usta öğretici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
usta öğretici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2025 Cumartesi

2025 YIL ÖZETİ

 

Bitti... Koskoca bir yılda neler oldu neler... Kimi gün; zamanın durduğunu kimi gün de zaman için benim durduğumu hissettiğim çok fazla an oldu. Zor bir seneydi. Ocak ayında ağır enfeksiyon geçirip sınıfta bayılmıştım. Bir ay ciddi manada kendime bakmam gerekti; yüksek ateş, titreme, üşüme derken bir hafta sütlaç yiyebilmiştim. Normalde de sütlaç hiç aramadığım bir tatlıdır; sütlü tatlıları nedense aramam sevmem demiyorum ama olsa da olur olmasa da. Antibiyotik mide koruyucusu olmadan ilk beş gün içince midemin hassasiyeti bulantı tarif edilemez durumda da olduğu için sütlaç çok iyi gelmişti. Sadece onu ve ekmek yiyebiliyordum. Tabi bu süreçte çok düşünme imkanım oldu. Geçmiş olsun cümlesini duymadığım gibi nasıl desem yani? olmuşsa olmuş tavrı ile karşılaştım. Mart ayında çok popüler o yurtdışı eğitim danışmanlık sayesinde geciken vize başvurusu ile dil kursu hayalim de ne yazık ki sonlandı. Yurtdışı eğitim danışmanlık depozito adı altında o zamana göre diyeyim 10 bin lira gibi ücret alıp tamamen tek başıma başvuru işlemlerini tamamlayıp red yedim. Anlayamıyorum o da ayrı bir konu üniversite mezunu ve gelme amacı belli üstelik de masraflara ilişkin elbette ki banka hesabında garanti gösteren insanlara vize çıkmıyor. Ne diyelim vize masrafı dışında elbette 10 bin lira ücret de yandı , normalde bir buçuk yıl içinde size ücreti peşin alarak aslında yine yardımcı olacağını söylüyorlar ama kesinlikle iletişime bile geçilmiyor. Adana yerine başka şehirlerde daha detaylı ilgileniyorlar mı bilmiyorum ama Adana şubesindeki yetkili oldukça umursamazdı. Tabi ilk görüşme de %100 vize garantisi verip sonra aa herkese çıkmıyor şeklinde cümlesini saymazsak. 

Bu şekilde Haziran geldi. Öğretmenlik ve KPSS sınavları artık ayrı ayrı yapılmaya başlandığı için ve o hüsranla da sınava şu psikolojiyle girmiştim; yeter artık, elinden geleni yap. Sonuca bakma nasıl olsa atama yok. Öğretmenlik yani AGS sınavından Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği branşımdan 82.304 puan aldım. Rahat bir kafayla girmek gerekiyormuş demek ki beklentilerin stresinden uzakta. Ve ne yazık ki 6 ay oldu neredeyse alan branş sıralaması açıklanmadığı için öylece bekliyordum. Ağustos ayında da tavuk zehirlenmesi mi bilmiyorum ama, yediğimin ertesi günü ishal ve su kaybı ile bayıldım. Kendime gelip yardım istediğimde hastaneye zor yetişip gördüm ki acilde insanlar mide bulantısı ve ishal şikayeti ile hep bulunuyor. Tansiyonum hastaneye gittiğimde 9/4 tü. Kendime geldiğimde kulak çınlaması ve el ayak karıncalanması da yaşadım, kalkıp yatağıma gidebilmek inanılmaz zordu.  Yaz notlarım; sayfalarca sürebilir ama belki başka bir yazı da anlatırım.

