28 Mayıs 2018 Pazartesi

İFTAR NOTLARIM


      Geç kalıyorum... Bu ara her yere koştur koştur olmak nefes nefese kapıdan geçerken yordu dedim kendi kendime. Yoruldum. Bugünde iftara az kalsın yetişemeyecektim. Adana trafigi İstanbul'a neredeyse yetişecek çünkü. Ama koştur koştur gelip de bu manzarayı görünce geç kalacağım telaşı arkadaşlarım bekliyor acaba onların masasını hemen bulabilecek miyim derken Adana hatırlattı kendini. Seyhan sularına bakıp giderken zamanın endişe değil birlikte aynı yemeği paylaşmanın yılların getirdiği o tanımışlık duygusunun huzurunu ... Bu arada duyguları hemen belli olan birisi olarak restorandaki görevlilerin merak etmeyin hemen üst kattalar diye yol göstermesi ile anladım ki üzülsem de mutlu olsam hayat yolunda akıp gidecek. Ramazan'ı yarıladık sayılır. Yılda bir kez konuğumuz olan bu ay gelip geçiyor neredeyse. Mevsimlerin tüm kararsızlığına hayatın tüm trafiğine rağmen çocukluk alışkanlığı gibi anılarımızı doldurarak geçiyor. İftar sırasında istemsizce düşündüm lise arkadaşlarının ne kadar özel olduğunu ... 
       Her yıl düzenli olarak bu ayda beraber aynı sofrayı paylaşmaktan mutluluk duyduğumuzu... Aynadaki sima değişse de huzurun dili bir demet tebessüme sığıyor işte... Yedi numara dizisini sevenlerden misiniz bilmem lakin benim için çok ayrı yeri vardır bu dizinin. Oradaki bir alıntı ile bitirip hayırlı ramazanlar dilerim... Beklerim yorumlarınızı ...
"Güzel anılar güzel filmlere benzer. Konuyu unutsan da başrolleri oynayanları unutamazsın"





25 Mayıs 2018 Cuma

BAŞARI KOLAY MI?

       Uzun zamandır yazmak istediğim konuların biriktiğini görünce bir yerden başlamalı insan diyerek başladım ben de. Hint filmlerini ben üniversite döneminde izlemeye başladım. Hatta ilk izlediğim film 3idiot filmi idi. Benimkisi baştan veyahut sonda değil direkt ortasından başlamak gibi yolun. Sonra sırasıyla tarihsel olarak eskiler yeniler derken kimi filmleri beğendim kimi filmleri ise aman Yarabbim bunca emek var ama nedir bu senaryo dedim. Ancak o yılda bu yana Aamir Khan filmlerinin yeri hep ayrı olmuştur. Çünkü her filminin anlamı var. Öyle ki Dhoom3 filmi aksiyon filmi olmasına rağmen onun da güzel, duygusal bir yanı vardı. Gelelim Dangal filmine. Bu arada Hint filmlerini izledikçe ortak kelimeleri fark edip a bu kelimeyi onlarda mı kullanıyormuş diyerek şaşıracaksınız.(Dost, düşman, pehlivan sadece birkaçı)             
       Dangal 2016 yılı yapımı spor-dram türünde gerçek bir hikayeden alıntılanarak yapılmış film. (2 saat 49 dakika) Ülkemizde de geçen yıl vizyona girmişti. 8.5 gibi de oldukça iyi bir puanı var. Aamir Khan değişimi denilen o değişimi görmek inanılmaz. Bu rolü için gerçekten kilo alıp sonrasında zayıflamak ki 3 idiot filmi için de üniversite öğrencisi rolüne fiziken de hazır olabilmek için kaslarından feragat edip rolünün hakkını verebilen bir oyuncu olması hayranlık uyandırıcı. Dangal filmi de gerçek bir hikayeden alıntılandığı için hikayenin gerçek kahramanlarının görüntülerine de filmin sonunda ufak da olsa yer verilmiş.
       Bir baba ve iki kızının hikayesi olan bu filmi mutlaka izlemelisiniz. Aamir Khan(Mahiver Singh yani baba) oldukça yetenekli bir güreşçisidir. İdealisttir. Hayattaki tek ideali ise Hindistan'a Dünya güreş şampiyonluğunu getirmektir. Ancak imkansızlıklar sonucu bu hayali gerçekleştiremez. Bu hayalinden de vazgeçmez. Benim hayalimi erkek evladım gerçekleştirsin öyleyse dese de doğan her kız çocuğu onun için hayalinden adım adım uzaklaşmak olur. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü çocuğu da kız olunca her şeyi bir rafa kaldırır. Hayalini unutmaya çalışır. Ta ki kızları Babita ve Geeta kendilerini kızdıran oğlan çocuklarını dövene kadar. Bu sahne çok komikti. Oğlanların annesi şikayete eve geldiğinde şaşkınlıkla babanın onlara bakışı ve kızların cesurca yaptıklarını anlatması güldürdü bayağı. Baba bakar ki kızları oldukça güçlüdür, onları güreşçi yapmak için elinden geleni yapmaya çalışır. Kızların yaşının küçüklüğü onlara yaptırdığı ağır antremanlarla onları çok fazla zorlaması biraz üzse de ki kızlar bu durumdan oldukça şikayetçi olduklarını şarkılarla belirtip filmlerdeki kötü adamların bile babalarından daha merhametli olduğunu belirttiler. Ama filmin öyle can alıcı noktaları vardı ki;çocuk yaşta evlilik gibi sosyal problemlere de vurgu yapılması, babanın aslında o eski alışkanlıklarını adet olarak benimsemiş dalga geçerken bile aslında ne yaptıklarını bilmeyen köy sakinlerinin arasında modern düşünmenin; kızların geleceğinin bu kadar önemli olduğunu anlaması takdir ettirdi. Kızlar büyüdüğünde özellikle Geeta bir kendini beğenmişlik hasıl olup babasının eski yöntemleri olduğunu söylemesi (spor okuluna gitmekte kendisi) söylememeliydin bu sözleri Geeta dedirtti. Bir ara şampiyonluk için Türkiye adı da geçti :) Babita daha anlayışlı ve babasının ne yapmak istediğinin oldukça farkında olan bir kız. O da sonra spor okuluna geliyor. Hırslar, belki bir anda amacın ne olduğunu unutup takdiksel savaşlara yenilmek, kızların geleceğini ve önemini bu kadar vurgulamak derken film geçti gitti. Bence güzel de bitti. Bayan oyunculara hiç aşina değildim. Her filmde mutlaka müzik videolarından; filmlerini izlemesem dahi görmüştüm dediğim oyuncular olmuştu. Ancak Geeta'nın çocukluk rolündeki kızla daha sonra Aamir Khan yeni bir film çekti. Bu kız gerçekten çok tatlı ve iyi bir oyuncu olacak bence de. Filmin sonu aslında söylemeye gerek başarı öyküsü. Babanın evlatlarıyla gurur duyması... Hindistan'a altın madalya getiren Geeta Phogat ve gümüş madalyayı getiren Babita Kumari'nin başarı öyküsünü izleyin derim.
    Başarı elbette ki kolay değil. Başarının yolu hayal kurmaktan korkmadan ve inanmaktan geçiyor. Kaç kez yenildiğinin önemi yok. Eğer hayatınızda sizi önemseyen ve bu yolda sadece tebessümleri ile bile destekleyen insanlar varsa şanslıyız demektir.

