiç mu hiç yok. Fiyatına göre ise indirimden aldığım halde diyorum ki daha farklı ve uygun fiyatlı ürünler alınabilir. Nivea rollon da ikili bir şekilde migros indiriminde almıştım. O da memnun olmadığım ürünler arasındaki yerini aldı. Eskiden Nivea ürünleri daha kaliteli olurdu sanki. 



Paylaştığım ürünler arasında Komili makyaj temizleme mendili dışında memnun kaldığım ürün olmadı. Diğer yazımda gerçekten hoşuma giden fiyati olsun cilt durumuna etki eden ürünleri paylaşacağım. Sizlerinde yorumlarınızı bekliyorum.... 

21 Ekim 2017 Cumartesi

SAHİLDEKİ KAFKA (KİTAP YORUMLARIM)

 
        Sessizlik kulaklarla duyulabilen bir şey... Kitaptan alıntı ile başlamak istedim.  Sessizlik kalabalığında boğuluyoruz çoğu zaman. En sevdiklerimizin sessizliği cam gibi kesse de düşlerimizi çabalıyoruz. Yine de çabalıyoruz; mutluluğun bin bir yolundan sadece bir tanesi için dahi denemekten, düşmekten vazgeçmiyoruz.... Yazarın cümlesi ile başka bir kitabın karakterinin sözleri aklımda fazlasıyla yankılanmakta. Kitap okumayı seviyorum. Eğer ki dünyayı keşfetmek istiyorsan bu keşif yolculuğuna kitaplarla başlanmalı, inanıyorum ki o zaman daha farklı bir benliğe sahip daha fazla empatinin insanları oluruz.

    Haruki Murakami uzun zamandır duyduğum ancak bir türlü kitaplarına elim gitmediği bir yazardı. Alıntıları ile sürekli karşılaşsam da okumak geçen haftaya nasipmiş. Öncelikle çok farklı bir yazar olduğunu belirtmeliyim. Yazarın bu kitabını okuduğumda yazarın hayatını düşünmeden edemedim. Biliyorum hayatı ile bağdaştırmam uygun değil ancak düşünmeden edemedim. Japonya'nın en popüler yazarlarından biri olarak kabul edilen bu yazarın en büyük özelliği gerçekten de düşüncelerle konuşmayı sevmesi bence. Yazarın okuduğum ilk kitabı Sahildeki Kafka olmasının sebebi bu yaz okuduğum kitaplardan birisi olan Milena'ya Mektuplar'dı. Bir anlamda yazarın Kafka sempatisi benim Kafka sempatimle de birleşmesi sanki. Kafka, hayatın belirli bir döneminde okunması gereken yazarlardan. Özellikle de gerçekten büyüdüğünüzü düşündüğünüz bir anda yazar hepimize;  aslında yürümen gerektiğini, yüklemleri eksik cümleleri tamamlaman gerektiğini ve fazlasıyla anlaman gereken duyguların varlığını hatırlatırken haklı olduğunu anlıyorsunuz. Ne kadar yaşlılığa giden yolda olduğunuzu düşünseniz de öğrenmeniz gereken mutlaka bir şeyler olacaktır. Sahildeki Kafka'ya gelince arka kapağında yer alan kısa bir özetle öncelikle başlayayım.
"Kafka Tamura on beş yaşına girdiği gün evden kaçar. Uzun zamandır planladığı bu kaçışın nedeni babasının yıllar önce dile getirdiği uğursuz kehanettir. Ama babasının bir düzenek gibi içine yerleştirdiği kehanet gölge gibi peşindedir.... Kafka ilk kez aşkı ve tutkuyu taşarken gizemli bir cinayetle kehanetin ve kaderinin düğümleri çözülmeye başlar."
Bu yazıdan da anlaşılacağı gibi kitabın ana karakterinin yolculuğunda sorgulanacak hatta kaçılacak o kadar çok durum var ki demekten kendinizi alamıyorsunuz. İnsanlık hakkında; insan dünyası aslında duygu dünyası hakkında. Kimi cümlelerin altını çizmesem dahi not almışım; "Farklı insanları severim. Şu alemde, yüzlerindeki sıradanlığı bozmamaya çalışarak, düzenli bir hayat yaşıyor gibi görünenler daha güvenilmez olur çünkü." Büyük bir rutin düzeninde herkes aynı olmaya çalışırsa evren fazlasıyla sıkıcı olmaz mıydı? Tüm çiçeklerin tek bir çiçeğe bürünmesi ile tüm renkler kaybolmaz mıydı?
    "Yanlışı kendiliğinden kabul edebilme cesaretin varsa, geri dönebilirsin. Fakat hayal gücünden yoksun, sığ ve hoşgörüsüz bir yaşam, parazitlerinkinden farksızdır. " Farklı bir kitap ve yazarın diğer kitaplarını okur muyum emin değilim ancak düşünmeye sevk ettirdiği gerçek. Ancak yine de ruhsuz bir kitap dünyasında duyguların gerçekliğini üstünkörü sorgulatsa da kitabı bitirdikten sonra istemsizce Matmazel Noralya'nın koltuğunu bir daha okumalıyım dedim. Farklı yazarlar hatta dünya klasiklerini okumayı çok severim. Ancak soru işaretleri ve cevaplar konusunda yazarlarımızın kitaplarını daha çok sevdiğimi fark ettim.

Yorumlarınızı beklerim....

