23 Haziran 2019 Pazar

TREN YOLCULUĞU


              Bir dilek hakkınız olsa ne dilerdiniz?

Klişe gibi gelse de sanırım ben yolculuk yapmayı dilerdim. Başka bir dünya çünkü. Bir yere varmaktan ziyade  yolda olmak duygusu... Cesaretle ilgili ya da varış noktasına ulaşıldığında o heyecanın kaybolması ile ilgilidir kim bilir...Sessizce gözle yaparken bir anda başka dünyalarla karşı karşıya gelirken düşünmek... Düşünmek sahiden de yükü ağır olsa da güzeldir. Düşünen insan kendi varlığının bilincinde doğadaki en ufak bir detaya dahi saygı duyandır. Son zamanlarda saygı kelimesi üzerine saatlerce yazabilmeyi istesem de yolculuğun herhangi bir durağında geride kaldığını düşünmeye başladım. Ancak şu fotoğraf güzel bir tebessümü hak etmiyor mu? Güzel bir tebessüm; ayçiçeği veya günebakan çiçeğinin renginin güzelliğini, dağların sarı sıcağı hatırlatırcasına rengini evet yaz sevilmez mi dedirtiyor. Yaz mevsimlerin en yorgunu , güler yüzlüsü ve renklisi. Adana-Niğde arası tren yolculuğundan kalma olan bu fotoğraf bana tebessümden de fazlasını hatırlatıyor. Kalabalıkları, kulaklarında kulaklıkla düşünen insanları, çocuk seslerini ve tüm kargaşayı bastıran durakların uyarısı... 

     Hayatın duraklarını... Bu ara sıklıkla düşünüyorum; alışkanlıklara bu kadar bağlanmak iyi mi sorusu aklımda. Değişmek evrenin içerisinde kendini unutturmadan her an hatırlatacak bir kavram. İnsanlar değişirken bu değişimden çevrelerde pay alacak. Çocukken sokaklarında kahkahalar attığımız mahalle bir süre sonra anılarda kalacak; en sevdiğin kitap ve filmlerin yerine yenileri gelecek. Sadece arkadaşlıkların saf ve en doğal haliyle kalmasını dilerken bu durumun imkansız olduğunu anlamak biraz üzücü... Kalp kırgınlıkları; yabancılık mesafesinde olursa eğer hüzün gözlere hakim olurmuş derler. Haklılarmış... Zamanı suçlamak yerine biraz öz eleştiri yapmayı bilirsek eğer bence daha güzel olacak. 
   
      Yolculuk... Üç heceye sığamayacak kadar düşünce dehlizi... Ancak pencereden dışarıyı izlemeyi unutmayın. Gördüğünüz en güzel manzara seyrettiğiniz hayat durağındaki sizin yansımanızdaki tebessüm de gizli...

  Beklerim yorumlarınızı... İnstagram adresime beklerim...

19 Haziran 2019 Çarşamba

PHİLİPS LUMEA /YORUMLAMALAR



Bu ara kelimelerle aram iyi değil... Yazamıyorum. Aslında akademik açıdan yazmayı bir türlü anlamadım ya neyse! Tez danışmanın beni takmaması, yeniden bir işsizlik boşluğu; yaz mevsimlerinin en klasik aslında en alışılmış hali. Sadece doğum günlerime kadar koyduğum bazı hedefler dışında. Farklı şehirler görmeyi dilemenin bir dilek olarak kalmasını istememek; girdiğim sınavların azalmasını umut etmek ve almak istediğim bazı teknolojik aletleri alabilmek. Yeni bir bilgisayar ve poloraid makine alamasam da bu ara almayı istediğim bir diğer aleti aldım. Philips Lumea Advanced IPL lazer... (1699 TL) 



Bir üst modelleri 2000 TL'nin çok üzerinde olduğu için benim bütçeme en uygun olan Philips Lumea bu idi. Ürün içeriği kapsamının fotoğraflarını aktardım.



                                                                 
                            
Küçük, kullanışlı taşıması oldukça kolay.  Büyük ve biraz daha küçük olmak üzere çift başlıklı(Yüz ve vücut için)  bir ürün. Başlıkların çıkarımı pratik. Cilt sensörü bulunmakta. 1-5' e kadar atım şiddetini ayarlayabileceğiniz  tuşlar bulunmakta. Ürün tüy kökünü tanımadan kesinlikle atım yapmıyor.Ürünün arka bölümündeki ışık kökü tanıdığında yanıyor.      

        
Ürünün adaptörü... Şarj problemi yok. Elektrikle çalışıyor. Şarj edip, bekleme sıkıntısı yok.


İçerisinde taşınabilir; küçük bir çanta; temizleme mendili ve ek olarak Satin Kompakt Kalem düzeltici içeren güzellik ürünü kalem var. Kalemin çalışması için ayrıca pil de verilmiş.



        Lazer kesinlikle size pürüzsüzlük vaadi vermiyor. Hormonlar sürekli değiştiği; mevsimsel farklılıkların oluşturduğu etkiler hiç bitmeyecek gibi gelen seanslar bir süre sonra sıkıyor gerçekten. Kol bölgesi ile ben bir güzellik merkezinde lazere başlamıştım. 8+8 seanstı. İlk başladığım zamanlar aslında yakma problemleri, güneş etkisi ile farklı tonlamalar gibi bir sürü şey duyduğum için biraz korkudan sadece kolumda başlamak istemiştim. Seanslar bittikten sonra yılda bir kez atım yapıldığını çevremden zaten duymuştum. Ki seanslar bittikten yılda bir veya iki kez atım yapma ihtiyacı oluyormuş anladım. Bu atımlar için güzellik merkezine git-gel yorgunluğu yerine ben de bu ürünü almayı istiyordum. 2 yıl garantili ve 250 bin atış ürün. Şimdilik ilk seans uygulaması gerçekleştirdim. Lazer sonrası tüylerin köklerinde zayıflamalar görülür. Çok zayıf çıkmaya başlar. Beklentilerim bu yönde. Acı hissi sinek ısırığı dedikleri türden. Derece 5 de çalıştırdığımda en yüksek derece aşırı hassas ve acı eşiğiniz çok düşük değilse bence çok az bir acı hissediyorsunuz. Belirli sürelerde yeniden ürün hakkındaki yorumlarımı paylaşacağım. 
Yorumlarınızı beklerim...

16 Haziran 2019 Pazar

MİNİ PONİ SERİSİ







Yaz mevsiminin kendine has özellikleri var...
Kendine ait bir rengi kendine ait bir ruh hali... Bunca bunaltıcı havalara rağmen sevmemin sebebi belki de yaz mevsiminin ruhunu sevmem. Sarının en güzel tonunu; havanın sıcağından akşamın serinliğine uzanan o zaman dilimini... Arada kalmamasını... Kararsızlığı sevmediğim için kullandığım bazı ürünlerin de nötr kalmasını sevmiyorum. Bu yazı biraz bu ürünlerle ilgili... Miniso şirin mi şirin bir alana sahip. Ev; mutfak ürünlerinden kırtasiye ve kozmetik ürünlerine geniş bir yelpazesi bulunmakta. Alışveriş yaparken de rahatlıkla her ürüne bakabilmeniz daha da sempatik kılıyor. Normalde defter, kalem hatta fırın eldiveni alışverişimi yaparken kozmetik benim için de farklı bir alan oldu.