22 Mayıs 2018 Salı

MAYIS YAZA BİR KÖPRÜ OLURKEN


...Yine de yürüdüm, her adım bana yeni bir şey öğretti. Eksilsem de yaralansam da yeni bir şey...(Sevinç Çokum)
             Zamanın kumlarını hakim olmak isterken anlıyoruz imkansızlığını; avuçlarımızdaki kum taneleri birer birer kayıp giderken. Özlemlerimiz artıyor. Pişmanlıklarımız ve geri dönülmez sandığımız hayat kavşaklarında el sallarken ilerliyoruz. Güneş sıcaklığını daha bir haşmetli göstermek istercesine ben de varım demesine aldırmadan yağmuru umut ediyoruz. Yaz demek böyle bir şey sanki. Kışın soğuktan üşüdüğümüz o yollarda gölgeler ararken usulca saklanıyoruz, akşam serinliğine. Akşam serinliği gecenin koyu lacivert rengine uzanırken; çocukluktan kalan bir alışkanlıkla yıldızlara uzattığımız ellerimiz büyümenin verdiği o inanılmaz gerçeklikle geri çekildiğinde anlıyoruz. Yakın görünmesi bir aldatıcılık. Sayamayacağımız zaman dilimine sıkıştırılmış izleyiciler onlarda. Tüm düşmelerimizi görmüş ayağa kalkmak için var gücümüzle mücadele ettiğimizin habersiz izleyicileri.

         Mevsimlerin dili olsa yaz ; tüm neşelerin ardındaki o derin hüzünüm ben derdi herhalde. Görünenin ardındaki o ince anlam. Mayıs ayı hızlıca akarken düşünüyorum. Haziran, Temmuz ve Ağustos derken avuçlarımızda tutamadığımız zaman akacak ve gidecek; rüyanın sonundaki gerçeklikler hafif bir tebessümle çıkıverecek karşımıza. Bir yaz rüyasıydı ile başlayan cümlelerimiz yarım kaldı diyeceğiz. Ben de o rüyanın içinde yaş alanlardan olacağım. Büyümek ve yaş almak arasında o ince çizgide sevdiğim ve sevmediğim şeylerden bir tanesini daha anlayacağım.

        Sahur zamanı insan şehri izlerken ne çok düşünüyormuş. Şehrin kalabalığına bir mola verdiren, aydınlığa kavuşacağı zamanı sabırla beklerken gecenin dili ayakta. Gerçekten dinleyenlerle konuşmakta. Aniden gelen rüzgar yasemin kokusunu hatırlatıyor. Bahçelerde bir köşeye sıkıştığını düşündüğümüz o güzel kokulu efsanevi çiçek duvarlara ulaşarak kendisini hatırlatırken sabah oluyor. Kahve fotoğrafı bana kahve eşliğindeki sohbetlerimi özletti. Bu yıl çok güzel sunumlar ile Türk kahvesi hazırlayan arkadaşlarıma not: kahve içmek sizlerle ayrı bir güzel...