8 Ekim 2017 Pazar

GÜNCE


Soğuk kapıda mı bilmem Adana şu sıra gece serinliginde gündüz ise bunaltıcı sıcaklar yerini normal sıcaklara bıraktı. Kış gelsin isterken bir yandanda hep mi yazda kalsaydik demeden kendimi alamıyorum. Ancak biliyorum ki en azından bir iki hafta sonra soğuklar gelecek. Gelmeden bahar döneminden itibaren bir kısmı yazda olmak üzere aldığım sürekli kullandığım ürünleri paylaşmak istedim. Özellikle parfüm konusunda hala arıyorum ancak sağ tarafta yer alan jeanne arthes Kıbrıs'tan mezun olup da dönerken aldığım bir üründü. Watsons da marka olarak gördüğüm de çok şaşırmış çok da mutlu olmuştum. Kokusundan emin olmadan direkt aldım. Testeri yoktu çünkü . Ama yanilmamisim koku aynı idi. Baskın olmayan sevimli bir şekerli koku 😊 Dış kısmını ilginç buldum kapağını kapatan yılan figürü enteresan bir düşünce olmuş. Bir süre kullanmak için bekledim su sıralar elimin altında olması beni mutlu ediyor. Golden rose makyaj bazı ise bitmiş yenilemistim. Şu sıra bitebilir gibi geliyor oldukça az kaldı çünkü. İlk aldığımda 19 TL ye almıştım ancak şu sıra 37 veya 38 olması lazım. Hiç düşmüyor ne yazıkki fiyatı. Ama seviyorum. Makyaj yapmadığım da yanaklarima çok az kullandığım da bile verdiği doğal bir parlaklık yapısı var. Bittikten sonra yine alacağım. Gelelim Mac fondötene; ne bereketli imiş dedirten yaz boyunca kullandığım su bazlı kapaticiligi az ama cilde doğal bir hava veren fiyatının hakkını veren bir ürün ki en son baktığımda 159 du. Makyaj yaptı yerine makyajlı makyajsızlik durumunu daha çok seviyorum. Kesinlikle bittiğinde yenilenecek olan ürünlerim arasında yerini aldı.

Karma bir cilt yapısına sahip çabuk yağlanan bir cildiniz varsa kapatıcilarla problemimiz var demek sanırım. Bu ürünü hiç pozitif negatif açıdan okumamistim. Arkadaşlarımı beklerken Gratis bir bakayım derken kendimi elimde Sleek kapaticisi ile buldum. Acele ile alışveriş siz siz olun kesinlikle yapmayın. Testeri olmayan bir ürünü almayın. Sleek iki numara kapaticisi yüzde kırk indirimden birazdan satış görevlisi ısrarları sonucu alsam da memnun kalmadim. Aslında böyle bir durumla da ilk karşılaşıyorum. Aydınlatıcı özelliği de var çok iyi bir ürün sözlerinin aldaticiliginda iki numara koyu bulsam da çok garip durmadi. Benim problemim daha farkli; uygulaması zor bir ürün

Dış kısmı biraz fazla kullanılmış görünse de hem kullanmadan hemde kullandıktan sonra temizlesem de elimin izi kalmış gibi bir lekeler görüntü oldu. Gitmiyor o lekeli görüntü.

Fırça aplikatoru çevirdikten sonra üst kısmını uçlu kalem gibi kapatıcı çıkıyor . Ciltteki görünüm ise daha yaymaya başlamadan kuruyor . Dağıtmak için sünger kullandigimda çok dikkatli bir şekilde dağıtmaya çalışsam da kremsi yapısı kendisini olduğu yerde sabitliyor sanki. Bilmiyorum bir türlü sevemedim. Kullanan arkadaşlar varsa elbette ki yorumlarınızı bekleriz. 
İyi Pazarlar!!!!

5 Ekim 2017 Perşembe

EKİM

 
Sonunda gelen Eylül ayı Denebunu Kutum...
Bu şimdiye kadar çıkan ikinci Denebunu kutum. Gelmesi uzun sürse de gelmesi ile beni çok mutlu etti. Aslında kutuda yer alan ürünler bana değil fazlasıyla anneme yarayacak😊 kutuyu duymayan kaldı mı bilmiyorum ama ufak bir özet geçeyim. Denebunu kutusu kargo dahil olmak üzere ücretsiz olarak teslim edilen bir kutu. Her ay düzenli olarak içeriğinin değiştiğini söyleyebilirim. Profilinizin(ilgi alanları, yaş, hobiler gibi) yüzde yüz bir doluluk göstermesi gerekiyor. Kutulardan size uygun olanları profil durumunuza göre gönderiliyor çünkü. Geçen yıl Aralık ayında ben üye olmuştum. O zaman bu yana ikinci kutum. İlk kutumdan bu yana gördüğüm kadarıyla da kutu durumu size uygun olsa dahi hızlı davranmak zorundasınız. Kalmayabiliyor. Kutum eylül ayının kutusu olsa benim elime ekim ayında ulaştı. Kısaca içeriğini anlatmak istiyorum. Bol indirim kuponlu bir kutu idi. Kutu içerisinde;
-Bir adet Vernel yumuşatıcı
-İçerisinde iki adet renk koruyucu mendil olan Colour Catcher
- İki adet sütlü, iki adet sade Tchibo kahve
-Dört adet Loreal Elseve şampuan testerı ile birlikte
-Bir adet Hellman's mayonez
Henüz hiçbirini denem fırsatım olmadı. Bu hafta sonu indirim kuponlarından biri olan Gratis' te geçerli yüzde kırk Elseve indirimini kullanmayı düşünüyorum. Şampuan olarak çok farklı markalar kullansam da saç kremi ve saç maskesi ihtiyacım olarak bu markayı düşünebilirim. (Özellikle saç maskesi)
Yorumlarınızı bekliyorum. Sonbahardan kış aylarına doğru yol almaktayız. Soğuğu sevmeyen bir yaz çocuğu olarak üşümek de güzel :)

26 Eylül 2017 Salı

BİR NEFES MOLA

 
 