Tuhaf değil mi ne bir ileri ne bir adım geri gidememek. Bu arada dedim herhalde yüksek de bir puan sayılır ücretli öğretmenlik çıkar; en azından sınav masraflarımı çıkarırım, kışlık alışverişimi kendim yaparım diyordum ki ücretli öğretmenlik çıkmadı. Alanımda yüksek lisans ve Çocuk Gelişimi lisansım ile ki onda da tabi puanım var, sıralamada ilk 3 binde değilim diye söylemiyorum bile. Halk eğitim usta öğreticilik benim hatam tabi; insan bazen bile bile lades diyor Ağustos ayında ona da başvurumu yapmıştım. Yaşadığım ilçe dahil olmak üzere Adana ilçelerine başvuru sıralamasında ilk sırada olmam hiçbir şeye yaramıyormuş. Bu sene onu da kabullendim. Yüreğir ilçesinde yer alan Halk Eğitim beni aradığında kurs binasında ise gelebileceğimi söyleyip siz gelin konuşalım diye ikna edilip gitmiştim. Yetkili kişinin odasında lise mezunu hatta ortaokul mezunu usta öğreticilere whatsup üzerinden mesaj gidip eğitime gelin başladı şeklinde konuşmalara şahit olup içeri girdiğimde yetkilinin insani olmayan bir tonlama ile bana bağırıp; bizde seni konuşuyorduk. Adana'nın kuzeyinde oturuyorum ve en güneyindeki Karataş yolu üzerinde bir yeri söyleyip yani gitmek için 3 vasıta değiştirmem şart ve Türkiye'nin en pahalı ulaşımı biz kullanıyoruz. Yani günlük 200 lira en az ulaşıma harcamak zorunda olduğum yere "gideceksen git, gitmeyeceksen de başka yer bekleme" şeklindeki hitabından sonra çıkıp yol boyu ağlamamı sağlamazsak ayaktayım çok şükür. Derler ya hani yıkılmadım ama ayakta da değilim bir ara gerçekten bu hissi sonuna kadar yaşadım. 

Gelelim toksik insanlara hayatımda yer vermemeyi öğrenmeme... Herkesle arkadaş olurum ama dostum bir ikidir anlayışıdır şu yıl biterken yerini dost diye de bir kavram yokmuşa geldi benim için. Ortaokul, lisede beraber aynı sırayı paylaştığımız dostum sandığım insanla 20 yıldır tanışıyoruz. Aynı mahalledeyiz bile diyebilirim senelerdir çevremiz aynı. Liseden dört kişilik arkadaş grubu olarak zaman zaman görüşüp iletişimimiz hala devam da ediyordu. Dostum dediğim insan yaşadığım onca süreçte yoktu, tez için neredeyse 3 ay oturduğum yerden kalkamadığımda yetiştirmek için manevi anlamda desteğini hissetmediğim gibi sevinçle çok şükür bitti diye tek tek diplomamı attığımda hiç oralı olmamıştı. Bana sürekli bundan sonra kimseye ilk adımı ben atmayacağım, grup buluşmaları ayarlamayacağım aramayacağım beni arasınlar diyordu. Benim saflığım belki de yanılgım; herkese böyle yapar ama bana yapmaz. Neden yapmasın; herkese yapan eninde sonunda sana da yapıyor ki çocukluğundan itibaren bencil bir karakteri vardı. Absorbe ettiğimi düşünürdüm grup konuşmalarında mekan ayarlamalarında ön alanda ben size uyarım fark etmez derken arka sohbette bana hep bir daha buluşmaya gelmeyeceğim istemiyorum, ki buluşma mekanları da hep onun evine yakın yürüme mesafesinde yerler olurdu!! bu durumu da not olarak belirteyim. Kendisi iç mimarlık ilk lisansı ve ikinci lisansı çocuk gelişimi beraber okuduk. Sınav yerlerine beraber gidelim felan hiç olmazdı çünkü benden onu almam beklenirdi. Bunu artık insan yaşla beraber anlıyor kullanılmak istenildiğini mesafe koyarken demek ki içten içe kin duyuluyormuş bana. Her sorunu olduğunda yanında olduğunuz insan sizin sorunlarınızda yanınızda olmayabiliyormuş, acı da olsa öğrendim. Kendisi formasyon alırken, gittiği başka şehirde korkmasın hep yanındayım benimle iletişim halinde olabilirsin; sunum için görsel desteği sağlarken demek ki boşmuş. 