21 Mayıs 2018 Pazartesi

UYGUN FİYATLI



Ay sonuna doğru bütçesi azalanlardan mısınız? Evet ben onlardanım. Özellikle bu ay KPSS gibi bir sürü sınava para gidince bu ay sonu nasıl gelecek dedim. Almak istediklerimi Ramazan'dan sonraya erteledim bu yüzden. Maybelline far paleti hakkında önceki yazılarımda yorumlamalar yapmıştım. O far paletinin sadece iki rengini kullandım. Diğer renkleri kullanmaya fırsatım da olmadı ek olarak da kullanımını sevmedim. Hayatımda bu kadar toz toz dağılan bir far paleti görmedim. Pigmentasyonu da beni memnun etmedi. Kullandığım iki rengi de sanırım göz altı kapatıcısının yağ bezelenmesi yapmaması için önceden böyle bir sonuç olunca sonraki göz altı kapatıcımı dikkatli kullanmaya başladım. Bu yüzden göz kapağıma kapatıcı kullanmak yerine Maybelline göz kapağı rengine çok uygun hiçbir şey sürmemiş izlenimi veren nude renklerini kullanmaya başladım. Bitti bitecek derken bu ara bitti. Ben de Watsons indirimleri için bakınırken daha öncesinee kullandığım hem uygun fiyatlı hem de oldukça ilginç bir ürün olan NYC far paletini aldım. Aklımda olan Balm paletini almak olsa da ertelemiş oldum. Benim kullandığım ilk far paletidir kendisi efendim.




Oldukça küçük ebatlı olmasına aldanmayın içerisinde 4 adet far, aydınlatıcı, far bazı ve jel eyeliner ek olarak çift taraflı aplikatör bulunuyor.  Eyeliner kısmını hiç kullanmadım. Muhtemelen de bu kez de kullanmam.




Çok sık far süren birisi değilim. O yüzden çok dikkat çekici renklerdense koyu renkleri biraz da sabit duran renkleri seviyorum. Ancak lila gibi renklerin yeri de bir ayrı.  NYC makyaja başlayacaklar için de dört rengi kullanım yerlerini yazarak işleri kolaylaştırmış. Bu aplikatör kullanmayabilirsiniz ancak aydınlatıcı kısmında göz pınarlarında kullanımında güzel bir kullanım sağlamakta. Far bazının yeri bende ayrı onu belirteyim. Parmaklarınızda dahi sürüp yaydığınızda üzerine far kullandığında kalıcılık kısmı daha çok artıyor.


 Harika dört dörtlük bir ürün diyemem. Ancak far bazının yeri bende ayrı. Renkler birbirine uyum sağlarken güzel bir duruş sağlıyor. Aydınlatıcı kısmını nadiren kullanan birisi olarak fena bulmadım. Jel eyeliner konusu ise normal eyelinerları zorlanarak kullanan birisi olarak denemedim. Fiyatı ile çantaya hemen at dursun dercesine yer kaplamamasıyla alın bir köşede dursun ürünlerinden.
Umarım güzel bir geçirmektesinizdir... Beklerim yorumlarınızı :)



18 Mayıs 2018 Cuma

DEVAM, BİTEN, ANLAMSIZ


Hayırlı ramazanlar olsun. Sizde benim gibi sahura kadar uyuyamayanlardan mısınız? Enerji bende öğle vakti gibi gitse de çok şükür 😄 ben de yarım bıraktığım taslaklarımı bitireyim dedim. Şu sıra memnun kalıp ikinci ürüne devam ettiğim pantene saç bakım yağları favorim. Argan yağlı yağ terapisi bakım yağı bitti. Saçlarım; şampuan konusunda şu an kullanmakta olduğum kutusu biter bitmez yorum yapacağım  😊 daha dinginleşti. Çok sık şampuan değiştirme süreci geçirdiğim için memnun kalıp ya da tam tersi begenmediğim şampuan portfolyom var. Ek olarak saç bakım yağları ama o konuda biraz daha istikrarlıyım. 6 aydır memnun kalıp kullandığım hem kokusunu hem de besleyici yönünü fark ettiğim Pantene saç bakım yağlarından sadece çeşitlendiriyorum. Onarıcı ve koruyucu bakım keratin onarıcı e vitaminli yağ durulanmayan  saç bakım yağı, keratin etkili olması almamdaki önemli bir etkendi. Özellikle e vitami olduğunu görür görmez aldım. Argan yağlı biraz daha hafif bir kokusu vardı onarıcı ve koruyucu bakım ise sevimli bir kokusu var. Saçlarımdaki duruşunu sevdim. 

Kokusu etkili durulamadan uç kısımlarına uyguluyorum. Oldukça da uzun dayanıyor .



Blistex ise çok duyduğum sırf meraktan aldığım aslında yorumların pozitifliği ile aldığım dudak koruyucusu ne yazıkki istediğim performansı vermedi. Bir kış boyunca düzenli olarak kullandım. Vazelin gibi kıvamı tatlı bir tadı olması şekerli 😄 ruj yiyenler gibi bende sürekli bir yesem mi hissi oluşturdu. Ben sevdim ama sevmeyenler de var çevremde . 



Benim dudaklar biraz fazla kuru ne yazıkki. Dudak balsamlari kullanmasam kanayabiliyordu. Şimdi çok şükür o tarz etkiler olmasa da kuruluk hala devam ediyor. Ben fiyatına göre biraz fazla mı beklenti içine girdim bilmiyorum. Ama bence alternatif daha uygun fiyatlı koruyuculardan bir farkı yok. Nemlendirme kısmı zayıf kaldı anlayacağınız . 
  Hayırlı Ramazanlar olsun... Nacizane beklerim yorumlarınızı ...