 
Bir anlığına derin bir nefes almak. İşin zor tarafı bu sanırım. Yıllardır kontrol edemediğim bir hayat akışım var. Üniversite sonrası hayatın çok düzenli olacağı belirtilse de düzenden çok anlam veremediği bir düzensizliğe insan sürükleniyor. KPSS, yüksek lisansın bitmeyen sorunları ve işsizlik. Bir çeşit hayat çemberi. Aynı düzlemde yer alan sorunlar bütünü diyorum. Stresi yönetmem gerektiğini söyledi geçenlerde tanıdık bir sima. Yönetmem gerektiğini bende farkındayım ancak hangisi? Birini tutsam diğeri elimde kalıyor gibi hissediyorum. Yine de umut etmekten vazgeçmeli yapmam gerekenleri yapmalı gerekirse sıfıra dönüp oradan başlamalıyım diyorum. Alıştığım nokta bu sanırım. Sığındığım nokta da bu okumak ve yazmak. Kitaplar gerçekliğin sıkıcı dünyasını daha kibar bir dille anlatmasına gerek kalmadan sadece hissettiriyor. Kalbe dokunuyor. Sizlerin de kalbine dokunan kitaplarınız vardır. Benimde kalbime dokunmaktan çok kalbimde altınları olan nadir ancak çok değerli kitaplar var. Bu yıl bitmeden not aldığım okumam gerekli dediğim kitaplarım var. Bilmiyorum okudunuz mu Sevin Çokum kitapları. Sayısal çıkışlı olduğum için öğretmenlerimiz genellikle fazla soru çözüp sınavda yapabildiğimiz kadar net yapabilmeye bizi odaklandırsalar da lisede keşke kitap okumamız tavsiye edilseydi. Lise döneminden şu şu kitaplar benim hazinelerim diyebilseydim. Önerileri dinlemeyi her zaman sevmişimdir oysa. İyi bir kitap, etkileyici bir film ile başlayan her cümleyi dikkatlice dinlemişimdir. Ama olmadı. Sanırım kimse gerek de görmedi. Çünkü hep okuyan bir insandım. Kitap yolculuğumda en sevdiğim sığınaklarım olan kütüphanelerde kararsız kalan ellerim daima aradı. Sözün kısası Ağustos Başağı kitabını çevremde lise de okuduklarını söyleyen tanıdıklarım oldu. Ben se orta ikinci sınıftan itibaren her yaz okudum. Nedeni bilmeden bir çeşit alışkanlık gibi. Yaza saygı veyahut Ağustos ayına olan hayranlığımın güzel bir izi gibi. Bir ara onu da anlatmak isterim. Sevin Çokum dili hayranlığımı... Arkasından yazarın birçok kitabını okusam da Ağustos Başağı kitabı daima bende yeri özel kıldı. O sıcak dili duyguların her an yanı başımda kanlı canlı görünmesi ve tanımadığım hiç bilmediğim şehirleri bana yakın hissettirmesi ile. Bana şehirleri yakın hissettiren kitaplardır. Şehirlerde insanlar gibidir derim. Onlar gibi nefes alır onlar gibi güler onlar gibi ağlar. Ya da insanlar o şehir gibi olurken şehirlerde insanlar gibi olur. Biraz karmaşık bir yolculuk gibi. Yazarın Al Çiçeğin Moru adlı kitabını almak için can atıyordum. Geçen haftaya kısmet oldu. Okudum bir nefes mola aldım :) Tüm karmaşada kendime bir virgülcük yer ayırdım. Notlar aldım.
 
"Herkesin kaldığı bir yer, kaldığı bir gün, an dakika vardır"
Rüzgarın acı kokuları topladığı, ormanları gezindiği çiseli çiseli süründüğü, denizin kabarıp kıyılara çıktığı sonbahar kış demlerinde nar çiçeği özlemini duymak boşunaydı. Bitmiş bir aşk gibi... Dönümsüzlüktü bu."
 
 
Yazarın haklı olduğunu düşündüm. Ne kadar ilerlerse ilersin insan mutlaka bir noktada kalıyor. Arkası dönük olsa dahi kalbini bırakıyor. Al Çiçeğin Moru kitabı içerisinde hikayelerden bir çeşit gönül yansımalarından oluşuyor. On dört hikayenin birinde olmazsa diğerinde mutlaka bir parçanızı bulacaksınız. Yazarın içten çok fazla detay vermeden konuyu çarçabuk anlatmak istemeyen o ince çizgiyi mükemmel tutturan bir anlatım tarzı var. Kitaba da adını veren Al Çiçeğin Moru bölümünde de şöyle bir paragraf ayırmışım kendime;
"Belki işaretlediğiniz köşeler, yükseltiler, ara sokaklar, yokuşlar, gözden yitiyor bir şeylerin engellemesiyle. Sizin unutmak için şehri örttüğünüz gibi... Dallarla, toprakla, taşla, kumla başka düşünceler, başka fotoğraflar , başka yaşama kırıntıları ve malzemeleriyle..."
Bu ara fotoğraflara düşkünlüğüm belki bu sebeptendir. Beş yıl sonrasında sevdiğim bir yerin değişimini görmek iyi olmazsa üzer korkusu. Anılarımdaki haliyle kalsın dileği...
Kitabın arka bölümündeki alıntıları da paylaşmak istedim;
"Hadi öğren öğreneceklerini... Kolay değildir hayat denilen bu kitabı okumak. Satır satır, harf harf... Her harf iç kanatır! Hadi yüklen, taşı bakalım harfleri, satırları....
 
Hayat denilen bir kelime öylesine yoğun anlamlar taşıyor ki her bir detayında her bir satır başında yorgunluklar , üzüntüler ve yine yeniden umutlar taşımakta. 
Eylül ayı bitmek üzere... Sonbahar Kasım ayının ilk on günü kalacak bir misafir gibi. Kış her an kapımızı çalacak ve kendisini hatırlatacak sanki. Bu aylarda okunacak bir kitap. Kitaplarında bir mevsimi olur mu demeyin. Oluyor. Belki de bana öyle geliyor....
 
Bu arada vaktiniz olursa küçük bir hikaye bende paylaşmak istiyorum. Aşağıya linkini bırakıyorum. Okursanız çok ama çok mutlu olurum. Yorumlarınızı bekliyorum.

16 Eylül 2017 Cumartesi

EYLÜL YORUMLARI DEVAM

Karma bir cilt tipine sahipseniz maskeler mutlaka yanı başınızda oluyor. Bu iki ürün yine denemekten ne olur ki diyerek aldığım ürünlerdi. Yüz lazeri yaptırıyorsanız gerçekten cildin yağlanma problemleri artıyor. Özellikle burun bölgesinde. PROCSIN Black mask soyulabilir bir maske. Maskenin bilgileri kısmında cildin yenilenmesine, onarılmasına ve canlandırılmasına yardımcı olduğu belirtilmiş.  Bu maskenin haftada bir yada iki kez kullanılması tavsiye edilmiş. Düzenli olarak kullandığım bir maske olan bu ürün derinlemesine bir etki göstermese gözle görülür olarak cildin bazı bölümlerinde(burun özellikle) etkili. Çok uzun soluklu bir ürün olduğunu belirtmeliyim. Satın alalı oldukça uzun bir zaman olmasına rağmen hala bitmedi.
ENGLISH HOME PINK MASK ise kasa yanındaki dikkat çekici olan ürünlerden. Özellikle yazısından daha çok ürün pembe rengi bana çok şirin gelmişti. Sanırım Temmuz ayında almıştım bu ürünü. Detaylara gelecek olursak ise bu maske de soyulabilir, inci tozu içerikli bir maske. Kokusu cidden güzel. Bazı maskeler oluyor ki kokuları çok kötü!
"İnci tozu, niacinamide ve antioksidan nar ekstraktı ile zenginleştirilmiş özel formülü ile cildi arındırırken dış etkenlere karşı korumaya yardımcı olur. Kafein ile cilde canlılık verir. Cildiniz canlı ve ışıltılı bir görünüm kazanır."
Ürünün vaat ettikleri bu yazı ile özetlenmiş. Ancak ne yazık ki etkili bir ürün olduğunu söyleyemem. Kokusu ile sempatik pembe rengi ile anlık bir ferahlık sağlasa da uzun süreli olarak etkisiz bir ürün olduğunu belirtebilirim. Bir daha almayacaklarım arasında yerini alan bir ürün oldu.
Sizlerin de yorumlarınızı beklerim.
 