Akıl eğitilir ama kalp bilir, hisseder. Çoğu zaman insanlar hep suçu kalbe atar ama ben kalbin doğruyu ve yanlışı hissettiğini düşünüyorum. Akıl; belki öyle demek istememiştir, üzgündür, yapmaz ya şeklinde telkin verirken kalp çoktan anlamıştır. Yaz sürecinde hiçbir şekilde benimle iletişime geçmiyordu. En son o dört kişilik grupta diğer arkadaş diyeyim İtalya'ya gidecekti görüşmek için o gelsin görüşürüz denildi. Bende dayanamadım dedim ki o gitsin gelsin elbette ama biz görüşelim uzun zaman oldu kahve içeriz. Bir sürü kelime sıraladı, dayanamadım; görüşmek istemiyorsun herhalde sorun değil yani. Ne saçmaladığım kaldı ne tavrım bu yaşta çocuk gibi azarlandım. Çok kırıldım tamam, yazdım geçtim. Ama anladım ki fazla tevazü cahilden nasihat dinletirmiş. Kalben de hissediyorum birşeylerle meşgul olduğunu. Çevremdeki insanların hayatlarındaki değişimi rüyamda görürüm. Çok sık dile getirmem ama bu durum çocukluktan gelen alışkanlık gibi benimledir. Hamile olan bir kuzenimi, bir düğün kalabalığını ya da bilmiyorum üzüntüyü hissederim. Yaz mevsiminde sürekli olarak bahsettiğim insanı rüyamda görüyordum ve nişan hazırlığında olduğunu görüyordum. Kendisine de defalarca bak rüyamda gördüm var mı dediğimde hep bir şekilde geçiştirmişti. O kırıcı davrandığı zamanda da ki kendisi ani parlamaları bir anda anlamsız şekilde yükselmesi ile çevrede de utandırıcı hissettirebilirliği ile de bilinir neyse o zaman da onu okul ortamında görüyordum. 

Kasım ayında tüm hissettiklerim aaa çıkmasın mı. Öğretmenler gününde ücretli öğretmenliğini tebrik etmediğim için kırılmış. Meğer Eylül ayından beri ücretli öğretmenlik yapıyormuş. Ama tabi bunu grup sohbetine benim bir ilişkim vardı; isteme ve nişanım olacak şeklinde yazısından sonra ben özelden yazdığımda öğreniyorum. Kendisine keşke daha önceden söyleseydin saklamasaydın dediğimde bu tavrı gruptaki iki kız ve benden öğrendiğini belirtti, Herkes nasıl mutluysa öyle yaşasınmış ve ben onu strese sokmamalıymışım. 

Sonrası zaten ruhuma inan sert bir darbe oldu. Çünkü onca hoşgörmelerim, hatta aman öyle yaptı ama kalbi iyi ya demelerim ki şimdi mesafe ve tepki koyan ben oldum ya gruptaki diğer iki insan tepkimi abartılı buldular, hatta birisi sen onunla bunca zamandır kankaydın; bilemiyorum aranızda geçenleri dedi. Yani sen ne yaşarsan yaşa banane...Diğer arkadaş ise ne yaşanırsa yaşansın nişanına davet edildiğimizi gitmemiz gerektiğine kendisini inandırmış ve gitti de. Ailesi de bunca zamandır beni tanırlar ve neden gelmedin diye sormadılar. Yani hop sorun çıkaran ben oldum. Instagram da arkadaşlarınızın beğenileri görülüyor ya kapatılmamış özellikle. Arkadaşınızı tanımak istiyorsanız işe girin sizi tebrik etmiyorsa, içten içe haset eden şeklinde gönderileri beğenmiş. Düşünüyorum ben neden haset edeyim, ilk kez belki de gerçek manada hayatımda bunca sıkıntı oldu ve yoktun; rüyamda gördüğümü söyledim sonuna kadar inkar ettin ki sizi herhangi bir kafede de görmüş olabilirdim. Bu şekilde davranmak istedi canım derken sorumsuz ve toksik karakterini belli eden sensin. Üzerime alınmadım bile ama nankörlük içimi kanattı. Arkadaşım mutlu olmuş neden ben mutlu olmayayım. Ücretli konusuna gelince de 82.304 puana çıkmayan 70 puana çıkarsa aklınızda sizin de şüphe olmaz mı; ve asla söylenilmiyor. Saklanılıyor... Bu ülke de liyakatın olmadığını ne yazık ki her alanda görüyoruz ama ufacık durumlar için bile demek ki; tanıdığınızı sandığınız insan; benim nasılsa her alanda işim rast gidiyor kime ne olursa hiç ilgilendirmiyor diyebiliyor. Üzerine de tebrik bekliyor. 