16 Mayıs 2018 Çarşamba

YAZ DİZİLERİ BAŞLASIN

Ramazan başladı... Bugün ilk oruç ilk iftar derken aslında gün nasıl geçecek diyordum. Ama bugün elime aldığım bir kitap olduğu için dolu dolu geçti gitti.  Kitap yorumum insAllah diğer yazılara 😊
 Ugly Ducking serisi yazımı bir türlü yaşamadığını fark edip yazmak istedim. Kore, Japon dizileri derken geçen yaz
Tayvan drama merakı başlamıştı bende. Bu merak da bu seri ile başladı. Ugly Duckling Perfect match , Çirkin ördek üçlü serisinin ilk dizisi.  
2015 yapımı bu drama konusu :zengin ve çok güzel bir kız olan Junior kimyasal maddelere karşı alerjisi olduğunu estetik yaptırır ki niye karar verdi hiç anlamadım 😊 bu estetik sonucunda alerjik reaksiyon baş gösterip Junior'un yüzünü sivilceler kaplar. Bu sivilceler yüzünden arkadaşları hatta annesi bile uzaklaşır Junior'dan. Araştırmaları sonucu kırsal bir kesimde üniversite hastanesinde tedavi imkanı bulur . Yeni bir hayata adım atarken o üniversitede eğitimi de başlar Junior'un. Okulda ise P'sue adında çok yakışıklı bir çocukla karşılaşır mükemmel uyum başlar. Çirkin ördeğin güzel bir kuğuya dönüşmesini farklı bir şekilde yorumlayan bu üçlü seri çok fazla anlam yüklemeden, yormayan yer yer komik unsurları olan romantik komedi tadında. Nacizane yorumum izlerken eski bir Türk filmi konusunun günümüze işlenmiş farklı ülke insanları oynuyor gibi hissettim. Junior'un yaşadığı talihsiz olaydan sonra en yakınındaki insanların bile yardımcı olmak yerine ortadan kaybolmalarına çok sinir oldum. Sevgi ve arkadaşlık bu kadar mı basit dedirtti. Kız yeni bir hayat için üniversiteye gittiğinde bir yandan da o üniversitenin hastanesinde tedavi olurken P'sue, önce arkadaşça yaklaşırken sonrasında ise  gerçekten sevdiğini anladığında saf Junior'un bir türlü anlamaması aslında bu halimle hoşlanmaz ki düşünceleri komik bir o kadar da üzücü idi. İkili çeşitli maceralar geçirirken P'sue Junior'un kalbinin güzelliğini görüp aşık olurken onunda başka bir hikayesi olduğunu Junior'un iyileşip evine döndüğünde annesinin verdiği partide annesi onu birisi ile tanıştırmak istediğinde anlar. Tanıştırılmak  istenen kişi kimdir ???😄😄😄 Zengin ama yüzünü belirli bir süre kapatarak yaşamak zorunda kalan Junior'un fakir olduğunu söyleyen P'sue; bu ikili arasında güven sınaması zor olsa da sonuç mükemmel uyum olacaktır . Üçlü serinin tamamını izleyen birisi olarak diyebilirim ki serilerin ilki her zaman daha eğlenceli ve güzel . Bu arada başrol deki Push Puttichai anladığım kadarıyla bayağı ünlü bir oyuncu. Çok yakışıklı olduğu yorumlarda da vurgulansa da bence oyunculuk konusunda vasatın biraz üstü .  Junior( Mook Worranit Thawornwong) bu kız çok tatlı . Sesi de oldukça güzel hatta kendince coverları var. Yaş aldıkça oyunculuğunun gelişeceğini düşünüyorum .
Şimdilik yorumlarım bu kadar ... Hayırlı Ramazanlar olsun 😊😊😊

14 Mayıs 2018 Pazartesi

ÇOCUKLUK ANIMSAMASI

 
Çocukluğunuza etki eden kitaplar var mı? Ara ara anımsadığınız, kelime kelime olmasa da tüm hikayeyi unutmayı bırakın hikayenin devam ettiğini düşündüğünüz hikayeler... Kemalettin Tuğcu romanlarıyla büyüyen birisi olarak anımsamakta zorlanmadığım hikayeler var. Üzerinden kaç zaman geçerse geçsin büyüme periyodunda okumak için sözler verdiğim hikayeler.
Şeker portakalı kitabını çok uzun zaman önce okumuştum. Öyle ki ilkokulda olduğumu (kütüphanecilik kolu sağ olsun  :) ) okuduktan sonra çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Acıyı betimlerken kelimelerin gücünden ziyade duyguları tanımlayan yazarlara daima saygı duymuşumdur. Duygular sahicidir, akıl ışık tutar ama ilerlememizi kalp sağlarmış. Kalbim demek ki anılar durağında bir nefeslik mola vermiş. Öyleyse yorumlamalarıma geçeyim;
Önceden okuduğumu unuttum dedim; o anki üzüntümü kelimelerin gerçekliğe olan saf dokunuşunu ki öncesinden değil şimdisini kıstas almak için.
Şeker portakalı yazarının(Jose Mauro de Vasconcelos) deyimiyle günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü olan aslında Zeze'nin kendince olan dünyasına gözlemci olarak değil bizzat katılıp, yorum yapacağınız hatta ağlamaktan çekinmeyeceğiniz bu hikaye oldukça anlamlı bir kitap. Zeze küçük bir çocuktan çok daha fazlası. Çocuk masumiyetinin öğrenme açlığında vazgeçmeyen ve aslında dünyanın hikayesine inanan bir çocuk olan Zeze; oldukça fakir bir ailede büyümeye çalışan yalancı yaşı altı aslında beş yaşında olan vaftiz babası şeytan olduğu söylenildiğinde dahi alışmış. Farklı olmanın, hayatı hissetmenin, öğrenmenin öğrencisi olmayı benimsemekten çok ruhunda yaşattığı için ailesi tarafından sık sık cezalandırılan buna rağmen ayakta kalmayı başarması hayranlık uyandırıcıydı. Dedim ya çoğu yerde bir hikaye olduğunu unutup sıklıkla müdahale etmek Zeze'nin başını okşayıp tüm sıkıntılar geçecek demek istedim. Kemalettin Tuğcu romanlarındaki gibi, karakterler ne kadar acıyı yaşasalar da sonunda mutlu sona kavuşurlardı bunu hak ederlerdi. İşsiz bir baba neredeyse 7/24 çalışan bir anne sırasıyla bir sürü kardeş; merhameti anımsamayan öğretiler... Zeze'nin yolculuğunda onun küçük kardeşine oluşturduğu dünyayı okurken gülümseyecek ablası Gloria'ya aslında mantıklı düşünen sensin diyeceksiniz. Babanın işsiz olmasına değil de kağıt oynamaya gitmesini paragraflarda gördüğünüzde "yahu adamla" başlayan cümleler kuracaksınız. En azından benim için böyle idi. Şeker portakalına gelince her altı ayda bir ev değiştirmek zorunda kalan bu ailenin son olarak taşındığı evde çocukların bahçeyi görür görmez ağaç kapma yarışında Zeze'ye ark bahçedeki portakal ağacı fidesi kalır. Zeze üzülürken Gloria onu cesaretlendirir ve mucizesini okurken bağlanma hissini anlayışla karşılarken bulacaksınız kendinizi. Zeze sırasıyla bir sürü şey yaşarken kendimi notlar alırken buldum. 
 
"Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler"
 
"Kimseden hiçbir şey bekliyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum." Bu cümle günümüze uzanan bir hayal kırıklığı gibi. Beklentiler insanı yaralar demekten kendimizi alamasak da sevgi denilen o bağ istemsizce bir anlayış bekletiyor. Kelime sarf edecek gücümüz kalmadığında anlayan insanların çevremde olmasını ben de isterdim. Herkes ve her şey sanki uzun paragraflarla açıklama bekler gibi gözükse de önceliği kendi bencilliklerine ayırıyorlar.
Herkesi anlamaya çalışan Zeze... Ailesi tarafından anlaşılamayan o kadar küçük olmasına rağmen düşünceleri, hal ve hareketleriyle adeta büyüklere siz büyükseniz ben böyle kalayım büyümeden dedirten vicdanı tertemiz olan küçük çocuk... Herkes seni okumalı. Hayatında yer alan tüm figürler bir yana seni anlamaya çalışmalı. Elime aldığım ilk andan itibaren uyku yüzünden yarıda bırakıp ertesi sabah hemen okumaya kaldığım yerden devam ettiğim bittiğinde ise üzüldüğüm bu kitabı okumanızı tavsiye eder şuraya küçük bir alıntı bırakarak yorumlarınızı beklerim;
"Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi"
 

12 Mayıs 2018 Cumartesi

İŞSİZLİĞİN YAN ETKİLERİ


        İşsizliğin yan etkileri... Olur mu demeyin oluyor. Yan etkilerinden ilki yemek yapabiliyorsunuz :) bu durumun yanı sıra pasta, börek çeşitli salata konusunda uzmanlaşıyorsunuz. Bugünün en anlamlı notu idi. Vay be ne hamaratmışım. Kendi kendime ettim takdirimi. E ne yapayım bugün beş dakika bile oturmayınca ki sürekli ayaktaydım mecburen bu süreçte bulaşık makinesi en yakın arkadaşınız olabiliyor ancak gün sonu inanılmaz bir yorgunluk sizinle baş başa kalıyor. Gittiğim yerlerin güzel masalarını çekince dedim bugün kendi hazırladığım masanın neden bir fotoğrafı olmasın. Sonuç olarak lahmacun ve çilekli pasta eksiği ile onlar varken çekemedim kalabalıktan. Aslan burçları için mayıs ayı koşuşturmalı geçecek diyen astrolojiye inandım bu ay. Ama çok şükür ki hafta bitimine az kaldı. Pazartesi korkuşum yok ancak cümle bitime doğru nokta koyup büyük harfle başlandığındaki o heyecan var pazartesi günlerinde. Yeni bir zaman dilimi ve bu zaman dilimi nasıl geçecek. Sorular sorup kendisi cevaplayanlardansanız bendensinizdir. Çok fazla düşünen, düzenli hazırlıklı olmak alışkanlık gibi oldu. Bu yüzden fazlasıyla yorulduğumun farkındayım. Bugün Ramazan gelmeden önce son gün bizde idi. Ev kızı modunda elimden geldiğince bir şeyler hazırlamaya çalıştım. Sanıldığının aksine Adanalı olarak çok fazla etli yemeklerle haşir neşir değiliz. Annem dolmayı etli yapayım dediğinde hayır hayır zeytinyağlı olsun derken işin özü sağlıklı beslenmeye çalışan bir aileyiz. Salata sevgimiz bakidir bu notu bir kenara düşeyim de. Herhangi bir tarif yazmadan bugün yorgunluk kısmının yarının güzelliğine gölge düşürmesine izin vermeden diyerek yazımı sonlandırayım. Ama tarif isteğiniz olursa mutlaka yazarım.
          Son iki gündür 2012 müzik listem beni çağırmakta. Cheb Khaled sever misiniz bilmem ancak Ana aachek çok sevdiğim bir şarkısıdır. Enerji dolu, hareketli insanı anlamsızca bir başka mutlu eden şarkı. Sanırım son üç gündür enerji ihtiyacı beni yeniden bu şarkıyı dinlemeye yöneltti. Dinlemek isterseniz tavsiye ederim güzel şarkıdır...