EYLÜL YORUMLARI

 
 
 
“Muhtemelen’lerle dolu bir dünya” Bir Murakami alıntısıyla başlamak istedim, yazıma. Sanırım şu anki durumuma fazlasıyla uygun. Hayatın içindeki zaman aralıklarında kader denilen döngünün her kapıdan çıktığını gördükçe daha bir hüzün kaplıyor insanı.  O yüzden insan muhtemelen nasıl olurdu sorusu yerine denemekten korkmayan bilgiyi aramayı kendine bir ödev bilmiş durumda olmalı... Bir ara yüksek lisans hakkında yazacağım. Belki yüksek lisans hakkında bilgi almak isteyen birilerine yardımcı olur yazdıklarım. Kısa bir parantez geçmek gerekirse gerçekten istediğiniz alanda olmak istiyorsanız bir an bile olsa durup düşünün ben hayatımın hangi alanında pişmanlık yaşamak istemiyorum .... Neyse gel gelelim bu günkü diğer paylaşacağım paragraflara; bu hafta fazlasıyla ev dışındaydım. Bu yüzden indirimlerden aldığım ürünler olsun hiç denemediğim ürünler olsun deneme fırsatı buldum. Öncelikle naturelove markasını hiç duymamıştım. Tesadüfen BİM' de gördüğümde denemek istedim. Kendisine ait çantası olan bu 4'lü fırça seti 20 TL idi.
 
 
 
 
 
 
Aldığım bu 4'lü fırça setinin içerisinde;
 
-Pudra
-Allık fırçası 
-Fondöten fırçası ve
-Far fırçası  bulunmakta.

 
Pudra fırçasına bayıldım. İnanılmaz kullanışlı ve yumuşak. Bazı fırçalar gerçekten ciltte yumuşak bir etki bırakmıyor. Fırça umarım dökülme yapmaz ama şimdilik benim gözümde on üzerinden dokuz aldı. Allık fırçası da fena değil. Ama bir kıyas yapmak istersem uzun süredir kullandığım eklips professionel (fuşya rengi olması hoşuma gidiyor) e bir alternatif değil. Allığı iyi dağıtabildiğini düşünmüyorum. Fondöten fırçası da vasatın üstüne çıkamadı ne yazıkki. Far fırçası ise Göz kriz noktalarında etkili farı gölgelendirmeleri için güzel bir fırça. Fiyatına göre dörtte iki memnuniyet aslında iyi olsa da farklı fırça arayışlarına sanırım devam :)
Yorumlarınızı bekliyorum....
 
 

5 Eylül 2017 Salı

SONBAHAR...

 
 
 
Sonbahar... Kendisinden sonraki Kış mevsimine usul usul hazırlayan narin mevsim. Sonbaharı hüzünle veyahut başak sarısı tonlarla özdeşletirirken sonbahar benim için anlamsız yorgunlukların sonuca varmayan gözlemcisi. Bazen haksızlık yapıldığını düşünsem de bu mevsime ne yapayım bende o için için hüznüne ortak oluyorum. Farkında olmadan. Hani yürümen gereken bir yol vardır ve devam ettikçe anlarsın yürümek kaderin olmuştur. Çöldeki bir serap görür gibi istediğin hayallerini görsen de hep yürürsün. Alışkanlık durağında nefes almak iyi gelmese de.
 
Yaz benim için çok çabuk geçti. Üç ayda 12 ayı yaşamak dedikleri böyle birşeydi sanırım. Yine de güzel anılar biriktirdim paylaşacağım... Bayram gelmeden indirimlerden aldığım ürünleri bayram da kullanınca yorumlarımı paylaşmak istedim. Umarım bayram güzel geçmiştir. Maybeline far paletinin indirime girmesini bekliyordum denemek için. Sleek far paleti ile arasında pek bir fiyat farkı olmasa da aklımda kalacağına önce maybeline far paletini aldım. Parlak renklerden daha çok mat ve doğa günlük kullanımlık renklerin olduğu bu paleti aldım. Yanlış hatırlamıyorsam 27.5 TL idi.
 
Renkleri özellikle de toprak renklerini çok sevdim. Ek olarak simli camel rengi far çok hoşuma gitti. Koyu renkler en sağda yer alan şimdilik kullanmadım. Nadir kullanacağımı düşünüyorum.

İçinde ayrıca bir fırça aplikatörü de var . Kullanmadığım renklere bakmak için parmağım izi çıkmış. :) Güzel uygun fiyatlı bir ürün. Çok fazla bir bekletişi olmayan kalıcılığı konusunda biraz sıkıntıları olan bir far paleti. Bazı renklere cidden bayılsam da alternatif diğer far paletlerine göz gezdirmekten vazgeçmeyeceğim.
 

31 Ağustos 2017 Perşembe

YAZ BİTERKEN...