Miniso'nun Mini Poni Cheeks in Love Allık(01 Mercan Pembe) şu sıra 30 lira gibi bir fiyatı olsa da ben kış döneminde 15 liraya aldığımı hatırlıyorum.


Ürün Özellikleri
İpeksi pürüzsüz formül. Rahat bir kullanım için hava alan ağırlıksız bir his verir. Hafif ve ince kremsi doku: Mükemmel bir tam kapsama için cilt kapsama için cilt üzerinde zahmetsiz bir uygulama sağlar. Cilt parlak bir ışıltıya sahip olur. 



Çantaya atmalık yer kaplamayan; kullanışlı bir ürün. Renk kalıcılığı ortalamanın altında. Daha kaliteli allıklar ya da muadil bazı markalar olduğu için ürünü bir daha alır mıyım? Sanmıyorum. Şirin bir tasarım; içerisindeki üç rengin karışımı bir pembe :) Ciltte kaybolan bir pembe ...


Miniso gül ve doğal yağlar özlü nemlendirici yüz serumu
Ürün özellikleri : Hafif ve canlandırıcı formül. Kolay emilimi. Cildi yeniler ve yoğun bir şekilde nemlendirir. Günlük nemlendirici olarak ya da fondötene karıştırarak kullanılabilir. 

Kullanımı: Ürünü temizledikten sonra yüzeye istenilen miktarda uygulayın. Tamamen emilimi için nazikçe ovalayın...
 Kokusu güzel ancak etkisini tam olarak anlayamadığım bir ürün. Kış mevsiminde düzenli olarak kullandım. Özellikle uyumadan önce cildimi temizledikten sonra kullandığımda cildimi   nemlendirse de beklediğim etkiyi oluşturmadı. Ciltteki yumuşaklık hissi çok çabuk dağıldı. 
Güzel bir gün sizinle olsun... Beklerim yorumlarınızı...

13 Haziran 2019 Perşembe

KARNE ZAMANI



                  Anlam yüklediğimiz en küçük zaman dilimleri sonrasında bir hayale karışırken büyürmüş insan...  Büyürken yürüdüğümüz hayat yolunda birçok kare aklımızda kalırken beynimiz yenilerine yer açmak için zaman perdesini usulca örter... Zaman perdesi acımasızlığının ardında ki merhametini gizlemek için. Fotoğraf çocukluğumun geçtiği yayladan... Bu mevsimde gülleri görünce anlıyor insan; hayatın en güzel renklerini bize göstermeye çalıştığını...

       Son bir beş haftam uykusuzluk ve yorgunluk ekseninde geçti. Çok şey öğrendim biliyorum ki öğrenmeye de devam edeceğim. Bir anda kendimi sıralarda değil de tahtada buldum; eve ulaşmak için iki saat yolda düşünme fırsatı buldum; yeni insanlar tanıdım, gözlemledim. Geçen hafta sesimin gelmesi için bol dua ederken şükrettim. Sahip olduğum her şey için... Yarın karne günü... Karne günleri o heyecan aslında öncesinde yapılan puan hesaplamaları takdir- teşekkür için umutlar ve karne aldıktan sonra arkadaşlarla beraber gidilen sinemalar... Büyüdükçe sinemada yanımızdaki tanıdığımız insanlar da azalıyor...! 
     O zaman ve bu zaman farkı yapacak kadar yaş almadım ama o heyecan sanki bu zaman diliminde yok. Çocukların hayal dünyaları sınırlandırılmış gibi sanki. Ellerine kalem almak istemiyorlar; tahtada resimler çizmiyor; tatil için yapacaklarını bir solukta anlatmıyorlar. Veliler öğrencilerden daha heyecanlı ancak notlar konusunda. Geçenlerde not aldığım bir kitaptan alıntı;

"Şimdiki çocukların mesela Türkçeleri yok; Fransızcaları, İngilizceleri de yok. Peki neleri var? Boş bir şımarıklıkları var, kendilerini disipline etme gereği duymamaları var. Böyle olunca sorumluluk da almıyorlar. Sorumluluk alamayan insanlar boş olur. Bir de hak talep ediyorlar. Sorumluluk duygun yoksa hak talep edemezsin. Çünkü hakkın temelinde sorumluluk vardır. "(İlber Ortaylı)

     Tamamıyla bu düşüncede olmasam da yazılı olacağını söylediğim halde yazılı yapmamam gerektiğini söyleyen öğrenciler; yazılı kağıdında notları okuduktan sonra notlarını beğenmemeleri ve bunu gayet saygısızca ifade etmeleri; çalışmanız gerektiğini söylediğim halde kulak ardında bırakmaları... Son zamanlarda saygının sevgiden çok daha önemli bir olgu olduğunu düşünüyorum. Saygısızca davranıp hatta hakaretler ederken hakkımı arıyorum! düşünce yapısına ne ara sahip olundu? Bilmiyorum... Derdimizi anlatırken en yüksek sesle konuşmak haklı olduğunu kanıtlamakla eş değer mi? 
    Bunları düşünürken kimi öğrenciler de umudumu yeşertti elbette ki. Notların iyi veya kötü olması önemli değil önemli olan karakterlerin güzel bir şekilde gelişerek; saygının önemini anlamış bilgiyi arayan öğrenci olabilmek... Hayat sınavlarla dolu; maddi ve manevi anlamda... Elimizden geldiğince yarış pistinde gibi değil de yaşayarak ve öğrenmeyi sevdirerek hayal dünyalarını kısıtlamadan; umutlu ve mutlu olmayı öğrenip ve aktarabilirsek inanıyorum ki; daha güzel bir dünya olacak...

9 Haziran 2019 Pazar

NEUTROGENA SKİN DETOX YORUMLAMALAR



        Bayram tatili bitti... Aslında dokuz gün içerisinde fark edilmese de bugün düşündüğümde anlıyorum ki tatil oldukça çabuk geçmiş. Yayla, Adana arası her türlü hava değişimine inat pazartesi sendromuna kapılmak... Bu hafta son hafta; Cuma karne günü... Sonrası sanırım yine sınavlar... İnsan alıştığını sandığı her zaman diliminde anlıyor ki alışmak da bir çeşit zorunluluk... Bu yaz; görmek istediğim o kadar çok yer ve doğum günüme kadar yapmak istediğim listeler var ki kısacası gerçek anlamda tatil yapmak istiyorum. İnşAllah diyelim artık...  Sizlerin nasıl geçti bayram tatil? Beklerim yorumlarınızı...

    Gelelim Neutrogena Skin Detox ürününe... Şu sıra her şey bana o kadar pahalı geliyor ki elimden geldiğince beğendiğim özelliklere sahip biraz pahalı ürünlerin muadillerine bakıyorum. Neutrogena Skin Detox yüzde elli indirimde Migros 'tan almıştım. Rengi çok hoşuma gitmişti. Yaz döneminde temiz bir cilt ve güneş kremleri dışında bir beklentim olmadığı için malum Adana şu sıra 38 dereceleri çoktan görüp geçtiği için herhangi makyaj ürünü ciltte durmuyor zaten bunaldığınız için bir şey kullanmakta istemiyorsunuz. 

    Neutrogena Skin Detox/ Arındırıcı Kil Maskesi(Toksinleri ve günlük kiri %100 hedefler/Tüm cilt tipleri için uygundur.)