10 Mayıs 2018 Perşembe

MİM ZAMANI

(Şeker pınarından güzel bir kare geçen yazdan kalan 😊)

    Blogcu sultan bu güzel blog muhasebesi mim etkinliğine beni de davet ettiği teşekkür ederim 😊😊

Blog alemine nasıl girdin? 

Blog alemine şehir dışında hatta kaplıcaya gittiğimiz zaman o kadar çok sıkılmıştım ki dağ başında ne işim vardı yahu derken notlar almıştım kendimce. Dedim ki bu notları neden yayınlamayayım😊

Hangi blog sana ilham oldu?

Herhangi bir blog ilham oldu diyemem. Benim için önemli olan yazmaktı. Yazmak nefes almak yazmak bir yaşamı solumak gibi bir yazı okumuştum. Hatta aklımda kalan bir paragraf dan kalan bu cümle idi 😊 önceleri de kendimce denemeler ve hikayeler yazardım. Blog benim için farklı bir yazma deneyimi olacaktı sanırım cesaretim ilhamım oldu. 

Bloğa yazdığın ilk yazınla son yazın arasında fark var mı?

O kadar çok fark var ki😊  sıkıldığım anda yazdığım notlar, paragraflar küçük bir dünya oldu sanki...Bu dünyada tüm kafa karışıklıklarım, tavsiyelerim, mutluluklarım ve kitaplarım var...

Yakın çevrendeki insanlar bloğunu biliyor mu?

Çok yakın arkadaşlarım ve ailem biliyor. 

Blog yazmak yaşantına ne kattı? Yada çıkardı?

Yazmak benim için bir çok farklı bir duygu. Kafamdaki küçük notların birer yazı olduğunu görmek mutlu ediyor. Blog benim için farklı bir alandı. Okunur mu okunmaz mı diye düşünmeden paylaşmak istedim yazılarımı. Her yazı sonrası eklenen yorumları görünce düşünce paylaşımı arttıkça daha fazla yazma isteği geldi. Bu güzel isteği sevdim. 

Şuanda bu mim yayını ile birlikte bloğunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var? 

Bu mim yazısı ile birlikte 155 yazım var. Mim bitirirken bloğuma baktım en son tıklanma sayısı 67.845 idi. 

Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?

http://ikurabiye.blogspot.com.tr 😊 ama şunu da belirtmek isterim ki bu mimi goren herkes yapabilir... 

8 Mayıs 2018 Salı

DENEBUNU KUTUSU / NİSAN AYI YORUM



       Denebunu Nisan ayı kutum uzun bir bekleyiş sonunda geldi. Artık duymayan kaldı mı bilmiyorum denebunu kutularını... Aylık olarak yayınlanan, denebunu sitesine üye olduktan sonra profilinizin(sizin kişisel özellikleriniz) doluluğu baz alınarak yayımlanan kutuları profil uygunluğuna göre talep ettiğiniz kutular. Uygunluk kısmını site size bildiriyor. Ben 2016 Aralık ayında kaydolmuştum. O zamandan bu yana oldukça popüler olan bu ücretsiz kutular dakikalar içerisinde tükenebiliyor. Biraz şansında etkisi var. Benim Nisan ayı kutumda bulunanlar;
*1 adet Pril Limon Kokulu Bulaşık Deterjanı(80 ml)
*1 adet L'oreal Paris Nem Terapisi Aleo Vera Suyu(3ml)
*1 adet Nestle Nesfit Tam Tahıllı  Çilek Bar
*1 adet Nestle Nesfit Sade Tam Tahıl ve Pirinç Gevreği (1 porsiyon)
*Orkid Platinium ped içerisinde 1 gece ve normal ayrıca iki adet günlük ped bulunmakta
*Bonprix, Watsons(Orkid için geçerli) indirim kuponları
Gelir gelmez değil de bu sefer kullanıp yorumlamak istedim. Özellikle L'oreal Nem Terapisi merak ettiğim bir üründü. Tester gelmesine o yüzden ayrıca sevindim. Nem terapisi Aloe Vera suyu)su bazlı günlük bakım) normalden karmaya dönük ciltler için özellikleri;
Aloe vera suyu : Mineral bakımından zengin Aloe Vera içeren formülü cildi yoğun bir şekilde nemlendirir.
Hyaluronik asit: Sudaki ağırlığının 1000 katına kadar nemi cilde hapsederek 72 saat boyunca nemlendirme sağlar.
Hızlı ve gözle görünebilir sonuçlar anında: daha ferah, esnek ve canlı görünen bir cilt,
Günden Güne; ışıltılı bir güzelliğe sahip, yoğun ve etkili nemlendirilmiş bir cilt.
Belirtilen özellikler bu şekilde idi. Kullandığımda anında etkili olduğu özellikleri hissedemesem de yapışkan bir his oluştu cildimde, nemden ziyade. Bir tester olarak içerisinde tek kullanımlık oldukça yeterli bir miktar olsa da hoşlanmadım ne yazık ki. En azından benim cildim hoşlanmadı. Aslında yaz dönemine giriş yaptığımızdan acaba kış için cildin daha kuru olduğu zaman mı denemeliyim diye düşünsem de muhtemelen orijinal boyunu aldığımda da kullanmayacağımı anladım. O yapışkan his anında kaybolmasa da 10-15 dakika sonunda hiçbir şey yokmuş gibi etkisiz bir hale geldi cildimde.
          Nestle nesfit bar çilekli... Bazı ürünler sade kalmalı diyorum. Bazen ummadığımız ürünlere yaban mersini eklenir ve tadı aslında olması gerekenden daha bir farklılaşır insanın hoşuna gitmez ya öyle bir histi. Ben tam tahıllı ürünleri zorunluluktan değil de sevdiğimden yiyen bir insanım. Ona rağmen hoşuma gitmedi.
        Nestle Nesfit Sade Tam Tahıl ve Pirinç Gevreği miniminnacık gelse de bir porsiyon için ideal miktarda idi. Ben seviyorum. Sade olmasını bu ürünün. Diyet yapmak için değil de genellikle sabah kahvaltı yapmaya zamanım olmadığında veya gece vakitlerinde ani acıkmalara karşı hemen yediğim ve sevdiğim bir ürün. Düzenli olarak da aldığım için; kutumda gelmesi ayrı bir güzel oldu.
    Bulaşık deterjanı olarak Pril zaten kullanmakta olduğumuz bir marka olduğu için hemen anneme vermiştim.
  Orkid platinium ise cicili biçili çok sevimli ambalajlara sahip.
İndirim kuponlarına gelecek olursam Bonprix duymadığım bir internet alışveriş sitesi idi. Göz atma imkanım oldu değişik ve güzel ürünler dikkatimi hemen çekti. 15 TL lik bir indirim kuponu alışveriş yapma fırsatım olursa güzel bir indirim diye düşünüyorum.
Sizlerde bir göz atabilirsiniz denebunu sitesine... Güzel bir gün geçirmeniz dileği ile yorumlarınızı bekliyorum :)