 
 
 
Ne çabuk geçti yaz ve ne çabuk geçti hayatımızdan bu üç ay. Bu aralar sıklıkla bu cümle dilimde; hayatımın tüm rutinliğine inat koşturmadığım kadar koşturdum bir haftaya üç şehir sığdırdım ki otobüste uyumaktan nefret ederken gerçekten uyuyakaldım. Sizlerin yaz mevsimi nasıl geçti bilmiyorum ama umarım neşeli ve güzel geçmiştir. Gel gelelim ki uzun zamandır şampuanlar hakkında bir yazı yazmak istiyordum. Bu yüzden bir çok şampuan kullandım ve atmadım bekledim. Aslında işin özünde ablamın etkisi var ya şimdilik fotoğraflarını eklediklerim sadece yüzde yirmi beşi ara ara bu konuda yazacağım. Kansızlık gibi etkilerle olsun ve eğer ki benim gibi kapalı bir bayansanız da saçlarınızda ciddi dökülmeler başlayabiliyor. Bu yüzden güneşin etkilerinden çok daha başka problemlerle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Sağlıklı uzayan ve canlı saçlar hepimizin hayali değil mi? Genetik olarak her zaman şanslı olduğumu düşünüyorum saç dökülmelerim olsa da çok şükür abartılı problemlerim olmadı. Ama yine de saçınıza uygun şampuanı seçmek zor iş!!!
 
Bu şampuanı ben değil ablam kullanmaya başladı. İlk iki kullanımda mutlu olduğunu söylüyor. Şimdilik bakalım diyoruz. Bu marka özellikle saç dökülmelerine karşı etkili olduğunu belirtiyor. Ek olarak organik yağ içerikli serum formülüyle saçın zamanla kaybettiği sağlıklı görünümün yeniden kazanılmasını sağlayarak ölmemiş saçların güçlenmesine yardımcı olacağını özellikle belirtmiş.

Sol taraftaki Otacı elma ve naneli şampuan benim kullandığım ikinci ürün çeşidi. Kokusu gerçekten güzel ve söyleyebilirim ki saç dökülmesine karşı oldukça etkili. Bu yönden sevdim. Şampuanın kendisi de cilde zarar vermeden saçları hassas olarak derinlemesine temizlediğini düzenli kullanımda yağlı saçların yağ dengesini dengelenmesine yardımcı olduğunu belirtmiş. Bende şunu belirtmek istiyorum kış aylarında her gün duş almadığınızda saçlarda etkili değil. Bir gün durup bir yıkadığınızda saçınızda bir değişiklik hissetmiyorsunuz. Evet şampuan kokusu kalıcılığı biraz fazla olsa saçların temizliği konusunda ortalama olduğunu düşünüyorum.
Resmin ortasında yer alan Hunca Care argan ve zeytinyağlı şampuan içerisindeki argan ve zeytin yağ  sayesinde saçları nemlendirerek daha parlak görünmesine yardımcı olduğunu düzenli kullanımda daha güçlü saçlara kavuşulmasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Kış ayları boyunca düzenli kullandığım şampuanlardandı. Kesinlikle saça canlılık ve parlaklık verdiğini söyleyebilirim. Saç dökülmesini engellemek konusunda zayıf kaldığını belirtmeliyim.
Restorex ise indirimde görüp meraktan almıştım. Özellikle arkasında yer alan yazı almamda etkili olduğunu belirtmeliyim.
"Formülündeki bitkisel vitamin ve mineraller saç tellerini besleyerek sağlıkla uzayan saçları korur güçlendirir. Sarmaşık ekstresinden gelen beta-sitosterol ve qercetin ile saç dökülmesini önlemeye yardımcı olur"
Üzgünüm... Beklentilerimi karşılayamadı. Bahsettiğim şampuanlardan çok ama çok daha fazla dökülme yaşadım.

 
Son olarak Yves Rocher uğramadan olmazdı. Bu ay yüzde otuz indirim ve şampuan indirimimi duyunca ablama söylemiştim. Çünkü solda yer alan kremi yedeklemek istiyordu. Kırışık karşıtı sakinleştirici göz ve dudak kremi....
"Bitkisel içerik; Yaşam bitkisi, Akasya reçinesi. Kırışıklıklar için hem doğal hem de kalıcı bir çözüm sunan göz kremi aynı zamanda dudak kontürü işlevini de görür ve içeriğinde bulunan Akasya reçinesi kolojen sentezini hızlandırırken cildin dokusunu içeriden hızlandırır."(Vaad ettikleri)
30 yaş üzeri etkili olduğunu düşündüğüm bir krem. Ablam çok memnun olduğunu göz çevresi kırıklıklarında gerçekten etkili olduğunu düşünüyor. (Kendisinin cildi oldukça hassas) O da bir tavsiye üzerine almıştı. Bitmeden yedeklemek istedi. Sanırım yüzde otuz indirimden faydalanması ile 69 TL gibi bir fiyatı oldu. Şampuan ise kendime beklerken ona oldu :) Saç tipi kalın telli olduğu için ne yapalım bu seferlik onun görüşlerini alacağım. İnce telli saçlar için hacim veren Yves rocher şampuan hacim ve yumuşaklık vadediyor. Ayrıca gitmeliyim Yves rocher şampuanlarından almalıyım hiç demedim. Benim için beklenti ortalaması altında da üstünde de olmadı hiç. Saç dökülmesi yapmayan sakin tipli şampuanlardı sanki.
 
Yazacaklarımın devamı İnşallah gelecek. Yorum yapmayı unutmayın. Sizlerin de kullandığınız memnun kaldığınız parabensiz saç dökülmesine karşı etkili doğal olduğunu belirten şampuan tavsiyeleriniz varsa mutlaka tavsiyelerinizi beklerim. Şimdiden hayırlı bayramlar...