*Glikolik Asit ile zenginleştirilmiş arındırıcı kil maskesi, cildin nem dengesini korurken kir, yağ, makyaj kalıntılarını nazikçe temizler. Bu 2'si 1 arada formül, detox maskesi, günlük temizleyici olarak kullanılabilir. Yumuşacık ve ışıltılı bir cilt için gözenekleri derinlemesine temizler. 

*Gözenekleri tıkamaz.

Günlük temizleyici: Islak yüze uygulayın, göz çevresine temasından kaçının. İyice durulayın.
Maske: Göz bölgesinden kaçınarak cilt üzerinde eşit bir tabaka halinde uygulayın. 1 dakika kurumasını bekleyin, iyice durulayın. 

    Bu yaz kullanmaya devam edeceğim ürünler arasına giren bu ürünü indirimde ise özellikle bakmanızı tavsiye ediyorum. Ferahlık hissi hemen kaybolmadı öyle ki ben geçmeyecek sandım. Cildin nefes aldığını hissediyorsunuz. Karmadan yağlığa dönük bir cildim var özellikle t bölgesindeki parlamalar konusunda başarılı buldum. Kullanım sonrası yapış yapış veya tamamen kurumuş bir his olmadı. Cildimi temizlerken nemini de alıp götüren bir ürün değil. Beklentileri karşılayan bir ürün oldu benim için... Güzel bir pazartesi harika bir yaz olsun herkes için :)

2 Haziran 2019 Pazar

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK/ HARPER LEE YORUMLAMALAR


Geçmeyen Mayıs ayına inat; Haziran ayı hızlı mı başladı? Şimdiden Haziran ayının üçüncü gününe doğru ilerlemekte olan bu akşamda yazma fırsatı bulduğuma seviniyorum. Kitap yorumlamaları yapmayı uzun zaman oldu sanırım. Okumayı da özledim. Aslında insan bir yoğunluk yaşarken anlıyor; özlediklerinin kıymetini... Rutinlik derken biraz vakit var derken erteliyoruz. Sevgiyi erteliyoruz; okumayı erteliyoruz belki de izlemeyi... Gökyüzüne bakmayı; hayatın sıkıcı detaylarında kaybolurken unutuyoruz. Unutmak alışkanlık haline gelirken samimiyetler de kendini belli ediyor. Zaman geçiyor; zaman hayatın adımlarını hızlandırıyor. 

Harper Lee/Bülbülü Öldürmek kitabını okumak için Haziran, Temmuz aylarını düşünsem de öncesinde okumaktan mutlu olduğum bir kitap oldu. 

        Tanıtım yazısından;
1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen; Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın Scout Finch'in gözünden anlatıyor.

     Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hala güncel temaları, Scout'ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor.

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."
"Galiba ben büyüyünce soytarı olacağım ." dedi Dill...
(Eğlenceli bir dilek :)...)
                          
   Çocukların gözünden anlatım ve büyüklerin etkileri... Roman büyüklerin dünyasının acımasızlığında çocukların büyümeden önceki saf düşüncelerinin hayatı yaşanır kılması gerçeği... Büyüdükçe duygu kaybederken; en çok merhametimizi ve adalet duygumuzu mı kaybediyoruz yoksa kendimize mi uyduruyoruz. Kötülüğe bir kılıf ve bir kılıf eklerken vicdanımızı eklediğimiz kılıflarla susturuyoruz... Scout ne güzel söylemiş kitapta;
"İnsanların tuhaf olduklarına karar verdim. Zorunlu olmadıkça onlar konusunda kafa patlatmayacaktım." 

Kitap; Scout, ve ailesi çevresinde gelişen konuşmalar; komşuluk ilişkileri ırkçılığın çizdiği o kalın duvarlar arasındaki insanlar üzerine olan bir hikaye odaklı... Yer yer Scout'un sorgulamaları bu arada bu karaktere bayılacaksınız; kalıplara neden uyması gerektiğini uzun uzun sorgularken gülümsetiyor. Bir diğer önemli kahraman ise Scout'un babası... Diğerlerine uymadan aslında el ne der kaygısına bürünmeden; kitapları ile mutlu bir adam. Vicdani erdemleri olan ancak sonucun değiştirmeyeceğini bile bile de mücadele etmekten vazgeçmeyen bir adam. Abi ile Scout'un diyaloglarından bir alıntı;

"Kaplumbağalarda duygu yoktur, aptal."

"Sen hiç kaplumbağa oldun mu, hı..."

 ve altını çizdiğim diğer alıntılar;

"Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır."
"Bir insanı anlayabilmek için; o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin..."

Vicdan; günümüzdeki problemlerden uzak olmayan problemler, çeşitli toplumsal baskılar ve küçük bir çocuğun haklı sorgulamaları... Yaz okuma listenize almanızı tavsiye edebileceğim kitaplardan... Bayram çok ama çok güzel geçsin; mutlulukla bol kahkaha ile... Beklerim yorumlarınızı...

26 Mayıs 2019 Pazar

GEÇMİŞ HAFTA HAKKINDA


        Uyumayı özledim... Öyle ki kesik kesik uyumaktan kaç saat uyuduğumdan emin olamıyorum. Sanırım yaz mevsiminin başlaması  benim için bayram sonrası olacağı için haziran ayının bir an evvel gelmesini istiyorum.




       Fotoğraf yol notlarından... Sabahları 6'da uyanmak ve eve ulaşmak 2 saatimi aldığı için düşünmek bir çeşit alışkanlık oldu . Gelecek kaygısı , sınavlar bitmeyen cümleler, alışkanlıklar ve insan ilişkileri ... Düşünmek kolay olmayan bir alışkanlık...Şu aralar benim için daima önemli olan vefa duygusunun içinin boşaldığını düşündüğüm için anlamaya çalışmıyorum . Anlamak da kişiye yüklenen bir sorumluluk çünkü . Bu sorumluluğu bireysel olarak almaya çalışmak anlamsız geliyor. Aklımda bir söz "Ne kadar anlatırsan anlat kendini karşıdakinin anladığı kadarsın..."

    Bu cümledeki haklılık bir yana zamanın perdesini kaldırdıkça karakterin oturması ile musahamanın da sınırının olduğunu anlamak... Hayatınızda sizi yoran insanlardan uzak durun; yorduğunun farkında olmadığını yapmacık unsurlarla birleştirip kendi sebeplerindeki bencilliklerinde aklayarak size yük bırakmak isteyenlere gösterdiğiniz hoşgörü zamanla arsızlık olarak karşınıza çıkıyor çünkü ne diyelim ... Kendilerini gördükleri  dev aynasından vicdanlarının sesini unutmak da bir özellik ... 
      
      Saygıyı sözlük anlamında bırakmadan hayatın alanında uygulayarak yüksek ses ile konuşmanın haklılık olduğuna kendimizi inandırmadan, tebessüm eksik etmeden samimi, kalplerinin güzelliği ile söylemleri doğru şekilde eşleşen insanlarla tanışmak dileğiyle... Pazartesi sendromu başlamadan ben yazılı okumaya devam 😊 Sizin şu sıra hayat temponuz nasıl? Beklerim yorumlamalarınızı...

17 Mayıs 2019 Cuma

ENERJİ?



