26 Eylül 2017 Salı

BİR NEFES MOLA

 
 
 
Bir anlığına derin bir nefes almak. İşin zor tarafı bu sanırım. Yıllardır kontrol edemediğim bir hayat akışım var. Üniversite sonrası hayatın çok düzenli olacağı belirtilse de düzenden çok anlam veremediği bir düzensizliğe insan sürükleniyor. KPSS, yüksek lisansın bitmeyen sorunları ve işsizlik. Bir çeşit hayat çemberi. Aynı düzlemde yer alan sorunlar bütünü diyorum. Stresi yönetmem gerektiğini söyledi geçenlerde tanıdık bir sima. Yönetmem gerektiğini bende farkındayım ancak hangisi? Birini tutsam diğeri elimde kalıyor gibi hissediyorum. Yine de umut etmekten vazgeçmeli yapmam gerekenleri yapmalı gerekirse sıfıra dönüp oradan başlamalıyım diyorum. Alıştığım nokta bu sanırım. Sığındığım nokta da bu okumak ve yazmak. Kitaplar gerçekliğin sıkıcı dünyasını daha kibar bir dille anlatmasına gerek kalmadan sadece hissettiriyor. Kalbe dokunuyor. Sizlerin de kalbine dokunan kitaplarınız vardır. Benimde kalbime dokunmaktan çok kalbimde altınları olan nadir ancak çok değerli kitaplar var. Bu yıl bitmeden not aldığım okumam gerekli dediğim kitaplarım var. Bilmiyorum okudunuz mu Sevin Çokum kitapları. Sayısal çıkışlı olduğum için öğretmenlerimiz genellikle fazla soru çözüp sınavda yapabildiğimiz kadar net yapabilmeye bizi odaklandırsalar da lisede keşke kitap okumamız tavsiye edilseydi. Lise döneminden şu şu kitaplar benim hazinelerim diyebilseydim. Önerileri dinlemeyi her zaman sevmişimdir oysa. İyi bir kitap, etkileyici bir film ile başlayan her cümleyi dikkatlice dinlemişimdir. Ama olmadı. Sanırım kimse gerek de görmedi. Çünkü hep okuyan bir insandım. Kitap yolculuğumda en sevdiğim sığınaklarım olan kütüphanelerde kararsız kalan ellerim daima aradı. Sözün kısası Ağustos Başağı kitabını çevremde lise de okuduklarını söyleyen tanıdıklarım oldu. Ben se orta ikinci sınıftan itibaren her yaz okudum. Nedeni bilmeden bir çeşit alışkanlık gibi. Yaza saygı veyahut Ağustos ayına olan hayranlığımın güzel bir izi gibi. Bir ara onu da anlatmak isterim. Sevin Çokum dili hayranlığımı... Arkasından yazarın birçok kitabını okusam da Ağustos Başağı kitabı daima bende yeri özel kıldı. O sıcak dili duyguların her an yanı başımda kanlı canlı görünmesi ve tanımadığım hiç bilmediğim şehirleri bana yakın hissettirmesi ile. Bana şehirleri yakın hissettiren kitaplardır. Şehirlerde insanlar gibidir derim. Onlar gibi nefes alır onlar gibi güler onlar gibi ağlar. Ya da insanlar o şehir gibi olurken şehirlerde insanlar gibi olur. Biraz karmaşık bir yolculuk gibi. Yazarın Al Çiçeğin Moru adlı kitabını almak için can atıyordum. Geçen haftaya kısmet oldu. Okudum bir nefes mola aldım :) Tüm karmaşada kendime bir virgülcük yer ayırdım. Notlar aldım.
 
"Herkesin kaldığı bir yer, kaldığı bir gün, an dakika vardır"
Rüzgarın acı kokuları topladığı, ormanları gezindiği çiseli çiseli süründüğü, denizin kabarıp kıyılara çıktığı sonbahar kış demlerinde nar çiçeği özlemini duymak boşunaydı. Bitmiş bir aşk gibi... Dönümsüzlüktü bu."
 