6 Mayıs 2018 Pazar

DİZİ NOTLARI


       Evet yazmayı özlemişim cidden. Fırsatım oldukça yazmaya calışsam da bu ay benim için fazla koşuşturmalı geçecek sanırım ancak yine de fırsatım oldukça yazacağım. The Great Seducer ile dizi notlarıma başlamak istedim. Beklentimi afiş ile çok yüksek tuttuğum bir dizi olmasına rağmen ne yazık ki vasatın üstüne dahi çıkamadı . Özellikle dizi öncesi kısa gösterimlerde başrol çocuğun sesini duyduğumda vay be ne etkileyici demiştim. Oyuncunun önceki dizilerini izlemediğim için yeni bir oyuncu hem de oldukça yakışıklı 😊 dercesine diziyi hafta hafta takip ettim.
      Dizinin konusu orijinal bir eser olan Tehlikeli İlişkiler kitabından uyarlanmış. Bu dizi dolayısı ile araştırma imkanı bulduğum ve ilk fırsatta okumak istediğim bir kitap, ilginç yorumlamalara sahip. Alıntılar ve konuya karakterlere baktığımda kesinlikle iki sezonluk bir dizi çıkar demiştim. Kore versiyonu ile yumuşatılmış karakterler daha çok sebepleri var gibi gösterilip 32 bölümde bitirmişler koskoca hikayeyi. İki bölüm ard arda yayınlanması ile hafta da dört bölüm yayınlamışlar.  Karakterlere gelecek olursam; Red velvet grubunu bazı müzik videolarından bilsem de çok aşina olduğum bir grup değil ama Joy' un bu dizi öncesi The Liar and His Lover dizisini izleyen birisi olarak bu kız sahnede kesinlikle olmalı diyorum. Çok güzel, sevimliliğinin yanı sıra karizmatik bir duruşu var. Oyunculuk kısmına keşke girmese ya da yaşı biraz daha ilerleyip kendini geliştirerek girse. SNSD Sooyoung, Yoona seslerinden çok sevdiğim dizileri ile hatırlıyorum. Özellikle The Spring Day of My Life dizisini annemle izleyen birisi olarak ayrı bir sevmişti. Hikaye ve karakterlerin naif bir şekilde işlenmesi ile sevdiğim diziler arasında. Yoona ise çok fazla dizisi ile aklımda kalmış. Love Rain, The K2, Prime Minister and I .... 
          İkisinin de oyunculuk konusunda gerçekten yetenekli olduğunu düşünüyorum. Kıyas için değil amacım ama şarkı söylerken özellikle dans ederken sahip olunan sahne havası oyunculukta etkili olmayabiliyor. Her alanda başarı sağlanabilir düşüncesine zaten sahip değilim. Joy bir süre daha tatlı dizilerde oynadıktan sonra karakter derinliği olan dizilerde yer alırsa onun açısından daha iyi olabilir gibi geldi. Gelelim diziye; ilk bölüm vay be uzun zaman sonra farklı konusu ile bir Kore dizisi demiştim. Özellikle giriş müziğinin etkileyiciliği ile heyecanla bekler olmuştum diziyi. Temelde üç lise arkadaşı baz alan daha sonra katılacak olan karakterler ile aslında sonradan katılan karakterlerinde onlara bağlı olduğu bir yerde kaderleri ile yüzleşmeleri gereken bir dizi. Lise grubu olan karanlık ve atak yapmaktan korkmayan intikamlarını etkileyici alan Kwon Shi-hyun(Woo do-hwan)yürüyen karizma, Choi Soo- ji(Moon Ga-young)tam bir prenses, Lee Se-joo (Kim Min-jae) çapkını;grubu; aileleri tarafından duygusal anlamda yaralar açılmış olan duygusallıklarını aslında sevgi ihtiyaçlarını bastırmış olan arkadaşlar. Birbirlerini önemsedikleri belli olsa sevme yöntemlerinin yanlış olduğunu diziyi izledikçe sizlerde anlayacaksınız. Soo-ji ile ikisinin de ortasından devam eden bir hikayeleri var, sonunu kestirmekten çok düşünmek istemedikleri. Soo- ji bir şekilde arkadaşlık adı altında bencilliği için insanları kullanmakta. Dizinin  önemli kısmını kapsayan iddia olayını(aşık et ve terk et) başlatan olarak Soo-ji'ye kızmamak elde değil. Sevdiklerini kaybetmekten korksa da duyguları ile gerçek insan duyguları ile yüzleşmekten kaçtığını düşünüyorum. Shi-hyun ise yakışıklılığı ile kolayca kadınları etkileyen temelde babası ile sorunları olan annesini kendisinin de anlayamadığı bir şekilde kaybetmiş bir karakter. Annesinin ölümü sonradan anlaşıldığı gibi iddianın aşka dönüşmesi sonucu Eun Tae-hee(Joy-zeki ve dik duruşlu bir kız )ile bağlantılı. Se-joo ise son anda yaptığı hamle ile ben de varım bu hikaye de dese de senaryonun ona haksızlık yaptığını düşünüyorum. Geleneksel bir aileye sahip olan her seferinde kaçmak için elindeki tüm imkanları kullansa da ailesinin gösterdiği şiddet kabul edilemez ve de Soo-ji'ye olan aşkı... İddia ve aşk; iki konunun gölgesi hikaye ancak kader bağları Eun Tae-hee'nin ve Kwon Shi-hyun'un ebeveynlerine dayansa da ki bu aile fertleri oldukçaaaa yorumsuz diyorum. Dizinin finalinde aceleye geldiğini düşünüyorum. Düşük reytingler okuduğum kadarıyla il üç bölümün hikaye ve karakterlerinin tanıtılması amacıyla Joy'un karakterinin geri planda kalıp sonrada dahi olması ile ısınamayan izleyiciye katılsam da ilk üç bölümün çok iyi çekildiğini düşünüyorum. Başrol Soo-ji mi yoksa Eun Tae-hee mi kargaşası yaşamadım. Hikayeler eninde sonunda birleşse de bence güzel bir senaryo ile bu dizinin hakkı kesinlikle daha fazla bölüm olabilirdi. Soo-ji Exo Next Door dizisinde izlemiştim. Bence hem asil duruşu ve kendine has tarzı ile oyunculukta ilerleyecektir. Shi-hyun ise başka dizilerini mutlaka göz gezdireceğim.  
Dizinin genel notu: Mükemmel bir hikaye fotoğrafsız bir çerçeve gibi. Bu çerçeve oldukça kaliteli ancak derinden etkileyen o beklenilen fotoğraf ne yazık ki yok. Müzik kalitesi, oyuncuların geneli, kıyafetler , atmosfer her şey mükemmel olsa ilerletilemeyen boşlukları olan bir senaryo ile sıkıcı bölümler içerisinde dakikaları ilerlettiğim bir dizi oldu.
Yazımı burada sonlandırırken yorumlarınızı bekliyorum. Son bir ekleme günün müziği belki dinlemek isterseniz; Mark Eliyahu, (Tribe) bu hafta dinlerken farklı duygulara kapıldığım bir eserdi...