                       Enerji?... Çok yorgunum şu sıra 5.sınıfların yazılı sorularını hazırlıyorum. Sanırım sıkılınca bloğuma girip yazı yazıp biraz da olsa ilgimi başka bir yöne aktarmak istedim. İftar sonrası uyumadan önceden çok az bir zaman var sanki; oldukça hızlı geçiyor zaman ve sonrası sahur derken saat 06.30 uyanma saati ve yarım saat içerisinde okula yetişme telaşı... Adana'nın son iki gündür inanılmaz sıcaklarını da saymazsak aslında bu hafta hızlı geçti. İnanılmaz derken; son iki günün sıcağı Temmuz ayını anımsatmak bir yana adeta evet şu an Temmuz sıcağı dedirtti. Bunaltıcı; yakıcı... Hazırlanmak için çok az vakit kalınca üstüne böyle bir sıcak cildim için sadece yüksek koruma faktörlü güneş koruma kremi kullanabiliyorum. 

         Geçen haftalarda bir şekilde fırsatını bulup Watsons'a uğramıştım. Fruida maskeler için.... Bu maskeleri çok seviyorum. Kore ibaresini gördüğüm an zaten kozmetik bende mutlaka deneme isteği uyandırsa da bu maskeyi öncesinde kullanmış hatta hafta da bir mutlaka uygulamalısın telkini ile fırsat buldukça satın almıştım. İkinci üründe %70 indirim kampanyasından son olarak alsam da bittikçe alacaklarım listesinde çoktan kendisine yer edindi. 

*Fruida Citrius Aydınlatıcı Etkili Maske içeriğindeki zengin vitamin C ile cildinize canlı bir görünüm kazandırmaya yardımcı olur. Bu maske, fiber kullanıldığı için cildinize iyi bir şekilde yapışır. Hassas ciltler için uygundur. Serumun cildinize eşit bir şekilde dağılabilmesi için nazikçe uygulayınız. Her gün kullanabilirsiniz.

*Fruida Yeşil Üzüm ile gözeneklerinizi sıkılaştıran maske; Cildin yağ ve nem dengesini koruyan Green Grapes serisi aynı zamanda gözenekleri sıkılaştırarak cilt dokusunu iyileştiriyor. Pore Control Scrub Cleansing Foam, ölü deriyi ve sebumu temizleyen bir cilt temizliği sunarken Pore  Control Cream içerdiği %89 oranında yeşil üzüm özü sayesinde cilde uygulandığı andan itibaren cilde yoğun bir bakım sağlıyor. Yağ dengesini sağlarken cilt tarafından hızlı bir şekilde emiliyor.

Kullanımı: Yüzünüzü yıkadıktan sonra tonik uygulayınız. Ardından kağıt maskeyi yüzünüze eşit olacak şekilde yerleştiriniz. 10-20 dakika bekleyiniz. Maskeyi çıkarın ve serum cildiniz tarafından tamamen emilene kadar nazikçe uygulayınız. 

     İki maske benim favori maskelerimden...Vitamin C; ferahlık ve sağladığı canlılık görünümü ile yeşil üzüm maskesi de güzel kokusu yağ dengesini kontrol özelliği ile belirgin şekilde vaat ettiklerini gerçekleştiren maskeler arasında yer edindi. Bu markanın farklı ürünlerini de kullanmak istiyorum. Kolay emilim ve kullanım sonrası yapış yapış hissi bırakmaması ile hafif bir maske.

Güzel bir hafta sonu olsun... Yoğun, yorgun, koşturmalı biraz da stresli günlere inat cildimizi unutmamak gerek öyle değil mi? Beklerim yorumlarınızı...
                          

11 Mayıs 2019 Cumartesi

DENEBUNU*ELİDOR KUTUSU


YORGUNLUK.... Tek kelime ile haftamın özeti...Özellikle oruç iken sabah altı da uyanıp okula koştur koştur yediye yetişebilmek sanırım kan şekerimi düşürüyor. Hiç uyuyamıyorum. Tahtada başım döndü çok fena o an başımın dönmemesi için çok dua ettim. Bu işe ihtiyacım olmasa sanırım bir kez daha düşünürdüm çünkü okul bitmesine çok az kaldı. Bu ara kansızlık fena şekilde etkiliyor. Gelecek haftayı iple çekiyor muyum? Hayır sadece bir an evvel bitmesini istiyorum. Kuşak farkı kısmında çok da fark var mı bilmiyorum ama öğrenci iken öğretmenlerimi bu kadar yorduğumu düşünmüyorum. Özellikle son haftalar kalmış iken öğretmen değişikliği hele ki ücretli öğretmen isen sanırım pek kaale alınmıyorsun. Çok üzücü... Öncesinde halk eğitimde görev aldığım için okulda ilk kez öğretmenlik yapmaya başladım. Büyükler ne öğrenirsem benim için önemlidir derken küçükler için bir çığlık atma dünyası sanki. Sınıfta öğretmen olduğuna aldırmadan ayakta yürümek de değil koşmak; kavga etmek sayamayacağım bir sürü durum. Çocuklarımıza saygı duymalıyız ki onlara kendilerine duyulan bu saygının anlamını bilip büyük; öğretmenlerine saygı duysun. Yorgunluk notu olsa da geçen hafta denebunu kutusu şansım bana güldü. 





Denebunu*Elidor doğanın enerjisi kutusu elime bu kadar kısa sürede ulaşacağını hiç düşünmediğim bir kutu idi. Kutusu dahi çok güzel koktuğundan merakla açtım. İçerisinde Elidor Doğanın enerjisi (Kalın ve Gür görünen Saçlar için)Avokado ve üzüm çekirdeği yağı şampuan ve Elidor Doğanın Enerjisi 48 saat kalcı koku ve yumuşaklık süper saç kremi ( Avokado, Üzüm çekirdeği yağı/Gür saçlar)



Bir şampuanın bu kadar güzel kokması inanılmaz.... Bu ara kullandığım sabit bir şampuanın bitmek üzere olması ve böyle bir kutunun gelmesi hayat mutluluk sebepleri veriyor dedirtti. Kalın ve gür görünen saçlar benim saç tipim bir kez kullandım ve daha sonra ayrıntılı olarak yorumlamak istesem de beğendiğimi belirtmeliyim. Özellikleri;
* Avokado yağı besleyiciliği ve nemlendirme özelliği ile bilinir. Üzüm çekirdeği yağı da güzel bir koku sağlayarak besleme ve koruma özelliğine sahiptir. 
*İlk kullanımdan itibaren saçlarınızın kalın ve gür görünmesini sağlar. 

 
*Avokado ve üzüm çekirdeği yağı içeren özel formül sayesinde ilk kullanımdan itibaren saçlarınızın kalın ve gür görünmesini sağlar. İçerdiği koku incileri sayesinde saçlarındaki eşsiz koku saçlarında kalır.
*Paraben ve renklendirme içermez.
*Avokado yağı besleyiciliği nemlendirme özelliği ile bilinir.  Üzüm çekirdeği yağı da güzel bir koku sağlayarak besleme ve koruma özelliğine sahiptir. 
-Şampuan sonrası saç diplerine değdirmeden boylarına eşit miktarda uygula, uçlarına ise bolca sür. İyice durula. 

    Bu ikiliyi denemekten mutlu oldum. Bu seri bittiğinde saç memnuniyetime göre diğer çeşitlerini denemek istiyorum. 
 Güzel bir hafta olsun; sağlıkla küçük sürprizlerle dolu biraz saygı biraz da anlayışla... Beklerim yorumlarınızı...