4 Ağustos 2017 Cuma

Zaman Notlari

Biliyorum yazmayı da ihmal ettim bu yaz... Aslinda bir çok alışkanlığımdan vazgeçtim. Büyümek dedikleri yıllara eklenen sayılara inat değiştirmek istediğim bitirdiğim bir çok alışkanlığımdan vazgeçtim. Vazgecmek zorlu bir süreç hele ki benim gibi bağlıysaniz hayatınızdaki her bir unsura. Kabul edemem bir türlü. Ettiğimde ise vazgeçemem yeniliklerden. Temmuz böyle bir aydi. Doğum günüme kadar kosturdugim vazgeçtiğim yenilendigim bir ayda doğum günümde doğum günüm olduğunu anlayamadım. Çünkü yoldaydim. Üç günlüğüne İstanbul yolculuğu... İstanbul bana her zaman ürkütücü bir güzellikte gelir. Hayatın fazlasıyla hızlı aktığı kalabalıkta kaybolmak fikri coreklenir yüreğime. Sessizlikle çok sesli bir hayat arasında olan şehirleri her daim sevdim. Gerçek hikayesi olan şehirleri. İstanbul ise sevmekten çok uzaktaki bir hayranlik gibi . En son 2012 de üni arkadaşlarımla geldiğim bu şehire beş yıl sonra ailemle gittim. Değişmiş mi? Fazlasıyla... Betonlaşma artarken şehrini ruhu yavaş yavaş oluyor sanki. Nedense bu şehirleşme olayını sadece bina olarak anlıyoruz ... Eklediğim bu fotoğraf Heybeliada dan... Üç gün kısıtlı bir süre olduğundan ana başlıklı yerleri gezebilsek de güzeldi. Ada bambaşka bir dünya sanki. zamanın olması gereken masumane tarafında kendini durdurmayı başarmış huzur kokan bir yer olmayı kafasına koymuş. Çok sevdim. Bir sürü fotoğraf anı defterine kaydedildi.
Şunu belirtmeliyim ki şehirlerin de insanlar gibi ruhu olsa da şehirlerde çok sevdiğimiz hayatımızda bir veya iki kere de olsa okuyup kütüphanemizde sakladığımiz kitaplar gibi. Yıllar arttıkça görmediğimiz detayları görmek farklı bakabilmek hayatın güzelliği....

11 Temmuz 2017 Salı

Yaz Nasıl Geçiyor?

Zamanın geçmesi için mi yaşayanlardansınız yoksa zamanı anlamlı yaşamak isteyenlerdensiniz? Bu ara fark ettim ki zamanı anlamlı yaşama isteğim biraz körelmiş. Bir şeyler yapmak gerekiyor derken başlayabileceğim noktadan başlamak istedim. Kararlar aldım. İlk olarak okumam gereken kitapların listesini yeniden (biliyorum yarısını yapabildim listemin) düzenledim. Biten ürünlerimi yorumlamak için bekletiyordum. Yorumlamakla başlayıp atmam gerekenleri atabilirim dedim. İlk olarak Neutrogena Hydro Boost kreminden bahsetmek istiyorum. Belki kış mevsiminde kullansam yorumum farklı olabilir miydi emin değilim ama beklediğim performansı kesinlikle vermedi. Özellikle banyo sonrası kullandım yaz döneminde nem ihtiyacını cildimin kaybetmek istemediğinden her ne kadar karma cilt olsa da neme ihtiyacı olan bölgeleri için bu ürünü kullandım anlık bir dakikalık sağladığı ferahlık dışında etkisini göremedim. Yves Rocher güneş sonrası bakım ürünü ise atın kampanyası olarak hediye edilmişti . Bayıldım kelimesi ile özetlemek istesem de kokusu özellikle favorim oldu. Güneşle bire bir yaşayan bir şehirde iseniz kullanmak zorundalığını en iyi şekilde karşılayan bir ürün.

Missha siyah maskesini uzun zaman önce almıştım. Bir ara çok sık kullandım bir ara hiç kullanmadım. Ama çok şükür geçen aylarda bitirebildim inat etmiştim çünkü. Uzun soluklu olan bu ürün fazlaca etkisiz kaldığından bir daha alabileceğimi sanmıyorum .Nivea köpük ise Migros indiriminden çok uygun fiyatlı olarak almıştım. Bitmesi konusunda oldukça çabaladım. Yatıştırıcı köpük olmasına rağmen yağ dengesine bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sıradan bir yüz güzellik sabunu gibi düşünüyorum.
Nivea (siyah beyaz özellikli)48 saat etkili olduğu belirtilen bu rollon zihnimde etkili bir ürün olarak yer edinmedi. Bir daha almayacağım ürünler arasına girdi. Koku konusunda fazlasıyla hassas birisi olarak bir rollon kokusuna uygun deodorant ve ona uygun parfüm üçlü serisini devam ettiririm. Hijyen kokusu gibi olan koku dışında 48 saat etkili vaadini ki gün içerisinde sürekli yenileme ihtiyacı hissedilmesinin gölgesinde kaldığını düşünüyorum.

 Umarım yaz mevsimi dolu dolu geçiyordur. Yeni kararlar yeni insanlar yeni kitaplar ve yeni ürünler ve belki de yeni şehirler... Hayat durağan halini yaz mevsiminin yaramaz çocuk ruhunda eritmekte sanki. Bugünlerde çok sevdiğim bir söz ezberlemekten kendimi alamadığım bir sözle yazımı sonlandırmak istiyorum...(Güzel anılarınızı mutlaka hatırlayın ... )
Tolstoy'dan anlamlı bir not; Mutluluk masal mutsuzluk ise öyküdür... 


5 Haziran 2017 Pazartesi

KARIŞIK BİR YAZI

 
 
 
 
Hayata ortasından başlayanlardan mısınız, bilmiyorum lakin ben ne son ne başı kelimelerin ortasından başlıyorum. Kafa karışıklığımı, düşünce yorgunluğumu yada kırıldığımı hatta mutlu olduğumu dahi anlatırken başlangıç noktasını kaçırırım. En yakın arkadaşım özellikle bu durumdan şikayetçi. Anlattığını düşünüyorsun ve benim o olayı hemen anlamamı bekliyorsun der. Aslında haklı. Paragrafa baştan başlamak yerine ortasından başlarım anlatmaya. Neden bilmiyorum sanki ben anlatırken fazla kelime israfına gerek kalmadan insanların anlayabileceklerini düşünürüm. Kitapların bile son sayfasını sevmeyen ben sonunu bir türlü getiremem. Ne yapayım bende böyleyim işte:) Bugün bambaşka bir yazı yazacaktım aslında. Hali hazırda dursun bakalım diyorum. Daha sonrası için. Gözüm beklettiğim ürünlerime takıldı çünkü. Bitenler yazısı yazmaktan çok devam edenler yazısı yazmayı planlamak tam benlik.
 