Size bir nokta da belirteyim gruptaki 3 kız da aslan burcu. Aslan cömerttir; kendinden haddinden fazlasını verir ama verdiği insanın onu kullandığını hissettiği anda kavga etmeye bile gerek duymadan çekilir gider. Tanır; yani herkes aslında kişilerin aklından geçeni çok rahat biliyor. İstediği cümleyi yazsın kendini haklı çıkarmaya çalışsın. Boş... Şöyle de genel bir kanı; bana gelmez. Herkesin başına gelir ama bana gelmez egosu. Anlattığım sıradan küçük bir detay da olabilir ama 2025 yılında insanların o maskeledikleri yüzlerinde maske kullanmaya gerek kalmadan fütursuzca ben yaptım ya sana mı soracağım, sen kimsin önemli olan tabi ki benim. Peşimde koşacaksın; anlayışına dolu dizgin tutulduklarını gördüm. Kibar ve hassas davranan insanlara da adeta ceza vermek istenircesine had bildirilmeye çalışıldığını...

2025 yılı karşılıksız kimsenin iyilik yapmadığını öğrendiğim bir yıl değil; yapılan iyiliğin hatrının bile olmadığı bencillik, egoizim ile dolu olunduğunu toksikliğin de normal kabul edildiğini gördüğüm bir yıl oldu. O zaten öyledir; o hep yapar kabulünden çıkmak gerekiyormuş. İnsan büyüdükçe gelişir ama anlayışını güzel özelliklerini geliştirebiliyorsa sağlıklı bir büyük birey olabilir. 

İçimi dökmek istediğim çok nokta olsa da toksik insanları hayatınızdan uzak tutmanızı öneriyorum. Kabullendiğiniz davranışlar sizin ruhunuzu zedelememi ve benliğinize zarar vermemeli. Söylemediklerinizin altında ezilirken tek başınıza mücadele ediyorsunuz; sizin stres yaptığınız insanlar güzel güzel uyuyorlar. 

Kemalettin Tuğcu'nun bir romanında karaktere nasıl öğrendin tüm bunları sorusu yöneltiliyor. O da;

"Hayat kafama vura vura öğretti diyor"

2025 yılı da kafama vura vura bana değer vermeyen insanları hayatımda tutmamam gerektiğini öğretti... Hayallerimi yaşatmayı ve ileriye bakmayı...

Umarım 2025 yıl özeti; 2026 yıl özetini aratmaz. 2026 yılında gerçekleştirmek isteğim hayallerim ve ayakları sağlam yere dimdik basabilen bir kadın olarak mutlu olduğum bir yıl olur... 

7 Kasım 2024 Perşembe

HERKES ÖĞRETMEN OLMALI MI?

 HERKES ÖĞRETMEN OLMALI MI?