6 Mayıs 2019 Pazartesi

HOŞGELDİN RAMAZAN

   
                Bizi bir Ramazan'a daha kavuşturan Allah'ım hamdolsun... Ramazan yalnızca aç kalmak değildir; kalbimizi tüm kötülüklerden sakındırmak; dilimize hakim olmak; sabrın imtihanını geçebilmektir. En çok anlamak; belki de uzun zamandır yapmadığımız bir şey... Anlamak... Anlamak için dinlemek; gözlemlemek empati denen olguyu düşünmek gerekir. Yorgun bir insana neden yorgunsun demek yerine bazen bir tebessüm bazen de küçük bir hatırlatma ile yanında olduğunu belirtmek gerekmez mi? Bilmiyorum... Beklentilerimi azaltmam gerektiğini söyleseler de insan kalbinin güzelliğine daima inandım. Küçücük gibi duran her bir detayın güzelliğinin mutluluğuna inandım. Kış mevsiminin cesaretine; baharın güzelliğine yazın tüm bunaltıcı sıcağına rağmen yıldızların canlılığına sonbaharın ise düzenine... Rutinlikteki derinliğe...

          Tamamlayamadığım yığınla şeye rağmen yaş aldıkça anlıyor insan. Kalp kırgınlıklarının ağırlığında kaldıkça büyüdüğünü... Elimde bu ara yeniden Matmazal Noralya'nın Koltuğu/Peyami Safa kitabı var. Kimi dönemlerde okuduğum kitapları yeniden okumayı seviyorum. Değişimi altını çizdiğim paragrafların artmasında; aldığım notlarda hissediyorum...
"Ne hayat! Ne hayal kırıklıkları! İnsan inanamıyor..."

       Mayıs; Haziran; Temmuz benim için sınav ayları. Bitmeyen bir kısır döngü gibi gelse de uzak mesafedeki arkadaşlarımın kalbini hissetmek onların verdiği moral şu sıra oldukça iyi geliyor. Tezimi ben yazmaktan yoruldum; tez danışmanımın oralı olmaması derken iki dönemdir çıkmayan ücretli öğretmenlik dönemin bitmesine çok az bir zaman kala çıktı; bir aylık bir koşuşturma bir kenara ulaşım için bulunduğum yere bir saatlik mesafede olması okulun; ayrıca ulaşım için vasıtanın çok sınırlı olması bakalım beni nasıl zorlayacak!

     İşsizlik en azından bir aylık mola versin değil mi? Özlemiştim ders anlatmayı... Bu ay da beni tanımasanız da  dualarınızda yer verirseniz çok sevinirim.  Bu yaz bitmeden aynı döngüde değil de bitmiş bir yüksek lisans; en azından düzenli bir iş gelecek yıl için sınavsız bir yıl olur...
Hayırlı Ramazanlar yeniden...




               

1 Mayıs 2019 Çarşamba

ÇİLEK TARLASI





Mayıs ne çabuk gelmiş böyle! Nisan ayının çok çabuk geçtiğini bugün anladım. Ramazan ayı gelmeden önce geniş kapsamlı bir ev temizliği; odamda küçük çaplı eşya değişiklikleri derken sanki gün kum saatindeki kumlar gibi hızlandırılmış bir şekilde geçti. Bu arada son üç gündür bahardan direkt yaz mevsimine geçen bir Adana var. Biliyorum bahar gelmesini çok istesem de Adana için bahar yaz esintili geçer. 32 dereceyi gün içerisinde şimdiden görmek umarım yaz çok bunaltıcı geçmez dedirtti. Baharın yaz esintili geçmesi ise akşamın güzelliği... 




Ama bu sıcakların bir iyi tarafı var elbette ki; keşfetmek... Kış benim için pek iyi geçmemişti çünkü. Çok fazla dışarı çıkmamıştım. Oysa ki görmediğim yerleri görmek;yaşadığım şehirde turist olmaktı dileğim...Bazen tek başına bazen de sevdiğin insanlarla... Bu hafta sonu ailecek çilek tarlasına gitmiştik; fotoğraflar oradan. Bu çilek tarlası için araba ile yarım saat yol aldık. Son üç yıldır bir türlü fırsat olmuyordu gitmek. Hani özenmiyor değildim yani. Topraktan kendi ellerimle topladıktan sonra hormonsuz ve taze çilek yemek; dalından yemek... Şehir hayatı ile birlikte topraktan uzaklaşırken meyve ve sebzelerinde doğal halini unuttuk zamanla... Değerini de belki de... Adana; sarı sıcak renginde;  turunçgil ve pamuk tarımında kendini belli etse de aslında tüm meyveler için bir cennet. Seyhan gölünün hemen kenarındaki bu köye doğru yol alırken manzaranın güzelliği bir kenara bu kadar yakın iken nasıl daha sık gelemedik soruları; zamanımız olmadı ki cevabında bir parantez açtı kendine. O parantez belki de hayatın özeti. Sürprizler ya da mucizeler beklerken kaçırdığımız hayatın parantezi. 

İki gündür evde çilek kokusu hakim. Marmelatlar ve reçeller hazırlanırken darısı vişne reçeline diyorum. Ancak yaylaya gitmek için biraz daha zaman var. Yaşamda alışkanlıklarımız bir çerçeve çizse de renklendirmek biraz bizim elimizde. Öğreniyoruz... Her gün; her an zamanın her diliminde.  Sevin Çokum alıntısı ile; "Öğrenmenin yaşı yoktur. Bittiği, durduğu yer yoktur." yazımı sonlandırırken Mayıs ayı çok tüm renkliliğiyle; keşiflerle bol kahkahalarla geçsin dileğiyle... (Bu ara Mazi Kalbimde Yaradır/ Dilek Türkan çok sık dinlemeye başladım yeni yeniden... Sizlerde dinlemek isterseniz oldukça iyi bir yorumlama...)













25 Nisan 2019 Perşembe

KALBİN SIRLARI


  "Aşk güzel bir kuş
Yakalanmak için yalvaran
 Ama yaralanmaktan korkan."(Halil Cibran/Kalbin Sırları)
                     
        Böylesine güzel tasarımlı kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. Belki ışıktan belli olmayabilir ama pembe ve çiçeklerin iç içe geçtiği kapak sayfasına özel bir çaba harcandığı belli olan bir kitap; Kalbin Sırları... Halil Cibran'ın okuduğum ikinci kitabı; Gezgin kitabına kıyasla daha şiirsel ve ahenk oldu bir kitap. Belki de daha çok ruha dokunan... Sayfalardaki kelimelerin sizlere tasvir ettiği dünyada bir yolculuk başlatan bir kitap. Medeniyetten uzakta olduğunu düşündüren bir kahramanı anlatımlarıyla yaşatırken kahramanın verdiği cevap ile;

"Medeniyeti bıraktım çünkü onun eski ve çürümüş bir ağaç olduğunu gördüm, kuvvetli ama korkunç, kökleri ile yerkürenin karanlığında düğümlenmiş, dalları bulutların ötesine taşmış ama tomurcukları hırs, kötülük ve suç,meyveleri ise elem, sefalet ve korku saçıyor."

