25 Nisan 2020 Cumartesi

GOOD OMENS

GOOD OMENS

Haberleri kimi zaman izlemek istemiyorsunuz değil mi? Çekirge istilası, virüs etkilerinin önümüzdeki senede görüleceği, okulların eylül ve ekimde açılması için çabalandığı ama telafi eğitimlerin belirsizliği derken bugün biraz daha dingindi düşüncelerim. 
Orucun ilk günü çok şükür güzel geçerken iftarımızı da yapınca elim bilgisayara gitti. Taslak halindeki yazılarımı bitirmeye karar verdim. Bu ara izlediğim diziler biraz fazla. Ama sezonluk dizilerde de kısa dizileri izlemeyi tercih ediyorum.

Kıyamet düşüncesine biraz farklı bakan fantastik GOOD OMENS hakkında notlarım,  6 bölümden oluşan mini bir dizi. David Tennat Doctor Who? dizisinde hayran olduğum büyük bir sempati beslediğim oyuncu ki bu dizi de bence oldukça iyiydi. Devamı gelmeli dedim dizi bittiğinde. Fantastik bir kitap uyarlaması olan dizinin konusu ise; şeytanlar ve melekler arasındaki büyük çekişme ve beklenilen hesaplaşmaya dayanıyor. 
Aralarındaki rekabet insanoğlunu da olumlu veya olumsuz etkileyerek dünya tarihini oluşturmuştur. 
Şeytan taraftarlarının büyük planı olan tarihte dünyanın sonunu getirmek ve bu durum için hazırlıklar gerçekleştirerek (dizide geri sayım bulunmaktadır) bir hafta sonra Cumartesi günü kıyameti getirmektir.
Bu plan doğrultusunda Crowley(David Tennat) a bir görev verilir. Bu görev on bir yıl önce doğan şeytanın oğlunu doğduktan hemen sonra bir aile yanına yerleştirilmesidir.
 Ancak büyük bir karışıklık olur şeytanın oğlu planlanan ailenin yanına verilmez. Crowley bu göreve talip olmasa da yapmak zorunda bırakıldığından istemeyerek de olsa karışıklıkta önemli bir rol almıştır. Cennet ile Cehennem arasındaki büyük hesaplaşma başlamak üzere geri sayım devam ederken bu savaşı önlemek için iki arkadaş çabalamaktadır. 
Şeytan Crowley ve Melek Aziraphale(Michael Sheen). Yanlış çocuğu izlediklerini fark etme yolculukları ve dünyanın sonunu getirecek olan şeytanın çocuğun peşine düşerler. Melek ve şeytan dostluğu pek alışılagelmiş bir durum olmadığından ikisi de hem arkadaşlıklarını hem de insanoğlunun sonunun gelmemesi için olan çabalarını gizli tutarlar. Ancak bilmedikleri şey ise çocuğun peşine başkaları da düşmüştür.
Bu dizide Gabriel karakterinin muntazam ses tonuna hayran kalmamak elde değil; başka karakterlerde var. 
Newton Pulsifer talihsizliği ama güzel gözleri, cadı kökenli Anathema'nın gözlükleri,kıyafetleri bence
izleyebileceğiniz diziler arasına girebilir. 
Beklerim yorumlarınızı...

21 Nisan 2020 Salı

STEFAN ZWEIG AMOK KOŞUCUSU

                                       
      Ramazan'a az kaldı değil mi!
 Sahur ile uyuma saati saati arasındaki dengeyi sağlayana kadar Ramazan ayı geçiyor ama seviyorum. Gecenin o sessizliğini hissederek beklemek güzel bir içe dönüş de sağlıyor. Düşüncelerinin berraklığı diyorum ben.
 Bu arada havalar 28 dereceyi görmeye başladı. Mayıs ayında 30 dereceleri çok rahat görürüz. Yaz mevsiminde doğan birisi olarak zaman geçtikçe akşam serinliği mevsimleri özleniyor sanırım. 

  Şu günlerde okumak istediğim
 çok kitap var özellikle; Kitap Hırsızı filminden sonra Kitap Hırsızı kitabı... Ama sipariş vereceğim sitede bulamadım. Stefan Zweign/Amok Koşucusu Mart ayında okuyup bitirdiğim bir kitap. Hatta elime alıp bitmeden bırakmadım.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı ve Satranç kitabından sonra yazarın okuduğum üçüncü kitabı idi. Yazarın belirgin bir tarzının olduğunu düşünüyorum. Hatta hüzünlü. 
Ana karakterlerin gerçekten saplantılı düşünceleri bulunmakta ya da hayatlarında belirgin bir boşluk, hüsran başarısızlık duygusu ya da aşkın tanımlanamayan her hali, hezeyanları ve psikolojik travmaları... 
Şunu belirtmem gerekiyor; Zweig kitapları bir kez okuduysanız diğer kitaplarını mutlaka okumak istiyorsunuz. 
O içe çekiliş halini hissediyorsunuz. Kitap içerisindeki olay olurken sizlerde okumuyor aslında izliyorsunuz veyahut isimsiz bir kitap kahramanı oluyorsunuz karakterlerin farkına varmadığı...