Emily in Paris ile sosyal medya, görünür olmak ve birbirinden güzel mekanlar gibi önemli temalarında kapısı daha net bir şekilde aralandı öyle değil mi? Bu yapımlar eleştirilse de izlemeyi seviyorum. Yorucu olmuyor çünkü hatta bir tık da hadi canım bu kadar kolay mı gerçekleşiyor herşey diyorsunuz. Özellikle bugün üç lisans ve bir yüksek lisans mezunu olarak donanımlı olmadığım gerekçesiyle iş görüşmesinden olumsuz ayrılınca kendi iç muhasebemi yapmaya başladım. Ben bilişim teknolojileri öğretmeniyim bunun yanı sıra da okulöncesi öğretmenliği lisansım da var yüksek lisans sürecimi size anlatmıştım hepsi bir kenara; öğretmenlik yapamıyorum ne ilginç değil mi? Ücretli öğretmenlik için bu dönem çağırılmadım halk usta öğreticilik ise tasarruf tedbirleri kapsamında kurs kotası geldiği söylenmişti. Dün kurs müdür yardımcısı olarak arandım. Bir şekilde artık çalışmak zorundayım çünkü kpss kitap masraflarım bir kenara üniversitelere araştırma görevlisi ilanlarına dahi başvuru yapamadım çünkü İstanbul ve Ankara uçak bileti masraflarımı karşılayacak bütçem yok. Otobüs diyemiyorum ki o zaten onun fiyatı da oldukça pahalı; pıhtı atması tehlikesi yaşadığım için mecburen uçak düşünmek zorundayım. Uzun süre ayakta durmak ya da oturmak tehlikeli. Yani kısacası işe başvuru yapabilmek için bile param olması gerekiyor. Bu yüzden evime 1.5 saat uzaklıktaki halk eğitim merkezi arasa da gidip görüşmek zorunda hissettim kendimi. Benden önce bir usta öğretici vardı elinde dosyaları görünce anladım yine eski öğrencileri kaydediyorlar. Halk eğitim merkezlerinde kurs açabilmek için 12 kişiden oluşmalı en az sınıfınız. Bu sayıyı tamamlamak için gelmediği halde kontrol zamanı (tanıdık öğrenciler tabi ki) çağırılır ya da geçen sene kursta yer alan öğrenciler her ne hikmetse gelecek döneme ya da gelecek kursa kaydettirilir. Ne de olsa bilgiler vardır çünkü; kaydedilenler için sorun değildir çünkü kısır, börek, dedikodulu dersin işlenmediği ortam sonunda ise yeniden sertifika. Gerçekten eğitim almak isteyenlerin kursa gelmediğine üzülürsünüz. Bende tabi anladım bu durumu yeni yeniden. 31 Ağustos tarihinde e yaygın sistemi üzerinden başvurular alınmıştı. Acaba adil davranırlar mı, liyakat olur mu düşünceleri arasında başvuru mu yapmıştım. Adana'nın tüm ilçelerinde bilgisayar işletmenliği kurs için ilk sıradaydım. Yine bir beklentim yoktu ama bir umut... Bugün de müdür yardımcısının odasında diğer usta öğreticiyi görünce anladım olmayacağını. Daima tanıdık ve lise; ön lisans mezunlarına hak tanınır. Nedeni ise; haftada 5 gün kurs ve kurs 31 Aralık son hesaplama yaptığınızda 163 saatlik kurs ücretiniz asgari ücretin çok altında olur. Merkezde kurs açmak çok önemlidir daima kurs merkezinde kurs açacak bilgisayar öğretmeninden kurs ve eğitim beklenmez. Akıllı tahta tamiri, müdürün ve müdür yardımcısının bilgisayarına format atmak, program yüklemek gibi teknisyenin yapacağı işler. Bilgisayar labarotuvarında bilgisayarlar bozuk ise sizin tamir etmeniz beklenir. Bugün öğrendim ki nöbette tutmam gerekliymiş.  Nöbet alanını sınıf gibi ve bahçe gibi düşünmeyin; danışmada güvenliğin yanında durmanız bekleniyor. Bende teknisyen olmadığımı eğitimci olduğumu belirttiğimde müdür yardımcısının zaten yüzünün rengi değişti. Biz saydığım işleri yapabilecek donanımda birini arıyoruz dedi. Bu arada kursun niteliği senelerdir aynıdır. Word, Powerpoint, Excel ki bu programların saati azdır; bilgisayara giriş daha fazladır. Teknoloji bu kadar gelişti; farklı programlar, yapay zeka üç boyutlu yazıcılar bunlar hiç önemli değil; müdürün bilgisayarını tamir etmek önemli olan. Yani vereceğim eğitimin niteliği sorgulanmadı bile. Kendilerine hizmet edecek bir personel arıyorlarmış. Bundan öncesi benim yaşadığım ilçedeki halk eğitim merkezi de telefonda e-yaygın sisteminin formalite olduğunu zaten kursun bilgisayar öğretmeni olduğunu belirtmişti. Cimere şikayet ettiğimde ilk sırada yer almanın önemli olmadığı kurs tasarrufuna göre karar verileceğini yazılmıştı.