      Bir kez daha soruyorsunuz... Neden bu kadar üzgün düşüncelerin ve kalbin... Seni yoran hayatın kendisi mi yoksa insanlar mı? Yine kitaptan bir alıntı:

"Yaşlı: İnsanın adına savaşıp öldüğü aşk
Meyve vermeyen bir çalılık misali
Güzel olan aşk, ruhun derin kederi gibi
Anlamasına sebep olacaktır canlandırıp kalbi.
Yanlış kullanıldı mı
Mutsuzluğun, tehlike alametinin
Ve karanlığın kara bulutlarının
Levazımcısı 
İnsanlık yollar geçen sevgiyi
Götürüyor olsaydı inançsız bir amaca
İtiraz ederdi oradaki aşk var olmaya.
Aşk güzel bir kuş
Yakalanmak için yalvaran 
Ama yaralanmaktan korkan..."

      Kimi yazarlar anlatacakları her duyguyu, olayı binlerce kelime ardına saklar. Kitaplarını okudukça sakladıklarını bulmak için çabalarız. Kimi yazarlar ise hayata dışarıdan bakmaz içindendir; anlatımları. Komşumuzu, özlemlerimizi hatta hayallerimizi buluruz, o kitaplarda. Halil Cibran ise hayal kırıklıklarını, insanların göstermekten korktuğu kibirlerini hatta kızgınlıklarını, hüzünlerini en sevdikleri tarafından gelen ihanetleri, yargılamadan anlatan bir yazar. 

     Kalbin Sırları kitabında ise hikayeler ve şiirler sorgulayıcıdır; yol alırken uğranılan duraklar merak edilmiş ve üstünkörü anlatılmamıştır. Bu özelliğini oldukça sevdim. Evlerin,yolculukların ve insanların kendine has özelliklerini binlerce kelime ardına saklamadan etkileyici bir şekilde bu kitapta bulabileceğinizi düşünüyorum. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum :) Benim için özel kitaplar rafında kendisine çoktan yer edindi bu kitap. Beklerim yorumlarınızı...

22 Nisan 2019 Pazartesi

GEZGİN


       "Istırap içindeki insanoğlunun amaçsız bir döngüyle sarmalanmış varoluşunun sorgulandığı bir öyküler silsilesidir. Sorgulayıcıdır ancak yargılayıcı değildir."(Tanıtım yazısından)

         Halil Cibran... Alıntıları ile tanıdığım hikayelerini okuma fırsatı bulamadığım bir yazardı. Halil Cibran alıntılarını paylaşan arkadaşım yazarın hayatının hikayelerindeki duygularının yansımalarını; görebileceğimi daima söylerdi. Bazen kendime kızıyorum yazarların hayatları ile eserlerinin yansımaları elbette olacaktır ama bire bir benzeştirmek belki de benim duygusallığımdandır... 

     Gezgin, içerisinde tek bir hikayenin yer almadığı adeta bir hayat yolculuğu. Herbir hikayede notlar alırken kitap bittiğinde yazarın yaşamı hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsunuz. Bakmak fiilindeki farklılığı, insanların zihinlerindeki hayata karşı açtıkları pencerelerini okudukça hissediyorsunuz. Hiç böyle düşünmemiştim; bunca kırgınlık ve kırılganlık günümüz dünyasında ne kadar ayakta kalabilir ki söylemleri ile baş başa kalıyorsunuz. Her bir insanın farklı bir dünya olduğunu ve o dünyadaki edindiğim yer ile yaş almayı görüyoruz bu kitapta. 

"Canınızı kurtarın, uygarlık peşimizde"

"Demek siz de benim gibi kayboldunuz! Kaybolmak ne güzel değil mi?"

     İki alıntıyı paylaşmak istedim ama paylaşırken oldukça düşündürecek olan alıntıları not edindim. Bu kitap benim için de farklı bir pencere oldu. Hayatın rutininde hassas ve kırılgan kalplere sahip olunsa da göstermekten kaçındığımız zaman diliminde yazar kalemini esirgememesi ile hatırlatmış bizlere. 
   Kitapta yer alan hikayelerden olan DELİ hikayesinin bitiş yazısı ile yazımı sonlandıracağım... Okumanız için kesinlikle tavsiye ettiğim kitaplardan ve bu kitabın mevsimi kış sonları sanki. Bahar hemen karşıda el sallarken ardımıza istemsizce baktığımızdaki gördüğümüz bir gece ayazı tadında...

     "Hayır" dedim. "Ben sadece ziyaretçiyim."
O zaman bana dedi ki: "Ha o zaman sizde duvarın diğer yanındaki deliler evinde yaşayanlardan birisiniz..."






15 Nisan 2019 Pazartesi

FARKLI ZAMAN DİLİMLERİ


(İnstagram'da paylaşmıştım. Baharı çiçeklerde görmek bir gülümseme bırakmak gibi hayata)


Şubat görünümlü Nisan... Geçen hafta bahar geldi derken yağmur ve soğuk uğradı yine. Bu geçiş mevsimleri bana pek iyi gelmiyor. Ani rüzgarlar bir anda bünyeyi zayıf düşürüyor çünkü. Bahar renkleri ile muazzam bir güzelliği içerisinde barındırsa da yaz bir başka. Yaz; doğduğum mevsim... Sıcaklar bunaltıcı olsa da hayat yaz mevsiminde daha hızlı akmakta. Rutinliğe alışmaktansa zamanın hızlı akmasına bu ara ihtiyacım var sanırım.

Kelimelerin yüklemlerini aradığı yolculuklarda noktalama işaretleri biraz havada kalıyor sanırım. Bahar yorgunluğu... Ama bu yorgunluk yine kelimelerin oluşturduğu resimlerde ve o resimlerdeki hikayelerin canlanması ile geçiyor. Okuduğum kitaplar ve anlatı yazı dizisi olacak sanırım bu hafta. Halil Cibran yazı dizisi hatta. Alıntılarını sıklıkla gördüğüm okumalıyım ama ne zaman dediğim ve sonunda okuduğum kitapları ile güzel alıntılar bıraktı not defterimde. 

Bu ara biraz dizi sıkıntısı çekiyorum. Tavsiyelerinizi beklerim. Çünkü izlediğim dizilerde sonlandı birer birer :( Vampir Günlükleri sonrası Klaus hayranı olarak The Orginals devamı Legacies  sezon finalinde ki sanırım bu dizi hakkında da bir yazı çıkar. Beklentilerim çok büyüktü ama ilk dizinin devamının devamı olarak beklenti altı kalsa da bir merak uyandırmıyor değil hani! The Big Bang Theory o da son sezonunda ama biterken Sheldon özleyeceğim karakter sen olacaksın. İçinde ne varsa çekinmeden söyleyen; kendine has karakter :) 

Daha sık yazı yazmak dileğiyle diyorum. Yazarken fark ediyorum yazmayı özlediğimi. Kelimelerle insan yorulur kelimelerle mutlu olurken haftaya müzik listemi bırakayım. Bir sonraki yazıma da beklerim :)
* Nancy Ajram/ W Maak
*Redone Berhil Awah
*Saad Lamjarred/Wana Mali
* Sertab Erener/ Olsun
*Dhadak filmi (beklenti altında kalan bir film olsa da müzikleri inanılmaz ) Pehli Baar 


4 Nisan 2019 Perşembe

BEAULIS ÜRÜNLERİ


Nisan... Kış esintili portakal çiçekli; gün içerisinde güneşin kendisini ara ara gösterdiği yaz öncesi en güzel ay.  Mevsimlerin en heyecanlı ayı bence. Portakal çiçeklerinin canlılığında sarı sıcaktan önceki turuncu serinlik.... Portakal çiçeği festivali pazar gününe kadar devam ediyor. En güzel fotoğrafı değil ama mutlulukla çektiğim fotoğrafları paylaşmak istiyorum bakalım. 
Mart ayında kısmen de olsa Gratis'de uygun fiyatlı ve kaliteli ürünler için alışveriş imkanı bulmuştum. Bu ara çok fazla makyaj yapmasam da Beaulis Touch It toz allık beğenerek kullandım. Katılmam gereken birkaç düğünde... Fiyatına göre beklentimin üzerinde bir üründü. Hafif bir şekilde kullanmama rağmen kalıcılık oldukça iyiydi. Doğal duruşu ile kısa zamanda bitireceğimi zannetmesem de tavsiye edeceğim ürünler arasına girdi.  Şu an da fiyatı sanırım 17-18 lira...