2 Mayıs 2018 Çarşamba

ADANA SİNEMA MÜZESİ


Müze gezmeyi sevenlerden misiniz? Ben çok severim... Bir şehri tanımak isterseniz o şehrin müzelerinden başlanmalı sözünde haklı bir pay var sanki. Yaşanmışlıkların ve tarihin dile gelmiş hali 😊 Doğum günüme kadar kendim için oluşturduğum bir liste vardı; yeni yaşıma sağlıklı ve sıhhatli girmek dileğim elbette ki ama gerçekleştirmeye fırsatım olmayan şeyleri yaparak yaş almayı istiyorum. Bu yüzden okuma listem, turist olmak gibi başlangıçlar ile yol almak istiyorum. Uzun lafın kısası kitap listem de olan bir kitabi bu hafta bitirdim bugün ise Adana'da sinema müzesine gitmek nasip oldu. 
Sinema belki herkes için önemlidir ancak Adana için bir başka önemi. Annem hala anlatır yazlık sinemaları şimdi nostalji şeklinde yazları olsa da hala devam etmekte. Sinema müzesi bize biraz uzak olduğu için ki bu da bir bahane aslında kendime kızıyorum gitme fırsatım olmamıştı. Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Adana'nın eski evlerinden birinin restore edilmesiyle oluşturulan bu müze 2011 yılında düzenlenmiş olan Altın koza film festivali kapsamında hizmete açılmış.(Ücretsiz olarak ) 



Çok çeşitli odalar ve aslında bir sürü yaşanmışlık vardı müze de. Kaç hayat kaç zaman dilimi dercesine. Üst resim Adanalı sinema sanatçılari😊 biraz ışıklandırma problemi olsa da çekebildigim kadar çekmek istedim.

Burada da Bilal İnci'nin doğum tarihine bakarken ...  Özellikle sanatçıların da katkıları ile fotoğraf makinelerinin tarihsel gelişimi inanılmaz dedirti.
Bugünden geriye aslında birçok güzel fotoğraf ve iyiki sözü kaldı. Bugün iyi ki kendim için birşey yapmışım dercesine ansızın bastıran sağanak yağışa inat gülümseme ile evime yol aldım. 
İyiki... 
Yorumlarınızı bekliyorum...