 
Yazarın haklı olduğunu düşündüm. Ne kadar ilerlerse ilersin insan mutlaka bir noktada kalıyor. Arkası dönük olsa dahi kalbini bırakıyor. Al Çiçeğin Moru kitabı içerisinde hikayelerden bir çeşit gönül yansımalarından oluşuyor. On dört hikayenin birinde olmazsa diğerinde mutlaka bir parçanızı bulacaksınız. Yazarın içten çok fazla detay vermeden konuyu çarçabuk anlatmak istemeyen o ince çizgiyi mükemmel tutturan bir anlatım tarzı var. Kitaba da adını veren Al Çiçeğin Moru bölümünde de şöyle bir paragraf ayırmışım kendime;
"Belki işaretlediğiniz köşeler, yükseltiler, ara sokaklar, yokuşlar, gözden yitiyor bir şeylerin engellemesiyle. Sizin unutmak için şehri örttüğünüz gibi... Dallarla, toprakla, taşla, kumla başka düşünceler, başka fotoğraflar , başka yaşama kırıntıları ve malzemeleriyle..."
Bu ara fotoğraflara düşkünlüğüm belki bu sebeptendir. Beş yıl sonrasında sevdiğim bir yerin değişimini görmek iyi olmazsa üzer korkusu. Anılarımdaki haliyle kalsın dileği...
Kitabın arka bölümündeki alıntıları da paylaşmak istedim;
"Hadi öğren öğreneceklerini... Kolay değildir hayat denilen bu kitabı okumak. Satır satır, harf harf... Her harf iç kanatır! Hadi yüklen, taşı bakalım harfleri, satırları....
 
Hayat denilen bir kelime öylesine yoğun anlamlar taşıyor ki her bir detayında her bir satır başında yorgunluklar , üzüntüler ve yine yeniden umutlar taşımakta. 
Eylül ayı bitmek üzere... Sonbahar Kasım ayının ilk on günü kalacak bir misafir gibi. Kış her an kapımızı çalacak ve kendisini hatırlatacak sanki. Bu aylarda okunacak bir kitap. Kitaplarında bir mevsimi olur mu demeyin. Oluyor. Belki de bana öyle geliyor....
 
Bu arada vaktiniz olursa küçük bir hikaye bende paylaşmak istiyorum. Aşağıya linkini bırakıyorum. Okursanız çok ama çok mutlu olurum. Yorumlarınızı bekliyorum.

16 Eylül 2017 Cumartesi

EYLÜL YORUMLARI DEVAM

Karma bir cilt tipine sahipseniz maskeler mutlaka yanı başınızda oluyor. Bu iki ürün yine denemekten ne olur ki diyerek aldığım ürünlerdi. Yüz lazeri yaptırıyorsanız gerçekten cildin yağlanma problemleri artıyor. Özellikle burun bölgesinde. PROCSIN Black mask soyulabilir bir maske. Maskenin bilgileri kısmında cildin yenilenmesine, onarılmasına ve canlandırılmasına yardımcı olduğu belirtilmiş.  Bu maskenin haftada bir yada iki kez kullanılması tavsiye edilmiş. Düzenli olarak kullandığım bir maske olan bu ürün derinlemesine bir etki göstermese gözle görülür olarak cildin bazı bölümlerinde(burun özellikle) etkili. Çok uzun soluklu bir ürün olduğunu belirtmeliyim. Satın alalı oldukça uzun bir zaman olmasına rağmen hala bitmedi.
ENGLISH HOME PINK MASK ise kasa yanındaki dikkat çekici olan ürünlerden. Özellikle yazısından daha çok ürün pembe rengi bana çok şirin gelmişti. Sanırım Temmuz ayında almıştım bu ürünü. Detaylara gelecek olursak ise bu maske de soyulabilir, inci tozu içerikli bir maske. Kokusu cidden güzel. Bazı maskeler oluyor ki kokuları çok kötü!
"İnci tozu, niacinamide ve antioksidan nar ekstraktı ile zenginleştirilmiş özel formülü ile cildi arındırırken dış etkenlere karşı korumaya yardımcı olur. Kafein ile cilde canlılık verir. Cildiniz canlı ve ışıltılı bir görünüm kazanır."
Ürünün vaat ettikleri bu yazı ile özetlenmiş. Ancak ne yazık ki etkili bir ürün olduğunu söyleyemem. Kokusu ile sempatik pembe rengi ile anlık bir ferahlık sağlasa da uzun süreli olarak etkisiz bir ürün olduğunu belirtebilirim. Bir daha almayacaklarım arasında yerini alan bir ürün oldu.
Sizlerin de yorumlarınızı beklerim.
 