Beaulis Touch It Toz allık;
*Allık yanakları renklendirirken cilt üzerinde ipeksi bir his yaratır.
*Özel formülü sayesinden çok kolay dağılır ve ışığı eşit bir şekilde yansıtır böylece kusurları gizlemeye yardımcı olur.
*Ufak bir dokunuş ile yanaklarda canlı bir görünüm.



-Beaulis Surf It Parlak Likit Ruj 253 Mango (14.90 TL)

-Beaulis Surf It Parlak Likit Ruj 256 Bird Of Paradise (14.90 TL)

*Yüksek örtücülüğü ve kremsi yapısı ile rahatlıkla tüm gün dudaklarınıza eşlik eder.
*Yumuşak aplikatörü tek sürüşte yoğun renk verir.
*Birbirinden canlı renklerin dudaklarında kaymasına izin ver. 

253 Mango benim;256 Bird of Paradise ise ablamın kullandığı likit ruj. İkimizde denemek için almıştık ki şu an fiyatı 14.90 olsa da indirimde 10 liraya aldığımı hatırlıyorum. İkimizinde ortak yorumu kalıcılık beklenti üstü. Denemek için aldığım bir ürünün kalıcılığının bu kadar iyi olabileceğini tahmin etmiyordum. 256 Bird of Paradise günlük kullanım için oldukça uygun bir renk. Turuncu- pembe karışımında doğal bir duruşu bulunmakta. 253 Mango ise daha canlı bu yüzden hafif bir şekilde uygulama yapmak daha iyi. 
Şimdilik yorumlarım bu kadar... Beklerim yorumlarınızı. Güzel bir ay olsun :) 






30 Mart 2019 Cumartesi

ASHLEY JOY ŞAMPUAN YORUMLAMALAR


Mart ayı bitiyor mu sahiden? Benim için fazlasıyla uzun süren bir aydı, oysa. Bahar güneşini yansıtırken, son üç gündür adeta kış geri geldi. Eskisi gibi kış ayları değil bahar ayları daha bir yağmurlu sanki. Dışarı çıkmalıyım havası yerine; kitap okumak ve film izlemelik havalar... Yeni şeyler öğrenmelik havalar! Hafta içinde bana hediye edilen küçük saksı çiçeğinin bakımını araştırmalı, elimdeki yeni kitaplardan notlar almalı en önemlisi kalın bir defter almalıyım. Yazmaktan uzak kalmayı istemiyorum. Bu arada portakal çiçekleri de kendisini ufaktan belli etmeye başladı gelecek hafta sonu festival haftası olacak :) Instagram da bol fotoğraf paylaşma dileğiyle diyorum uzun zamandır yazmak istediğim incelemeye geçeyim...

Eski yazılarımı okuyanlar bilir şampuan arayışına bende alıştım; yeni şampuanları deneyen saçlarım da... Ne zaman aldığımı hatırlamamakla birlikte 45 TL olan Ashley Joy şampuanını 27 TL gibi bir fiyata indirimle satın almıştım. İyi ki deneme şansı bulduğum ürünlerden oldu. Yanında küçük tester gibi saç maskesi hediyesi de vardı. 

Ashley Joy Antifrizz Şampuan; 

*Saçlarınızı kabartmadan pürüzsüz görünüm elde etmenizi hedefler. İçerisindeki avokado yağı ile saçların yumuşak, esnek, kola şekil alabilir ve parlak olmasını desteklerken, saçı nemlendirerek elektriklenmeyi önlemeye yardımcı olur. Düzenli kullanımda saçlarınızı kontrol altına alır, sakinleştirir. 

*Paraben ve Parafin içermez.

*Kuru ve kalın telli saç tipleri için idealdir. 

Kullanım;
*Saçlarınızı ıslatınız, köpürterek uygulayınız. İyi sonuç elde etmek için şampuanını uyguladıktan sonra 5 dk bekletiniz ve durulayınız. İhtiyaç duyduğunuzda tekrarlayınız. 

Vaat ettiklerini gerçekleştiren bir şampuan. Uzun süre kullanıp öyle yorumlamak istedim. Eksi ve artı yönlerini belirginleştirmek adına. Çeşitleri olan bir ürün. Benim avokado yağ içerikli olanı tercih etmemin sebebi kuru ve kalın telli saçlar için olması idi. Kabaran ve elektriklenen saçlar için ideal bir ürün. Saçları gerçekten sakinleştirip; yumuşaklık veriyor. Görünüm açısından da daha düz ve parlaklık sağlıyor. En önemlisi de benim için dökme oranında artırım yapmadı. Şampuan değişikliklerinde ciddi şekilde dökülmeler artıyor çünkü. Ama şunu da belirteyim çok çok az saç dökülmesi yapan şampuana hala rastlamadım. Bu kısım biraz yarım artı gibi :) Şampuanın kapak kısmı sert açılıyor, zorlanıyorsunuz ama önemli bir eksiklik değil. Benim için en özel artı özelliği ise şampuanın kokusunun uzun süre kalıcı olmasıydı. Kullanım sırasında fark etmiyorsunuz belki ama duş sonrası saçınızdaki kokunun kalması güzel bir durum. Bazı şampuanların özellikle parafin ve paraben bulunmayan şampuanlar için diyeyim duş sonrası saçınızdaki kokusunu sevmeyebiliyorsunuz. Ben kahveli şampuanları hiç sevmemiştim. Şimdilik bu kadar yorumlarım.  
Beklerim yorumlarınızı... Güzel bir hafta sonu olsun...


25 Mart 2019 Pazartesi

DÖNÜŞÜM


      "Bir pazarlamacı olan Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendisini yatağında büyük bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. Odasına baktığında her şey normal göründüğünden olanları unutmak için uykusuna geri dönmeye karar verir. Yan dönmeye çalışsa da, yeni vücudundan dolayı bunu yapamayacağını fark eder..."Kısa tanıtım yazısından...

          Kafka'nın okuduğum ikinci kitabı Dönüşüm! İlk kitabı Milena'ya Mektuplar... Yazarın kendi hayatı ile eserleri arasındaki bağın düşsel gerçekliğinde oldukça anlamı bir kitap. Belki bir solukta okumak istemeyeceğiniz ancak sayfalarında durdukça kalbinizle aklınızı hayatın kefelerine koyarak karakterlere yorum yapacağınız bir yolculuk sizleri bekliyor.