 
 
 
 
Yves rocher güneş kremi aldığımda beklentilerim yüksek olduğundan sanırım yada benim kullanma yanlışı fazlasıyla yapmam da kaynaklı olabilir pek sevmemiştim (İkincisini yarıladım :) ) Hatta sivilce yaptığını da yazmıştım. Fakat pes etmedim bir ara kullanmayı bıraksam da devam edeceğim dedim. Şimdi iyi ki devam etmişim diyorum. Evet ilk kullanımlarda sivilce yapsa da kışın cildim kuru olduğu için de olabilir sivilce uzun sureli kullanımda yapmadı bir daha. Nemlendirme özelliğini sevdiğimden sadece bu güneş kremini kullanıp çıktığım günler olmuştur. 50 faktör olması da bir diğer özelliği. Benim yaptığım hataya gelince de kesinlikle bezelye tanesi kadar dedikleri ölçüt şeklinde alıp parmaklarınızla yaymak bu güneş kremi için yeterli. Yoğun bir güneş kremi olduğu için fazla sürmek sivilce oluşumuna sebep olabilmekte sanırım. Her cilde göre değişebileceğini unutmayalım tabi benim cildim karma bir cilt.
Clinique CC Cream hakikaten vazgeçemeyeceğim ikincisi, üçüncüsü şeklinde severek devam ettiğim bir ürün olarak. Yaz mevsiminde daha sakin kremler cildimiz istese de ben vazgeçemiyorum. Doğal bir görünüm kazandırması sanki cildinizde hiçbir şey yokmuş gibi durması eğer makyaj yapmak istemiyorsanız ama cildinizin de solgun durmasını istemiyorsan kullanın derim. Yves Rocher onarıcı vücut losyonu benim alışveriş hediyemdi. Kış mevsimi boyunca kullanmak istedim ki net bir yorumumu yazabilmek için. Tek kelime ile "BAYILDIM". Mevsimsel geçişlerde kuruyan vücudumuz için fazlasıyla hakkını veren bir ürün. Kokusu özellikle (Benim gibi koku takıntınız varsa beğeneceksiniz)




Telefon kameram da bu ara sorunlar olduğu için net çekemesem de bu ürünleri Migros indiriminden almıştım. Privacy benim lise yıllarımdan itibaren sevdiğim bir kokuya sahip. Şekerli kokular mutlaka olmalı :) Neutrogena krem ve makyaj temizleme mendili ikili olarak çok uygun bir fiyata satılmaktaydı. Makyaj temizleme mendilinin ününü duyduğumdan ne zamandır denemek istiyordum. Krem de ekstra oldu. Makyaj temizleme mendili ününün hakkını verdi gerçekten. Diğer makyaj temizleme mendilleriyle kıyasladığımda tek seferde (kokusunu çok sevdim) başarılı bir sonuç ortaya çıkardı. Kreme gelince cildimizde oluşturduğu ferahlık hissi beş dakikadan daha az sürse de beni memnun etmedi. Hindistan cevizi yağı ise sürpriz oldu benim için. Biliyorsunuz bu ara her ne kadar popüler olsa da fiyatı bir türlü düşmemişti. Tanımadığım bir ürün olduğu için tek seferde bir anda vereceğim paraya değecek mi diye düşünürken a101 de 14.5 TL idi sanırım rastladım. Küçük gibi göründüğüne bakmayın. Sürekli olarak kullandığım halde yarısına bile gelmedi. Saçlarıma niyet diyerek almış olsam da her şey için kullanabilirsiniz ibaresini kullanınca dudaklarım için de kullandım. Şöyle söyleyebilirim ki kullandığınızda biraz yağlı bir görünüm verse de besleyiciliği ve verdiği parlaklık saça canlılık katması ile şimdi diyorum ki ikincisi mutlaka alınacak. :)
  
     Yorumlarım bu kadar... Sizlerin de yorumlarınızı beklerim. Herkese hayırlı Ramazanlar...

18 Mayıs 2017 Perşembe

ÜÇ NOKTA



                                 
      Hayal gücümüzü kaybetmiş olabilir miyiz? Farkına varmadan. Unuttuğumuz düşlerimizin kayıp sokaklarında o kadar çok ciddileştik ki gülmeyi unuttuk. Unuttukça başlangıçlarımız önemsizleşti fiilleri önemsedik. Sonrası kelimesinin gerisini getiremeden düşlerimizi umursamamaya başladık ve buna da hayat gailesi dedik. Ciddi olmalı ve belirli rutinlere bağlı kalmalıydık. Tuhaf bahanelerimizin ardında yaşamaya çalışırken en çok kendimizi geride bıraktığımızı en saçma zamanlarda hatırladık. Sohbetlerimiz bile fazlasıyla kendimiz hakkında oldu ya da hiç tanımadığımız yüzler hakkında. Sıkıldığımızı saklamaya gerek bile duymadan alıştık yalancı tebessümlerimize. Nasılsın sorusu klasikleşti, tıpkı iyiyim cevabı gibi. Aslında kelimelere ihtiyacımızın olmadığı insanları aradık durduk. Bir umutla.

    Tamamlayamadığımız cümlelerde üç noktalarımız arttıkça yorgunluğumuzu dile getirmekten kaçınıp durduk. Yine de hayal edebilen boşlukları kendi ruhunun güzelliğiyle doldurabilen insanların olduğunu tanımasak da görebilmek inanılmaz. Mutluluk verici. Gerçek bir gülümseme sebebi. Fotoğrafı uzun zaman olmuştu İnstagram sayfama yükleyeli. İlk bakışta gerçek bir at arabası izlenimi veren bu fotoğrafa daha dikkatli bakabilmek gerek. At bir çizim çünkü. Yüklediğimde bu güzelliği görebilen insanların yorumlarını beklemiştim hatta arkadaşlarıma dayanamayıp sormuştum fark ettiniz değil mi! Fotoğraf aslında abime ait. Onun sayfasında bu fotoğrafı gördüğümde hayranlık duyduğumu itiraf etmeliyim biraz da kıskandım. Bu duvara bakıp kimin çizdiği konusunda saatlerce düşünmek isterdim. Artık öylesine alışmışız ki sıradanlığa güzellikleri görebilmek için ikinci kez bakmıyoruz bile. Fark ettiniz mi sorusundan sonra ikinci kez bakan arkadaşlarım atın bir çizim olduğunu ancak fark etmişlerdi.
   
     Boşlukları narin ama güçlü bir şekilde dolduran insanlara hayranlık duyuyorum. Gerçekçi duygusallıkları insanlara gülümseme sebebi veriyor...