EYLÜL YORUMLARI

 
 
 
“Muhtemelen’lerle dolu bir dünya” Bir Murakami alıntısıyla başlamak istedim, yazıma. Sanırım şu anki durumuma fazlasıyla uygun. Hayatın içindeki zaman aralıklarında kader denilen döngünün her kapıdan çıktığını gördükçe daha bir hüzün kaplıyor insanı.  O yüzden insan muhtemelen nasıl olurdu sorusu yerine denemekten korkmayan bilgiyi aramayı kendine bir ödev bilmiş durumda olmalı... Bir ara yüksek lisans hakkında yazacağım. Belki yüksek lisans hakkında bilgi almak isteyen birilerine yardımcı olur yazdıklarım. Kısa bir parantez geçmek gerekirse gerçekten istediğiniz alanda olmak istiyorsanız bir an bile olsa durup düşünün ben hayatımın hangi alanında pişmanlık yaşamak istemiyorum .... Neyse gel gelelim bu günkü diğer paylaşacağım paragraflara; bu hafta fazlasıyla ev dışındaydım. Bu yüzden indirimlerden aldığım ürünler olsun hiç denemediğim ürünler olsun deneme fırsatı buldum. Öncelikle naturelove markasını hiç duymamıştım. Tesadüfen BİM' de gördüğümde denemek istedim. Kendisine ait çantası olan bu 4'lü fırça seti 20 TL idi.
 
 
 
 
 
 
Aldığım bu 4'lü fırça setinin içerisinde;
 
-Pudra
-Allık fırçası 
-Fondöten fırçası ve
-Far fırçası  bulunmakta.

 
Pudra fırçasına bayıldım. İnanılmaz kullanışlı ve yumuşak. Bazı fırçalar gerçekten ciltte yumuşak bir etki bırakmıyor. Fırça umarım dökülme yapmaz ama şimdilik benim gözümde on üzerinden dokuz aldı. Allık fırçası da fena değil. Ama bir kıyas yapmak istersem uzun süredir kullandığım eklips professionel (fuşya rengi olması hoşuma gidiyor) e bir alternatif değil. Allığı iyi dağıtabildiğini düşünmüyorum. Fondöten fırçası da vasatın üstüne çıkamadı ne yazıkki. Far fırçası ise Göz kriz noktalarında etkili farı gölgelendirmeleri için güzel bir fırça. Fiyatına göre dörtte iki memnuniyet aslında iyi olsa da farklı fırça arayışlarına sanırım devam :)
Yorumlarınızı bekliyorum....
 
 

5 Eylül 2017 Salı

SONBAHAR...

 
 
 
Sonbahar... Kendisinden sonraki Kış mevsimine usul usul hazırlayan narin mevsim. Sonbaharı hüzünle veyahut başak sarısı tonlarla özdeşletirirken sonbahar benim için anlamsız yorgunlukların sonuca varmayan gözlemcisi. Bazen haksızlık yapıldığını düşünsem de bu mevsime ne yapayım bende o için için hüznüne ortak oluyorum. Farkında olmadan. Hani yürümen gereken bir yol vardır ve devam ettikçe anlarsın yürümek kaderin olmuştur. Çöldeki bir serap görür gibi istediğin hayallerini görsen de hep yürürsün. Alışkanlık durağında nefes almak iyi gelmese de.
 
Yaz benim için çok çabuk geçti. Üç ayda 12 ayı yaşamak dedikleri böyle birşeydi sanırım. Yine de güzel anılar biriktirdim paylaşacağım... Bayram gelmeden indirimlerden aldığım ürünleri bayram da kullanınca yorumlarımı paylaşmak istedim. Umarım bayram güzel geçmiştir. Maybeline far paletinin indirime girmesini bekliyordum denemek için. Sleek far paleti ile arasında pek bir fiyat farkı olmasa da aklımda kalacağına önce maybeline far paletini aldım. Parlak renklerden daha çok mat ve doğa günlük kullanımlık renklerin olduğu bu paleti aldım. Yanlış hatırlamıyorsam 27.5 TL idi.
 
Renkleri özellikle de toprak renklerini çok sevdim. Ek olarak simli camel rengi far çok hoşuma gitti. Koyu renkler en sağda yer alan şimdilik kullanmadım. Nadir kullanacağımı düşünüyorum.

İçinde ayrıca bir fırça aplikatörü de var . Kullanmadığım renklere bakmak için parmağım izi çıkmış. :) Güzel uygun fiyatlı bir ürün. Çok fazla bir bekletişi olmayan kalıcılığı konusunda biraz sıkıntıları olan bir far paleti. Bazı renklere cidden bayılsam da alternatif diğer far paletlerine göz gezdirmekten vazgeçmeyeceğim.