Kısaca üniversite mezunu olmak da ayrı bir yük bindirirmiş insanın üstüne. Tanıdık yok ise yapabileceğiniz market görevlisi ya da garsonluk ki duyduğum kadarıyla bazı marketler alımlarda referansınızı soruyormuş. Hayatımda bu kadar aşağılandığım ve niteliklerimin yok sayıldığı bir dönemde olabileceğimi hayal etmemiştim. Gerçi en son hayalim neydi onu bile hatırlamıyorum artık. Notlarım her zaman iyi oldu; üniversite sınavında sözel 2300 ea:28 bin sayısal da ise ilk yüz bine girmiştim. Mezun olduğum bölüme üniversite tavan puan ile birincilik ile yerleştim burslu olarak. 

3.41 not ortalaması ile mezun oldum. Gazi Üniversitesi yüksek lisans mezuniyet notum 3.86... ALES ve yabancı dil saymıyorum bile. Demek ki boşunaymış. Herkes öğretmen olmak zorunda değil deniliyor o zaman öğretmen olarak diplomalarımı ne yapmalıyım.

Yalnızca emeklerime üzülüyorum. 

30 Eylül 2024 Pazartesi

TÜRKİYE'DE İŞSİZ OLMAK

 

Sonbahar mevsimi her şehirde aynı başlamaz. Yaşadığım şehirde bir yağmurla ve gece serinliği ile başlar. Bu mevsim ara mevsimdir. Gündüz yakıcı güneş gece yerini esintilere bırakır yerini. Beni düşüncelere sevk eder. Gece uzun, düşünceler ise oldukça derindir. Bu çağa kova çağı diyorlar daha bireysel daha teknolojik ve belki de bencilce bir çağ. Ama daha bireysel olduğuna inanmaya başladım. 

Geçenlerde internette bir yazı görmüştüm. "Sen iyiysen insanlar da iyidir" Ya kötüysen? İşi düşmeyince aramayan uzun zamanlı arkadaşlıklar; bencilce nasılsın demeden sen bana sordun mu cevapları; ve şunu anladım ki mutlu anlarınızda yanınızda olmayan insanlar kötü anlarınızda zaten yanınızda olmazlar. Ortak bir dert varsa ancak ilgiliymiş gibi olan insanlardan uzun durun. Anneannem dağ değişir, insan değişmez derdi. Haklıymış. İnsan öncesindeki huylarını zamanla törpülemezse sabreden insanın ömür boyu sabredeceğini zannediyor. Acaba enayi olarak görülüyor daha fazla tahammül eden diye düşünmeden edemiyorum. Ne tavsiye edebilirim ki; büyümeyen insanlardan uzak durulmalı. Zaman güzel vasıfları kişiliğinize eklesin dileğiyle...