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Koşarak gelen Mayıs

Mayıs geldi...Hatta ilk haftası çoktan bitecek. Nisan ayında bloğuma uğramadığımı fark ettim. Nisan ayı göz açıp kapayıncaya kadar hızlı geçeceğini hesap edemedim belki de . Bu kadar hızlı geçen bir ay da en azından planladıklarımı almalıyım derken bir kısmını paylaşmak istedim. Uzun zamandır Mac Face and Body fondöten istiyordum. En açık tonunu ararken aklım bir ara Mac pudraya gitse de almak istediğimi almalıyım dedim. En son fiyatına baktığımda 130'lu civardaydı ama şimdi 153 TL ye aldım. Fondöten çok nadir kullandığım için daha çok BB ve CC'lerle devam eden ben bu ürünü gerçekten sevdim. Ciltte hiç bir ağırlık yapmaması ve doğal sağlıklı bir görünüm vermesi açısından tam puan alsa da en açık tonunun bile aslında cilt tonum olduğunu fark ettim. Yaz için nefes alan bir ürün olduğunu düşünüyorum karma ciltli ben yüz lazeri kaynaklı mı emin olamasam da başlayan gözenek büyümesi için müthiş bir kapatıcılık sağlamasa güzel bir ürün. Sevdim gerçekten. Golden Rose Matte serisi rujlar özelikle Matte 16 vazgeçilmezim olmuştu. Golden Rose mağazasına gittiğimde kalmamış olmaması beni kalem ruj kısmına yöneltti . Bu aldığım kalem ruj Matte 21 ve evet kalıcılık yönünden 16'yı aradım ne yazık ki. Gratis'in Nisan ayında hangi hafta sonu indirimi olduğunu hatırlamasam da Balm ürünlerinde yüzde 40'a varan indirimden fiyatını düşmesini dört gözle beklediğim allık (37 TL idi sanırım ) beklediğime cidden değmiş . O indirimde ayrıca Eklips' in resimde görülen fırçasından da almıştım. İkili bence güzel bir uyum yakaladı. Allığın dokusu kalıcı ve pembeliği cilde tatlı bir renk verdi. Yves Rocher saç sirkesi nisan ayında yapılan indirimden bana hediye olsa da Yves Rocher saç bakım ürünleri denemek bu şekilde fikir edinmemi sağladığı için fikir edinmemi sağlıyor (bu nisan ayı indiriminden ablam yararlandı 39 TL ye maskaralar düşmüştü) . Hediyesi benim olsa da ürüne pek anlam veremedim. Özellikle gidip bu ürünü alacağımı düşünmüyorum. 
İndirimlerin Mayıs ayında da devam etmesi dileğiyle...😊

9 Nisan 2017 Pazar

Haftasonu Notlari

Mutluluk kelime anlamına sığmayacak kadar narin ve özel bir duygu... Portakal çiçeği festivaline gidemedim diye üzülürken saksıdaki çilekleri görünce çok mutlu oldum. Gerçekten emek vermek ve emek verdiğinde ortaya çıkan manzara insanları etkiliyor. Günümüzde her şeyin tadı değişti sanki. Çocukken yediğim domatesler bugün tadına bile bakmak istemediğim bir tat oldu yada meyveler... Yaylayı biraz da bu yüzden seviyorum. Ağaçlarımızdan kopardığımız kirazların, vişnelerin, eriklerin ve elmaların yerini şehirdeki meyveler alamıyor. Yayladaki her bir ağacımıza çocukken senin ağacın benim ağacım diye özen gösterir yarışırdık anlamsızca. Güzel zamanlardı. Gerçek bir duygunun hatta boşluğun bile güzel olduğu zamanlardı. Dünden kalma bir rüzgar var dışarıda güneşe rağmen. Zaman kumlarını savururken tüm üşümelere inat mevsimler kendini hatırlatıyor. Yapacaklarım birer birer birikirken Adana'ya şöyle bir bakıyorum. Bu şehri çok seviyorum. Birkaç ay sonra başlayacak olan güneşin yakıcılığına inat iyi ki bahar diyorum. Bahar özel bir mevsim, daima özlem duyulan daima sevilen...

31 Mart 2017 Cuma

Mart zamanı


    Bu ay nasıl geçti sahi anlayamadım. Çoğu kez zamanı yakalamaya çalışan bir çocuk gibi zamanın durmasını dilediğimi hayal ederdim. Şimdi ne değişti bilinmez zamanı kaçırdığımı hissediyorum. Zaman geçiyor ve ben büyük bir kalabalığın ortasında duruyorum gibi...Sanırım okuduğum bir kitaptan bu cümle.
    Mart ayı indirimlerle dolu bir aydı. Bu yüzden onca telaşenin ortasında koştur koştur alabildiklerimi aldım ve aldıklarımı yavaş yavaş paylaşmak istiyorum. Garnier makyaj temizleyici uzun zamandır kullandığım bir ürün Şok marketlerde indirimde gördüğümde ki sanırım hala aynı indirim fiyatında almıştım. Biliyorum Yves Rocher parfümlerini çok paylaşıyorum ama seviyorum . Yaz için çok harika olduklarını söyleyemem lakin bahar için gerçekten güzel bir kokusu var Evidence'in. BB krem konusunda belki de sayfalarca yazabilirim. Üniversite birinci sınıftan itibaren makyaj yapmayan benin kullandığı o zamanlar tek ürün olan BB kremlerin CC'si çıktığında sevinmiştim ki. Pure Beauty cidden iyi bir ürün. Karma cilde sahip olduğum için ürünlerin sivilce yapmaması benim için önemli. Kapatıcılıktan ziyade sağladığı aydınlık daha sağlıklı bir cilt görünümü veriyor.
      Ve bu ay bir müzikle özetlendi diyorum... Neden bilmiyorum ama oldukça eski bir film olan Amelie filminin La Noyee müziğini bıkana kadar dinledim. İnsanların ruh halleriyle dinledikleri müzik gerçekten örtüşüyorsa bu ay hafif başlayan ve sonra inanılmaz derece kelimelere ihtiyaç duyulmadan mutlu eden bir aydı. Bir ara Amelie filmini de anlatmalıyım. Düş ile gerçek arasında mutluluğu yakalamaya çalışırken karşılaşılan gerçek hislerle dolu bir film... diye başlamalı paragraflarımı sıralamalıyım....