Gelelim Amok Koşucusu kitabına; Amok(gözü kara, hiddetle saldıran ve öldüren) Malezya- Güneydoğu Asya bölgesinde ve bu bölge kültüründe "cinnet" halini ifade etmek için kullanılan bir tanım. Derin bir depresyon dönemi sonrası ortaya çıkan şiddetli delilik hali gibi, tedavisi mümkün değil son ise oldukça bilindik. Kitapta bu şekilde tanımlanıyor. 

Öyle ki köylüler amok koşucusuna acıyan gözler ile bakmaktan başka bir şey yapamazlar.
Bir deniz yolculuğu ile başlayan kitap sayfalarında yardım istemekle başlayan diyalogların aslında ruhsal açıdan anlatma ihtiyacının bastırılmaması ile devam ediyor. Şu alıntıyı paylaşayım;
"Bana anlatabilirdi... Ona hiçbir şey için söz veremezdim, ama onu dinlemeye hazır olduğumu söylemek bir insanlık göreviydi. Birini zorluk çekerken gördüğünüzde ona yardım etmek elbette bir insanlık göreviydi..."
Anlatan ve dinleyen ikileminde; 
anlatan doktorun büyük bir pişmanlığı sonuna kadar yaşayıp en sonunda ise Amok Koşucusu olma ruh haline doğru aldığı yolculuk, 
dinleyenin ise herkesin bildiği sıradan bir hikayenin aksine görünenden çok daha derin ve anlamlı olduğunu bildiğini ve kendine sakladığını anlatan bir kitap.

"Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet."

"Size içimi açtığım ve duygularımı önünüzde sergilediğim için kendimi
daha iyi hissettiğimi sanmayın sakın. Hayatım paramparça ve hiç kimse onları yeniden bir araya getiremez.
Yazarın diğer kitaplarını da okuduysanız sonunu az çok tahmin edebiliyorsunuz ama
 ben başka bir son düşünmüştüm.
 En azından sona doğru farklı bir yol... 
Bence okuma listenize ekleyebileceğiniz kitaplardan...Beklerim yorumlarınızı...

17 Nisan 2020 Cuma

İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ



   Aslında bugün başka bir yazı paylaşacaktım ama nedense içimden başka yazı paylaşmak geldi. Sohbet etmeyi özledim sanırım. Normalde de evden iş dışında her gün dışarıda olayım eve çok geç geleyim diye düşünmeyen bir insanım. Evde durmayı severken; vaktin bu kadar çabuk geçmesine de şaşıran birisi oldum daima. Ama dışarıda olduğum zaman ise izlemek; izlemenin edindirdiği izlenimleri düşünmeyi özlediğimi fark ettim. Kalabalık olmadan düşüncelerimin sesini duyabilmeyi özellikle... 
Bu süreçte birçok sıradan gelen faaliyetin aslında çok önemli olduğunu anladım. Karşılıklı kahve içmeyi özlediğim arkadaşlarımı telefon ekranından görürken keşke ertelemeseydik dedim. Daha sık görüşebilseydik. Ertelemek zamanın alışkanlığı gibi olmuş aslında. Yarın yaparım; on beş dakika sürem daha olsun; haftasonu yürüyüşe çıkarım. Bir sonraki ay okurum... Doktor kontrolüme Ramazan ayından önce giderim. Hayattaki notlarım diyebileceğim bir cümle; "Bir gelecek zaman kipinde alışmışım ertelemeye. "

NisandaAdana; portakal çiçeği karnavalı için İstanbul'dan arkadaşım gelecekti. Geçen gün onunla konuşurken ne güzel ayarlamıştım kendime aralık oluşturmuştum dediğinde içim cız etti. Üniversiteden beri görmediğim bir arkadaşımdı. Ona Adana turu yaptıracaktım. Çok fazla plan yapmak; zamanı dolu dolu yaşamak yerine geçmiş artık ufacık mutluluk saydığımız mutlulukların da önemini hayat kafamıza vura vura öğretmekte.
Umudumuz baki; inanıyorum ki bu virüs de bitecek ve sağlıkla sevdiklerimize sarıldığımız günler de gelecek. Şimdilik uzaktan eğitim için EBA' ya kaynak yüklemesi yaparken KPSS için de Coğrafya çalışmaya çalışıyorum. Bu arada harika ekmek yapanlara imrenerek baksam da dün yaptığım ekmeğim benim de güzel oldu. Yeni ve sağlıklı tarifler önceliğim ama :) Yazımı bitirirken şuraya dinlediğim hatta artık ezberlediğim müzik liste notlarım; :
*Yalın-Ya Sabır
*Nev-Kelebek(akustik versiyon)
*Levent Yüksel-Zalim
*Sezen Aksu- Ne yapayım şimdi ben?
* Can Atilla-Hıçkırıklar
*Ek Villain film müzikleri- Galliyan
*Dilwale film müzikleri- Janam Janam

Sizler bu süreçte evde neler 
yapıyorsunuz? Beklerim yorumlarınızı...