Bu arada dört üniversite mezunu olarak hala işsizliğim devam ediyor. Yüksek lisans sonrası şansımın daha fazla artacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Biliyorsun ki Halk Eğitim Usta Öğreticilik için Ağustos ayının sonunda E-yaygın sistemi üzerinden başvuru açılıyor. Eğitim Fakültesi mezunu ve mesleki tecrübeniz varsa puanınız yüksek oluyor. Bu sene yüksek lisansı da eklediğimde puanım oldukça yüksekti. Nitekim ilk sırada yer aldığımı gördüm. Birinci sırada yer aldığım Çukurova Halk Eğitim Merkezini aradığımda zaten kadrolu öğretmenleri olduğunu ve Milli Eğitim'den de birilerinin geldiğini söylediler. Bende öyleyse sistemde kapatın niye açık tutarak tercih yapılmasını istiyorsunuz dediğimde; sistemin çok da kaale alınmadığını ima etmeden aslında direkt söylediler. Hakkın yenilmesine alışkın olsam da şaşkınlığım artık alışılmış bir durum olması. Seyhan'daki bir halk eğitim merkezi ise sistemde başvuru devam ederken öğretmen oryantasyon toplantısı yapmışlar. Ne ilginç öyle değil mi!!!!

Ücretli öğretmenlik ise; bambaşka bir konu. Dönem başlamadan çok uzak bir ilçeden arandım. Okula ulaşabilmem için iki vasıta değiştirmeliyim. Öyle ki birinci vasıta bir saatlik bir yol sonrası 45 dakikalık yeniden bir yol yapmalıyım. Üstelik Adana'da ulaşım sivil nakit:30 lira kart ise 25 lira. Günde 100 lira ulaşım ve haftada ulaşım 500 lira aylık ise 2000 lira. Ücretli öğretmenlik ders saati karşılığı olduğu için maaşınız zaten az ve ulaşım ve yemek gibi masraflar eklendiğinde maaşım? Okullar başlayalı neredeyse 1 ay olacak ve şu anda da ilçelerden aranmıyorum. Anlamadığım kendi alanında niteliği yüksek olan başvuranlar yerine KPSS puanı dahil neden önlisans mezunları ya da başka kriterlere sahip olanlar çağırılıyor. Duyuyoruz çünkü...

Biraz içimi döktüğüm bir yazı oldu ancak geleceğimi belirleyememek artık ciddi manada moralimi bozmaya başladı. Üniversitelerin Meslek Yüksek okullarının da kontenjan olarak başvuru şartını sağladığım yerler İstanbul'da. ALES puanı ve alan mezuniyet şartı aranmakta. Ama sınava girebilme sıralamasını geçtikten sonra İstanbul'a sınava gidebilmek bile o kadar masraflı ki; çalışmazsam kendi masraflarımı zaten karşılayamam. Öyle saçma bir döngü oldu ki iş başvurusu yapabilmem için dahi işimin olması gerek. Ayrıca İstanbul'da ütopik kiralar ile alacağım maaşım nasıl yetecek? Hayatımın en verimli olduğunu düşündüğü zamanlar geride kalıyor. Artık stres, üzüntü, masa başında olmaktan da dolayı yaşanılan rahatsızlıklar derken artık bir kez okuyup ezberlediğim bilgileri iki kez üç kez okuyorum.

Süreç uzadıkça aile evinde yaşadığınız için herkes sorma hakkını kendinde buluyor. E sonuç ne oldu? Ben sonucu anlamıyorum ki size de anlatayım demek istiyorsunuz. Yakın bir zaman sonra yabancı dil sınavı var ve mecburen başvuru yaptım. Böyle olunca bu sınavlar hiç bitmiyor ki cümlesine maruz kalıyorsun. Bir ara size özel okulların teklif ettiği trajikomik maaşları da size anlatırım.

Türkiye'de işsiz olmak; zor kelimesinin sözlükteki anlamından çok daha fazlasını taşıyor. Maruz kaldığınız söylemler kalbinizi ve ruhunuzu fazlasıyla yaralıyor...