       Sıkça seyahat etmesi gereken satış elemanı Gregor'da görülen derin bir alışkanlık... Babasına kendisini ispatlamaya çalışırken evin tüm yükü onun omuzlarında hayatın düzenine alışmıştır. Beklenti içerisinde değildir hatta yer yer neden sorusunu sormadığını ben sordum. Bu kadar sizi önemserken neden beni bu şekilde kabul etmiyorsunuz... Bu soruyu sormuyor Gregor. Babasının iflası sonrası hiç dokunulmayan Gregor'un biriktirdiği maaşı ile küçük bir hayat kurulabilecekken; Gregor'un kız kardeşi için tasarruf edip onu konservatura gönderme düşüncesinin hassasiyetinde Gregor bir böcektir. Öncesi yoktur sonrası içinse Gregor'un bu durumu sadece bir külfettir. Yer yer üzüldüğüm, aileyi anlamayı düşünsem de başka türlü de davranılabilirdi cümlesini sıklıkla tekrar ettiğim bir yağmurlu mevsim kitabı :) Kafka'nın babası ile sıkıntılarından doğduğu söyleniyor bu kitabın.... Yazımı bir alıntı ile bitirirken beklerim yorumlarınızı...

     "Biraz daha uyusam bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim?"(Dönüşüm)

20 Mart 2019 Çarşamba

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU YORUMLAMALAR


          Bahar geldi mi, bulunduğunuz şehre? Bugün Adana 23 derece idi... Geçen hafta yağmur bahardan bir parçaydı sanki. Mevsimlerin en renklisi ve belki de en tatlı zamanı; bahar... Gün boyu süren bir çeşit gün ve gece kovalamasında sıkmayan, kırmayan, üzmeyen ve umut dolu bir mevsim! Bu ara okumayı ertelediğim tüm kitapları okumaya başladım. 

         Sanırım hayatın molalarını anlamlı değerlendirme zamanı... Gelelim kitaba;Platonik bir aşk öyküsü... Popüler kitaplar acaba abartılıyor mu derdim ama yanılmışım. Okumaya başladığım an ara vermeden okuyup bitirdiğim etkileyici yer yer sorgulayıcı olduğum bir kitaptı... Klasik ancak etkileyici bir paragraf not aldım hemen;

       "Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bit taşa basarcasına üstüme basan, hep ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyişi içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?"

     Kitabın kahramanı yazar R, yoksa bilinmeyen bir kadın mı? Bir mektup ile hayatınızdaki büyük boşluğun farkında olabilir misiniz? Bir gün hiç ummadığınız anda nasıl bir boşlukta yaşadığınızı fark etmek... Çok fazla cevaplanması gerektiğini düşündüğüm sorularla ve üç noktalarla dolu bir kitaptı benim için. Bilinmeyen kadın ise gerçekten mi; aşkının farkında bile olmayan birisi için tüm hayatınızı bir mektuba sığdırabilir misin? sorularını biraz anlamaya çalışarak biraz da kızarak sorduğum karakterdi. Mektuptan anlaşıldığı üzere henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta hayatınız belirli bir alışkanlıkla devam ederken farklı bir pencerenin açılması ile bir rüyada bulunduğunu sanmak. Yan komşusu olarak gelen yazar, yaptığı yolculuklarla, yardımcısı ile alışkanlık diyarına gelen hareketlilik. Bilinmeyen kadın, yazarın tavırlarından oldukça etkilenirken adeta takıntı haline getirdiği bir aşk rüyasına kapılır. Üzülür, yazarın hayatını ezberlerken mutlu olur; sever... Yazar farkında bile olmaz. Aradan yıllar geçer; bilinmeyen kadının fedakarlığı ile aynı sokakta yeniden karşılaşırlar yine tanımaz. Binlerce kez geçse yine tanımayacaktır. Ve bir gün pes etmeyen bilinmeyen kadın yazarla bir gün geçirse de bir beyaz gül anısı ile tanınmadan ayrılır. Yazara her doğum gününde gelen beyaz güllerin sahibi bilinmeyen kadındır. Aslında bilinmeyen kadının mektup yazma sebebi ise biraz tahmin edilebilir ve acı bir sebep. Bu sebebe rağmen yazılan sözcükler; adeta sinir harbi yaratabilir okurken.

"...ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur..."

"Fakat kim? Kim şimdi sana doğum gününde beyaz güller gönderecek? O vazo boş kalacak; yılda bir kez de olsa etrafında dolaşan cılız nefesim de yok olacak..."

        Aşk defalarca anlatılsa, binlerce sayfa yazılar yazılsa; hikayelerin hikayesi anlatılıp bir masal olsa da karşılıklı olduğunda güzel sanırım. Yazarın tavrı; duygusal açıdan tezatlıklar ve bilinmeyen kadının bitmeyen hayranlığı, asla suçlayıcı olmaması ile okunması için tavsiye edebileceğim kitaplardan... Beklerim yorumlarınızı...

12 Mart 2019 Salı

MEVSİM KARARSIZLIĞI


             Aynı gün içerisinde dört mevsim yaşama mevsimi Mart... Bahar mevsiminin ilk ayı olan bu ay şu sıra bulutlu; güneşi ise biraz çekingen. Ama bu ayı seviyorum. Kış mevsiminin ağırlığının kalkacağına dair umutlu ve biraz da meşgul bir ay. Çünkü izlemek istediğim filmler, okumak istediğim kitaplar ki gelmek bilmeyen kargolar :( ve gitmek istediğim yerler var. Evgeny Grinko konseri bunlardan biriydi ama kısmet olmadı. Türkiye Turu kapsamında Adana'ya gelmesi; sevdiğim bir arkadaşımın hatırlatması ile haberim olsa da gidemedim. Oysa Jane Maryam Şubat ayı boyunca dinlemekten vazgeçemediğim sözsüz rüya idi. Eğer dinlemediyseniz tavsiye ederim. Garip bir hüzün barındırsa da bana iyi geliyor. Şu sıra yazmak ve izlemek en iyi seçenek. Konuşsam da işine gelmeyecek nasılsa kelimelerime yazık diyebileceğim çok durum var.
     Yine de değişimin oluşturduğu yenilenme zamanı :) Bitenlerin yerine yenisi gelmeli. Beyonce Heat parfüm deodorant roll-on; deodorant parfüm üçlüsünde sevdiğim bir koku oldu. Farklı kokulardan şekerli ve biraz baharatlı ancak kalıcı kokuları seviyorum. Yıllardır Cecile serisinden vazgeçmememin aslında bu. Ağır bir koku değil ancak kalıcılığı desteklemelerle iyi. Antonia Bandares serisi (Kalıcılığı çok iyi)ve Yves Rocher Tendere Jasmin alışkanlığımın en güzel köşesinde.  Yasemin kokusu bana yazı hatırlattığı için kullanmayı seviyorum. Ancak günlük kullanımda Beyonce Heat ürünü sevdim. Genel olarak fiyatı 25 ile 35 arasında ama ben 20 liraya almıştım. Gratis'te satılmakta bu ürün. Etkili, tatlı ve güzel bir kokusu var. Cecile diva ile karıştırarak kalıcılığını artırdığım için kış süresince sevdiğim ikililer arasında yerini aldı. 
      Beklerim yorumlarınızı... İlkbahar hayatımıza güzel sürprizleri ile gelsin inşAllah...